Serkan Öztürk

Serkan Öztürk
@biravekahve
Tükürsek cinayet sayılıyor artık.
Avukat
Kayseri
24 kütüphaneci puanı
168 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Puan vermedi·240 syf.·
2024 5. kitabı
Yıl 1965. Savaşın sona ermesi den 20 yıl sonra, savaş sırasında toplama kampındaki Yahudi esirler üzerinde korkunç tıbbi deneyler yaparak yüzlercesinin ölümüne yol açan Dr. Otto Reitmüller'in Karl Braun takma adıyla ve sahte yaşam öyküsüyle yaşadığı İngiltere'de geçiyor kitap. O güne dek ifşa olmamıştır Braun ve kimse ondan şüphelenmemiştir. Bir yandan sıradan orta sınıf yaşantısını sürdürürken bir yandan da müttefiklerin savaş suçları mahkemesinin 20 yıllık zamanaşımını doldurmak üzere gün saymaktadır. Gazetede savaş suçları için uygulanan zamanaşımı süresinin 25 yıla çıkarıldığını okuduğu günden sonraysa hiçbir şey onun için artık eskisi gibi olmayacak, her an yakalanma korkusuyla yaşayacaktır. Sevdiği kadını etkilemek için uğraşan, hava bombardımanında kaybettiği eşi ve çocuğunu özleyen, basit korkuları alışkanlıkları olan "normal" bir insan Braun. Yeri geliyor azılı savaş suçlusuyla empati kurup onun gözüyle bakıyor okur. Türün diğer örneklerinden bu yanıyla ayrılıyor. Daha da ilgincini sonsözden öğreniyoruz: Annesini holokostta kaybeden Pressburger, Braun'un öyküsüne otobiyografik öğeler de eklemiş. Kitabın yayım tarihinin Arrendt'in Eichmann yargılaması üzerine yazdığı ve tüm dünyada büyük ses getiren Kötülüğün Sıradanlığı'ndan sadece üç yıl sonra olduğunu tam da burada eklemek gerekiyor. Kitaptaki Eichmann göndermeleri de iki kitap arasındaki halkayı tamamlıyor. Savaş esirleri üzerinde acımasız deneyler yapan ve savaş sonrasında hiç yakalanmadan Almanya'yı terk ederek sahte bir kimlikle yeni bir hayat kuran doktorun fena halde Dr. Mengele'nin hayatını da çağrıştırıyor. Nazi liderleri dışında alt düzeydeki savaş suçlularını ele alan romanların ilk örneklerinden biri olan roman aynı zamanda hem akıcı bir gerilim hem de incelikli bir psikolojik roman. Şahsen
Cam İncilerEmeric Pressburger · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024395 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·320 syf.·
2024 13. kitabı
Şu kadarını söyleyeyim, keşke Agatha Christie hep cinayet romanları yazsaydı da casusluk/ siyasi romanlara hiç heves etmesiydi. Frankfurt Yolcusu Kahverengi Elbiseli Adam Bilinmeyen Hedef. Agatha Christie okumak istiyorsanız bunlardan uzak durun.
Frankfurt YolcusuAgatha Christie · Altın Kitaplar · 2020425 okunma
Puan vermedi·288 syf.·
2018 26. kitabı
Trende işlenen bir cinayeti anlatsa da Doğu Ekspresinde Cinayet gibi bir tren (yol) hikayesi beklemiyor okuyucuyu. Yaşlı bir kadın, tren yolculuğu sırasında yanlarından geçen trende işlenen bir cinayete tanık olur ancak gördüklerini anlattığı kimse ona inanmak istemez, bir tek kişi dışında: Christie'nin iki baş karakterinden biri olan Jane Marple. Fahri dedektifimiz Marple akla gelmeyecek bir yol izleyerek izleyerek cinayetin adım adım izini sürer. Agatha Christie'nin romanlarında sıklıkla kullandığı izlekler, unsurlar var. Bir malikane (canına yandığımın İngilteresinde hiç mi varoşlarda cinayet işlenmez?), her biri potansiyel katil adayı aile fertleri, hizmetçiler... Bu romana da klasik bir Agatha Christie romanı diyebiliriz bu anlamda. Hele de yazarın külliyatına hakim olanlar için katilin kimliği (spoiler vermemek için adlı adınca belirtmiyorum), cinayetin işleniş şekli de hiç mi hiç şaşırtmıyor. Henüz tüm kitaplarının yarısınıa bile erişememiş bir okur olarak benzer kurguda en az üç Christie romanı sayabilirim bir çırpıda. Bir çok okur tarafından On Küçük Zenci ve Doğu Ekspresinde Cinayet'in hemen ardından en iyi Christie romanlarından biri olarak gösterilse de her bir örgüde özgün, ezber bozan bir anlatı bekleyen bir okur olarak ben aynı kanıda değilim. Akıcı mı? evet akıcı. Tempo, merak unsurları tatmin edici mi? Evet yeterince. Ama özgün değil. Bu yüzden çok daha zevk aldığım başka Christie romanları okuduğumu söyleyebilirim.
