"Bir şey ister gibisin,” dedi, tok sesiyle. Lanet olsun, verdiğim izlenime bak! Kaşlarımı çattım ve bakışlarımı yola taşıdım. “Ne?” dedim, ama sesim beklediğimden daha zayıf çıkmıştı. Boğazımı temizleyip toparlandım. “Hiçbir şey istemiyorum.” “Ne istiyorsun, açıkça söyle,” diye üsteledi. Derin bir nefes aldım ve bakışlarımı ona çevirip bir anlık baktıktan sonra, “Senden ne isteyebilirim ki?” diye karşılık verdim, sesime mümkün olduğunca umursamaz bir hava katmaya çalışarak. “En yakın metroya bırakabilirsin mesela.” Bu kadar basitti, değil mi? Ama o, gözlerini yoldan ayırmadan başını hafifçe eğdi. “Tabii,” diye mırıldandı. İçimde bir şey, onun bu umursamaz ama aynı zamanda anlık keskin bakışlarının altındaki gerilimi hissediyordu. Sanki beni çözmeye çalışıyordu. Sanki... neyi bastırdığımı, neyi inkâr ettiğimi görmek için zorluyordu. Dilimin ucundaki kelimeleri geri ittim. Gözlerimi tekrar yola diktim. “Şu lanet arabayı sürmeye devam et,” dedim sonunda. Bakışlarını saniyelik bana çevirdi, “Tabii ki, Saklı Tavşan,” dedi ve aniden gaza biraz daha yüklendi. Karnımın altı tuhaf bir şekilde baskıyla sıkıştı. Boş yolda süzülmüyorduk artık; motorun homurtusuna karışarak adeta rüzgâr gibi esiyorduk. Ellerim farkında olmadan, koltuğun kenarlarına, sırtım da koltuğa tekrar yapışmıştı. “Sen...” diye başladım, ama o benden önce konuştu. “Dudak okumada iyiyimdir.” “Biraz yavaşlar mısın artık?” dedim, sesime sertlik katmaya çalışarak. “Hızlı gitmeyi severim,” dedi, dudaklarında yine o sinir bozucu güven dolu gülümsemesiyle. Bu bakış... Bu kıvılcım... Bakmayı kes, Elysia! “Kes şunu artık!” diye patladım.
Sayfa 23 - MORVA YAYINLARI·Kitabı okudu
Fark İlkesi...
Bin yoksul insanı biraz daha iyi duruma getirmekle iki bin orta sınıf insanı önemli ölçüde daha iyi duruma getirmek arasında bir seçim yapılsaydı, ilk seçenek tercih edilirdi... ...çünkü en kötü durumda olanların edinecekleri fayda daha fazla olacaktır.
Sayfa 151·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Mumu üflediğim sırada, "Bozulmayacak..." dedi. 27 yaşındaki Nazlı, gıptayla baktığı bütün çiftler gibi bir hayata sahip olacaktı, biraz daha sabretmesi gerekiyordu ve onun dilemeyi bile hayal edemediği şey gerçekleşmişti. Artık hiçbir yutkunuşu, boğazını acıtmıyordu. "Ve beşincisi..." dedim, derin bir nefes alırken. "Ada'nın sayısalcı olması." Bora küçük bir kahkaha atarken, "İnanılmaz!" dedi. "Bu da kabul olsun..." dedim, beklentiyle. Mumu üfledim. "Kabul olsun, tamam mı? Gerçekleştir bunu da."
"Ne tuhaf bir coğrafyada yaşıyoruz değil mi? Hani doğduğun ev kaderindir derler ya, ben onu biraz daha genişletiyorum. Coğrafyan kaderindir diyorum.
Sayfa 374·Kitabı okuyor
Alıntı
Çiçeklerin Dili
Bez torbanın içinden sahip olduğum tek elbiseyi çıkarıp silkeledim. Hızla üzerimi değiştirip elbiseyi başımdan geçirdim. Siyah koton elbisenin belinde, yine aynı kumaştan incecik bir kemer vardı. Ayağıma kırmızı, topuksuz ayakkabılarımı giydim ve boynuma, Elizabeth’in bana verdiği ve Hazel’ın da oynamayı çok sevdiği kristal kolyeyi taktım. Kısa saçlarımı parmaklarımla tararken yeniden pencereye döndüm. Verandanın alt basamağına inen Elizabeth, bebek arabasının frenini indirdi ve gölgelik kısmını açtı. Hazel gözlerini kısarak güneşe baktı. Ardından bakışları su deposuna kaydı. Ben de üçüncü kat penceresinden ona el salladım. Gülümsedi ve onu arabadan almamı ister gibi kollarını kaldırdı. Elizabeth, Hazel’ı almak için eğildi. Bebeği kalçasına yerleştirdikten sonra arabadan bir şey çıkardı ve görebilmem için yukarı kaldırdı. Bu, uğur böceği biçiminde küçük bir sırt çantasıydı. İçinde Hazel’ın pijamaları, bezleri ve yedek kıyafetleri olduğunu biliyordum. Elizabeth’in yüzünde hem sevinç hem de kararlılık vardı. Benim yüzümdeki ifadenin de aynı olduğunu hissediyordum. Kızıma bakınca içimi, daha önce hiç tatmadığım bir sevgi doldurdu. Grant’in bana gül bahçesinde söylediklerini hatırladım. Yosunun kökü olmadığı gibi, anne sevgisi de birden ortaya çıkabiliyordu. Belki de kızımı büyütmeye uygun olmadığımı düşünmekte yanılmıştım. Belki de kimsesiz, istenmeyen ve sevilmeyen biri bile, herkes gibi gönülden sevebilirdi. Bu gece kızım ilk kez benimle kalacaktı. Birlikte kitap okuyacak, salıncaklı sandalyede sallanacaktık. Sonra uyumaya çalışacaktık. Hazel belki biraz korkacaktı, her şey bana da fazla gelecekti ama vazgeçmeyecektik. Her hafta yeniden deneyecek, birbirimize alışacaktık. Zamanla birbirimizi tanıyacak, onu bir annenin kızını sevdiği gibi, kusursuz olmasa da sonsuz bir
Sayfa 414·Kitabı okudu
Kendimden özür dilerim. Bunu ilk kez bu kadar net söylüyorum. Seni yıllarca ertelediğim, herkese yetişmeye çalışırken seni yarı yolda bıraktığım için... "Biraz daha dayan," diyerek, en çok seni yorduğum için.
Reklam
Reklam