8/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
144 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:08
Merhaba sevgili okurlar.1000Kitap’taki ilk incelememe, Ahmet Ümit’in bu harika polisiye ve tarih romanı ile başlamak istedim... Romanda en çok hoşuma giden şey, günümüzdeki bir cinayet hikayesi ile Fatih Sultan Mehmet dönemi tarihinin iç içe anlatılması oldu. Romandaki başkarakterlerin olay örgüsü dışında, tarihi olaylara daha çok yer verilmişti. Bu durum tarih sevmeyenleri biraz zorlayabilir. Ama romanın başkarakteri Müştak’ın yaşadığı psikolojik durumlar ve kitabın akıcılığı beni hikayeye bağladı. Ahmet Ümit'le yeni tanışıyorum ama yazarın İstanbul'un tarihi mekanlarını tasvir etme yeteneğini de beğendim. Romanı okurken sadece bir cinayet çözmüyor, aynı zamanda o dönemin saray entrikalarını ve Fatih Sultan Mehmet'in insani yönlerini de keşfediyorsunuz. Kitap bana tarihin sadece geçmişte kalan bir şey olmadığını, bugünümüzü de nasıl şekillendirdiğini derinden hissettirdi... Hepinize keyifli okumalar diliyorum... Sultanı Öldürmek Ahmet Ümit
1000Kitap
Sultanı ÖldürmekAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201924,6bin okunma
“Düş görüyorum, öyleyse ben varım. Varım ama ben kimim?”
9/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 23:40
Okuma listemde uzun süredir olmasına rağmen Türk Edebiyatında Tarihsel Roman dersim aracılığıyla okumak durumunda kaldım ve iyi ki de öyle oldu. Bu kadar değerli bir kitabı yakın okuma yaparak, araştırmalar ışığında değerlendirerek okumak romanı çok daha iyi anlamamı sağladı. Burada da biraz teknik, biraz kurgusal inceleme yapmaya çalıştım naçizane. Buyrunuz efenim… Puslu Kıtalar Atlası, tarihsel bir roman olmasına rağmen klasik tarihsel roman anlayışından uzaklaşarak postmodern roman özellikleri taşımaktadır. Dolayısıyla geçtiği dönemin tarihsel gerçekliğini sunmak gibi bir amacı yoktur. Tarihi bir zemin olarak kullanır. Çok katmanlı bir yapıya sahip olan roman çerçevede Bünyamin’in maceralarını anlatırken birçok iç öykü de beraberinde aktarılır. Bu iç öyküler neredeyse her figürün sağlam bir temellerdirilmeyle romana dahil edilmesiyle sunulur ve okurun zihninde "bu kim?" sorusuna yer kalmaz. Kurgunun yanısıra bir de felsefi örüntü yer alır ki bu aslında romanın temel tezini vermektedir. René Descartes ‘in “düşünüyorum, öyleyse varım" cümlesinden, "düş görüyorum, öyleyse varım”a ve buradan da düşlerin gerçek, gerçeğin ise düşün ta kendisi olduğu fikrine varılır. Tüm bunlar Uzun İhsan Efendi’nin disüncelerdir ve romanın sonunda, yaşanan her şeyin onun düşleri olduğunu görürüz. Böylelikle okurun zihnindeki gerçeklik algısı tamamiyle sarsılmış olur. Bu anlatımdan anlaşılacağı üzere romanda bir "puslu" imgesi hakimdir. Anlatıcı belirsizliği düşler aracılığıyla yansıtır. Roman, uyku-uykusızluk ve hayal-gerçek çatışmasını leitmotif olarak tekrarlayarak sunar. Bununla birlikte bilgi, güç, kimlik arayışı gibi temalar da romanı şekillendirir. Romanda teknik olarak öne çıkan özelliklerden biri de pastiş kullanımıdır. "Rivayet edilir ki" ifadesiyle başlayan bölümler Doğu tipi
Edebiyat
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
6/10
·344 syf.··
