Burada bir ben var. Belki de bana benzemek isteyen birisi. Kafamın içinde her şey bir arada. Çocukluğum. Taşra. Erkekler. Sıkıntı. Ama kafam bomboş. Hiç bu kadar yalnız ve rahat olmamıştım. Bomboş.
... ve Franz’ın bizi -kendisini ve beni- er geç uyanılması kaçınılmaz olan bir rüya gibi mi kabul ettiğini yoksa bize bir gerçeklik olarak mı tahammül edebileceğini -bu da onun için gerçek olacak kadar güzel olmamak anlamına geliyor- merak ediyordum.
İnsanların yaşamış olmaya bile değmeyen önemsiz olaylardan oluşan dağları belleklerine neden yığdıklarını ve neden onları yüz defa belki de daha fazla eşeleyip durduklarını ve sanki yaşamaya değmiş bir yaşamın kanıtı olmaya uygunlarmış gibi sunduklarını da anlayamıyorum.