çünkü olayları değiştiren -bizim içimizde değiştiren- bizim haberimiz olmadan hakkımızda söylenenler değil, yetkili ya da sadece ısrarlı birinin bizim hakkımızda yüzümüze söyledikleridir; açığa çıkaran, açıklayan ve bizi inanmaya teşvik eden sözleridir. Her sanatçı ya da politikacıyı, faaliyetiyle ilgili görüş bildirilen, yorum yapılan her kişiyi tehdit eden bir tehlikedir bu. Bir sinema yönetmeni, bir yazar ya da bir müzisyen dâhi, bilge, mucit, dev diye nitelenmeye başladığında pekâlâ öyle olabileceğine inanabilir sonunda. O zaman kendi değerinin farkına varır ve hayal kırıklığı yaratmaktan ya da -daha da gülünç ve saçma olmakla birlikte başka türlü ifade edilemez- kendi düzeyine ulaşamamaktan korkar, yani göklere çıkarılan önceki eserlerini yaratan -şimdi başkalarının anlattığı, kendisinin de şimdi fark ettiği-kişinin düzeyine. "Demek ki tesadüfi değildi, sezgilerimin, hatta özgürlüğümün ürünü de değildi," diye düşünebilir, "daha o eserleri yaratırken bir tutarlılık ve amaç vardı, bunu öğrenmek ne büyük şeref, ama aynı zamanda ne büyük bir lanet. Çünkü bundan böyle kendi yüzümü kara çıkarmamak için o tutarlılığı ve amaçları korumak, her eserimde o lanet olası düzeyi tutturmak zorundayım; ne büyük facia, ne büyük bir çaba ve işim için ne büyük bir felaket." Aynı şey işi ya da kişiliği herkesin gözü önünde olmayan herhangi birinin de başına gelebilir; eğilim ya da hareketlerinin makul bir açıklamasını, davranışlarının büyüleyici bir tarifini ya da kişiliğinin bir çözümlemesini, yönteminin takdir edildiğini duyması -bunun var olduğunu ya da kendisine atfedildiğini bilmesi- herhangi birinin o mutlu, değişken, tahmin edilemez, belirsiz gidişatının bozulmasına ve özgürlüğünü kaybetmesine yeter. Bizim bilmediğimiz, gizli bir düzen ve bilinçli şekilde dahil olmak