2026 58. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:58
Serinin ilk kitabını hiç sevmediğim için bu kitaba önyargıyla başladım. Hatta puan verirken ilk kitaptan etkilenmemek için özellikle dikkat ettim. Bu yüzden beklentim çok düşük olmasına rağmen ikinci kitabın ilk kitaba göre daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Mükemmel miydi? Hayır. Ama en azından beni hikayenin içinde tutmayı başardı. Kısaca konusundan bahsedecek olursam. Kiara, hem geçimini sağlamak hem de hasta babasının bakım masraflarını karşılayabilmek için iş bulmak zorunda olan bir genç kadın. Yeni başladığı işte resepsiyonist olarak çalışmaya başlıyor ancak zamanla çalıştığı şirketin göründüğü gibi olmadığını fark ediyor. Şirketin sahibi aslında İrlanda mafyasının lideri Liam Byrne. Fakat hikayenin asıl kırılma noktası Kiara’nın iş yerinde yaşadığı olaylar oluyor. Çalıştığı şirkette tacize uğruyor ve susturulmak için tehdit ediliyor. Liam bu durumu fark ettiğinde ise olaylar tamamen farklı bir yöne evriliyor. Kiara kendisini ilk kez Liam’ın yanında güvende hissediyor ve hikaye bu noktadan sonra ikisinin ilişkisi üzerinden ilerlemeye başlıyor. Kitabın en sevdiğim yanı olay örgüsü oldu. Genel akış sıkıcı değildi olaylar birbirini takip ediyor ve kitap kolay okunuyor. Özellikle mafya temasının hikayeye yedirilişi fena değildi. Sayfalar hızlı aktığı için okurken sıkılmadım ve merak duygusu belirli ölçüde korunabildi. Ama karakterler arasındaki ilişki kısmı benim için kitabın en zayıf tarafıydı. Birbirlerinden çok hızlı etkileniyorlar ve bu etkilenmenin gelişim sürecini yeterince hissedemiyoruz. Birlikte geçirdikleri zamanlar, birbirlerini tanıma süreçleri ve duygusal yakınlaşmaları daha detaylı işlenebilirdi. Bu yüzden ilişkileri bana tam olarak geçmedi. Bir diğer problemim ise yine erkek karakterle oldu. Sanırım bu yazarın erkek karakterleriyle bir türlü
1000Kitap
Günahkârın GücüMichelle Heard · Artemis Yayınları · 202656 okunma
Yeraltından Notlar (yaz tatilinin ilk kitabı)
5/10
·139 syf.··
2026 3. kitabı
Yaz tatilinin birinci kitabı böylece iki günde bitmiş oldu. Bahsedilen "Yerlatı" aslında beynimiz. Yeraltından notlar yani bilinçaltımızdaki düşüncelerimiz ya da iç sesimiz. Kitapta içe kapanık, insan ilişkileri kötü, psikolojik sorunlar yaşayan, sevmeyi de sevilmeyi de bilmeyen bir kahramanın hiçte edebi kaygılar gütmeden öylesine yazdığı yazıları okuyoruz. Peki neden bu kadar içe kapanık, insan ilişkileri kötü? Sanırım kitapta da söylediği gibi her şeyin fazla farkında olduğundan. Kahramanımıza göre her şeyin fazla farkında olmak gerçek bir hastalıktır. Belkide insanlık ortalamasından biraz daha okumuş, farkında olan insan diğer insanları çiğ, yüzeysel bulduğu için insan ilişkileri kötü oluyor. Bilmiyorum. Muhtemelen öyle. Fyodor Dostoyevski Yeraltından Notlar
Duygu ve Düşünce
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,5bin okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2026 30. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:47
