(...) Yalnız şu kanaate bir şerh düşsem, sanırım olur:“Ne yaparsak yapalım, kaynak ve fırsatların dağılımı asimetriktir.”“Ne yaparsak yapalım” kısmını çıkarırsak, evet öyledir. Yalnız asimetrinin ölçülerini belirlemek biraz da ahlâkî normların ve siyasî düzenin elindedir. Siyasî düzen, eğer bu “tabiî asimetri” içinde, aşağıya veya yukarıya doğru anormal sivrilmelere göz yummak istemezse ve ahlâkî normlar bu tür dengesizliklere izin vermezse, bu durum pekâlâ bir adalete kavuşabilir.Söz konusu kanaat, sermaye ve mülkiyetin, siyasî düzen ve düzenlemeden bağımsız olduğu, daha kötüsü inanç ve değerlerden yoksun olduğu ve ne yapılırsa yapılsın dizginlenemeyeceği izlenimi veriyor.Oysa Büyük Doğu’nun bu husustaki temel prensibi “sermaye ve mülkiyette tedbircilik”tir. Bu da, evvelce değindiğim üzere, iki türlü (içten ve dıştan) “müdahale”yi kapsar, söz konusu “tabiî asimetri”ye…
İktisat ve Ahlâk -İktisada Giriş -VI-, 18 Nisan 2014, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
İmamoğlu'na ve İstanbul Belediyesi'ne yönelik gerçekleştirilen 19 Mart operasyonundan sonra artık başka bir Türkiye var. İktidarın attığı adım, kendisi namına yalnızca baskının dozunu biraz daha artırmak anlamına gelirken, bu hamleye muhalefetin verdiği reaksiyon, muhalefet ve sokaklar için yeni bir dönemin başlangıcını işaretledi.
Biraz ağır olmadı mı?
- Az bile söyledim. Duygularıyla hareket etmeyi bırakmalı. Herkes şu sıçtığımın duygularını bir kenara koysun artık da işimize bakalım.
Daha az delisi de beni kesmezdi zaten.
Deliliğin kıyısında. - Duyguların, bilgilerin, deneyimlerin toplamı, yani kültürün tüm yükü öyle arttı ki, sinir ve düşünme güçlerinin aşırı uyarılması genel bir tehli-kedir. Avrupa ülkelerinin kültürlü sınıfları istisnasız nevro-tiklerden oluşuyor ve en büyük ailelerin hemen hemen her birinin bir üyesi deliliğin eşiğinde duruyor. Gerçi şimdi sağlığa her biçimde özen gösteriliyor; ama asıl soruna gelince, o duygu geriliminin, o ezici kültür-yükünün hafifletilmesi gerekiyor; büyük kayıplar pahasına elde edilecek olsa bile, yeni bir Rönesans'a beslediğim büyük umuda yer açacak bir hafifletme bu. Coşkulu duyguların bolluğunu Hı-ristiyanlığa, filozoflara, edebiyatçılara, müzikçilere borçlu-yuz: bu duyguların bizi tamamen ele geçirmemesi için, genel olarak biraz daha soğukkanlı ve kuşkucu kılan ve özellikle inancın lav selini kesin nihai hakikatlerde soğutan bilimin ruhunu çağırmalıyız, bu sel özellikle Hıristiyanlık sayesinde böylesine azdı.
Zorluklar eşi benzeri görülmemiş nitelikte ve anlaşmazlıklar şiddetli olsa da korkularımızı kontrol altında tutup görüşlerimiz konusunda biraz daha alçakgönüllü davranırsak, insanlık bu durumun üstesinden gelebilir.