Edebiyat
16.50 TreniAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20185,8bin okunma
Puan vermedi·96 syf.·
2018 25. kitabı
"Bu salı Yeraltından Notlar varmış, kaçmaz." "Ben geçen hafta alamadım, Totem ve Tabu'nun ilk cildini nereden bulabilirim acaba?" "Haftaya Tolstoy verecekmiş, unutma sakın." Türk basın tarihinin edebiyat alanında yapılmış en ileri hamlesiydi Cumhuriyet'in her salı bir dünya klasiğini gazeteyle birlikte bedava vermesi. Üstelik pek çoğu Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde yapılmış çevirileriyle, Hasan Ali Yücel'in önsözleriyle. Benim de iple çektiğim, kaçırmamak için binbir çileye katlandığım bir dönemdi; neticede çok büyük bir kısmı var arşivimde. Her salı bir dünya klasiği, her cuma Kurtuluş Savaşı veya Kuruluş dönemine ilişkin bir kitap. Bir gazete fiyatına başta öğrenciler, gazete bayii olan her yerde dünya klasikleriyle buluşuyordu insanlar (kitapçının, kütüphanenin mumla arandığı bölgeleri de düşünürsek bunun ne demek olduğunu daha iyi anlarız). Hem de iki yıl boyunca istikrarlı olarak, hiç aksatmadan yapıldı. 20 yıl geçmiş ilk kitap verildiğinden bu yana. Yani o gün doğan okur arkadaşlar bugün bu sitenin kullanıcıları. Aradan geçen süre ülke basınının geldiği nokta açısından ciddi bir irtifa kaybını ortaya koyuyor. Bir de tabii artık yaşlandığımız gerçeğini lakin bu bambaşka bir konu, rica ederim bu bahsi kapatalım. Gogol'un bu öyküsü ilk kez 1835'teki bir seçkide yayınlanmış. Bizde de Gogol'un bazı seçkilerinde yer alıyor. Bence dünya klasiklerini en derli toplu yayımlayan yayınevi olan İş Bankası Kültür Yayınları'nda ise Taras Bulba ve Mirgorod Öyküleri kitabında yer alıyor. Cumhuriyet, Hasan Ali Yücel önsözü ve güzel bir incelemeyle birlikte tek başına basmış öyküyü. Öykümüz Mirgorod'da geçiyor. Bugünkü Ukrayna'nın orta kısımlarındaki küçük bir kent Mirgorod. Tabii o dönem Ukrayna filan yok. Rus İmparatorluğu'na bağlı. 1814'te Napolyon'u
Hukuk
Ivan Ivanoviç ile Ivan Nikiforoviç'in ÖyküsüNikolay Gogol · Cumhuriyet Yayınları · 1999359 okunma
Puan vermedi·268 syf.·
2018 24. kitabı
Cinayeti gördüm. Ama kitapta cinayet işlenmiyor. Kitabın yayınladığı tarih 1940. Büyük Harp'in artçı sarsıntılarının üzerine 1929 büyük buhranının tuz biber olmasıyla dünyanın önemli bir kısmında otoriter, faşist yönetimler birer birer işbaşına geliyor. Almanya'da Hitler, İtalya'da Mussolini, Portekiz'de Salazar koşar adım dünyayı bir karabasana sürüklüyor. Derken İspanya'da cumhuriyet kaybediyor, Viva La Muerte. Versay'ın hesabını görmek isteyen Hitler'in tankları önce Avusturya'yı yutuyor, ardından Prag sessizce teslim oluyor. "Hür Dünya" sus pus, Stalin'se çareyi saldırmazlık anlaşması yapmakta buluyor. 1 Eylül 1939 Almanlar Polonya'ya giriyor ve ok artık yaydan çıkıyor, dünya yeniden savaşta. Almanlar çok güçlü, Almanlar makine gibi, Almanlar'ın kazanacağından kimse kuşku duymuyor. Koca bir imparatorluğun yıkıntılarından yeni bir devlet, yeni bir toplum yaratmaya çalışan genç cumhuriyetse düşe kalka yolunda ilerlemektedir. Harf devrimi, şapka inkılabı, kadınlara seçme seçilme hakkı... Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak birincil hedef. Radyoda alafranga, cemiyette Halkevleri işbaşında; yeni bir münevver zümre oluşturulmaya çalışılıyor. Yüzyıllarca tebaa olmaya alışmış halkın tamamında kalıcı bir etki bırakamasa da azımsanmayacak bir kesiminde karşılık buluyor. Kitap okuyan, tiyatroya giden, akşamları balolarda eğlenen, yüzü Batı'ya dönük bir münevver kesim oluşuyor yavaş yavaş. Ama yüzyıllık refleskleri, alışkanlıkları geride bırakmak kolay değil; pek çok şeyiyle hala Doğulu kodlara sahip bu kesim. Batılı'nın oryantalizminden mustarip ama kendi doğusundakine oryantalist bakışlar atmaktan kendini alamıyor. Dedik ya, büyük buhranın yaraları daha sarılmamışken bir de Dünya Savaşı'nın yanı başında buluyor kendini genç cumhuriyet, hem de büyük kurtarıcısını
Edebiyat
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209,2bin okunma