Bir trafik ışığında başlayan ve kısa sürede tüm şehre yayılan beyaz körlük salgını üzerinden ahlakı, korkuyu ve çaresizliği sorgulatan oldukça güçlü bir hikâye anlatıyor. Olaylar ilerledikçe insanların zor koşullar altında nasıl değişebildiğini görmek bazen şaşırtıcı, bazen de oldukça rahatsız ediciydi. Saramago'nun anlatım tarzı ilk başta alışılmadık gelebilir. Noktalamanın az kullanılması ve diyalogların farklı aktarılması nedeniyle ilk sayfalarda adapte olmak biraz zaman aldı. Ancak hikâyenin içine girdikçe bu anlatımın akıcılığına kapılmamak mümkün değil. Karakterlerin isimlerinin olmaması da kitaba ayrı bir derinlik katmış. İlk kör, doktorun karısı, siyah gözlüklü kız gibi ifadeler, karakterleri tek tek değil, insanlığın bir parçası olarak görmemizi sağlıyor. Özellikle herkesin kör olduğu bir dünyada görmeye devam eden doktorun karısının yaşadıkları hikâyeyi benim için daha da etkileyici kıldı. Kitap boyunca iyilik ve kötülük, vicdan ve bencillik üzerine sık sık düşündüm. Körlük aslında sadece gözlerle ilgili değil; bazen görmeyi seçmediğimiz şeylerle de ilgili gibi hissettirdi. Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve kesinlikle son olmayacak. Saramago'nun anlatım tarzı ve yaptığı gözlemler beni fazlasıyla etkiledi. Distopik hikâyeleri sevenler bu kitaptan çok etkilenir.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,9bin okunma
6/10
·336 syf.··
2026 24. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:00
Ve Sonunda İkisi De Ölür, gördüğümde inanılmaz ilgimi çeken ve okumak için haziran ayını beklediğim kitaplardan biriydi. Klasikleşmiş bir "gençlik" romanından biraz daha farklı bir tona sahip çünkü içinden hiç çıkamadığınız bir hüzün var kitapta. Bu hüznün temel kaynağı da elbette adından da anlaşılacağı üzere ölmekte olan ve hayatlarının son gününü yaşayan iki insanı konu alıyor olması. Bir yerlerde ve bir zamanda Ölüm-Habercisi denen bir sistem var ve insanlar ölecekleri günün ilk saatlerinde bir telefon araması alıyorlar. Telefonun diğer ucundaki kişi, yaşamlarının son günü olduğunu haber veriyor fakat bu bir dakika sonra da olabilir yirmi dört saatin sonunda da olabilir. İşte Mateo ve Rufus, tarihler 5 Eylül 2017'yi gösterirken günün ilk saatlerinde yaşayacakları son günün haberini alırlar. Bunun üzerine, hayatlarının son gününe eşlik edebilecek birilerini bulma amacıyla kurulan "Son Arkadaş" uygulaması üzerinden birbirlerini bulurlar ve birbirlerinin Son Arkadaş'ı olmaya başlarlar. Mateo içine kapanık ve utangaç bir karakter iken Rufus daha asabi ve dışa dönük birisi. Rufus, Mateo'ya hayatı "en azından bugün" yaşaması için gereken cesareti verirken Mateo da Rufus'un içinde var olduğunu unuttuğu o yere dokunuyor ve bu "Son Arkadaş"lık birbirlerine duydukları bir aşka dönüşüyor. Hikaye genel anlamda ilgimi çekti ve bir çırpıda da okudum fakat daha yoğun duygular okumayı isterdim. Günün içinde birbirleriyle bağlantılı diğer insanların da yaşadıklarına şahit olmak güzel bir deneyimdi ama ben Mateo ve Rufus'u daha fazla okumayı kesinlikle isterdim. Duygular ve birbirlerine bağlanmaları keşke biraz daha derinlikli anlatılmış olsaydı. Yine de hayatının son gününü yaşayan iki kişinin birbirlerinin hayatına böylesine dokunduklarını okumak gerçekten farklı bir
Ve Sonunda İkisi de ÖlürAdam Silvera · Pegasus Yayınları · 20194,072 okunma