Stres, insanın ruhunda ve bedeninde birtakım sıkıntılara sebep olan ruhî bir hastalıktır. İnsanda, tehlike, belirsizlik veya beklenmeyen değişikliklerde stres meydana gelir. Stresin birçok sebebi vardır; bunlar, kişiden kişiye değişebilmektedir. Zira her insanın kişiliği ve bünyesi, karakteri ve görüşleri farklıdır. Aynı hâdiseye maruz kalan iki kişide meydana gelen stresin derecesi, aynı değildir veya biri, stres yaşarken diğeri yaşamayabilir. Aslında stres, işleri daha iyi yapmak için kişiyi motive eden, biraz daha dirençli olmasını sağlayan heyecandır. Vücudun dikkatini, uyanıklığını arttırmak, tetikte durmasını temin etmek için az miktarda stres iyidir. Belirli bir seviyeyi aşmadığında faydası olur. Mesela, bir imtihan için çok rahat olunursa motivasyon eksikliği sebebiyle hazırlanmak zor gelir. Ama az bir stres ile dikkati toplamak ve yoğunlaşmak mümkün olur. “Heyecan güzel şeydir. İnsan, sevdiği ve değer verdiği şeylere karşı heyecanlanır. Ama fazlası zarardır.” denilmiştir. İşte hafif seviyede olan bu heyecan, yönetilebilir ve hareketlere menfî tesir edecek seviyeye gelmeden kontrol edilebilirse insana faydalı olur. Stresin tedavisindeki esas, strese yol açan sebepleri uzaklaştırmaktır. Bunun için dünya ve âhiret hayatına iyi hazırlanmalı, tedbirli olmalı, düzenli yaşamalı, vazifeler zamanında yapılarak telaşa sebep olan hâller azaltılmalı, daha sonra da Allâhü Teâlâ’ya tevekkül etmelidir. Mesela imtihana hazırlanan bir kişi, vaktinde iyice çalışarak hazırlıklarını yaparsa imtihan zamanı geldiğinde kendisine zarar verecek derecede strese girmemiş olacaktır. İmtihan neticesini de hakkında hayırlısı olması için tevekkül ile karşılamak, yani; hayır ve şerrin yalnızca Allâhü Teâlâ’dan geldiğine ve kendisi için öylesinin hayırlı olduğuna inanmak da strese mâni
Din
Sabah ezanı okunuyor... Ve diğer ezanlardan farklı olarak bir cümle yükseliyor karanlığın içinden: "Es-salâtü hayrun mine'n-nevm..." "Namaz uykudan hayırlıdır." İnsan bu sözü duyunca yalnız kulaklarıyla işitmiyor; sanki ruhunun çok eski bir yerinde yankılanıyor. Çünkü o cümle yalnızca uykudan uyanmaya değil, bazen gafletten, alışkanlıklardan ve kendi karanlığından uyanmaya da çağırır insanı. Gecenin en sessiz vaktinde duyulan o ses, nedense kalbin en derin yerine kadar ulaşır. Burada mesele sadece yataktan kalkmak değil. Belki de insanın yıllardır içinde taşıdığı uykudan uyanması... Kendini unuttuğu yerden dönmesi... Dünyanın gürültüsünde kaybettiği hakikati yeniden hatırlaması. Herkes uyurken gelen bu çağrının insana dokunmasının sebebi biraz da bu galiba. Gecenin son karanlığında, henüz güneş doğmamışken, gökyüzünden bir ses insana şöyle fısıldıyor: "Daha bitmedi. Hala dönüş mümkün. Hala kapı açık." diyor. Ve o an anlıyorsun; ürperen şey beden değil. Eve çağrıldığını hatırlayan ruhtur.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Biraz daha yer altı...
Tanımadan yargılama diyorsun, yani maruz kalmadan vazgeçme diyorsun. İyi ama maruz kaldıktan sonra...yargılamasam ne kaybederim? Yargılasam ne kazanırım? O saatten sonra onu değil seni yargılarım, ve sen gittiğinde de kendimi. Sobaya elini koyarsan, geri çekmen için yargıya ihtiyaç duyacağını mı zannediyorsun?
Duygu ve Düşünce
Ne kadar hüzün geçmişse dünyadan Ne kadar acı geçmişse yaşayacağız Ve bizim bir haziranimiz Bir yıl kadar yetecektir dünyaya” *Biraz Daha Turgut Uyar
Şiir
Ne kadar hüzün geçmişse dünyadan Ne kadar acı geçmişse yaşayacağız Ve bizim bir haziranimiz Bir yıl kadar yetecektir dünyaya” *Biraz Daha Turgut Uyar
Şiir
Geçmişin yara dolu izleri Bir avuç kum gibi kayıyor ellerimden. Savuruyor beni uzak diyarlara Yorgun bir yaprak gibi. Unutmak istiyorum o kara günleri Uykularımı çalan korkulu geceleri. Sessizliğe gömmek istiyorum hepsini Bir daha dönmemek üzere. Geçmiş, omzumda ağır bir yük gibi Her adımda biraz daha yoruyor beni. Ne kadar uzaklaşsam da Bazı geceler Yine buluyor beni
Şiir