Junji Ito’nun Tomie’si benim için yalnızca kanlı bir korku anlatısı değil; beden, arzu ve iktidar arasındaki gerilimi soğukkanlı biçimde sahneleyen tekinsiz bir düşünce alanı. Tomie bağırmaz, açıklamaz, teoriler kurmaz. Sadece vardır. Ve bu varoluş, etrafındaki insanları yavaş yavaş çözen bir kuvvete dönüşür.İlk bakışta sıradan bir lise öğrencisi gibi sunulması bu etkiyi daha da rahatsız edici kılar. Tomie’nin güzelliği teatral değil, gündeliktir; tam da bu yüzden yıkıcıdır. Ona bakanlar sevdiklerini sanırlar ama çok geçmeden sahip olmak isterler. Sevgi, kıskançlığa; kıskançlık şiddete dönüşür. Ben Tomie’yi bir canavardan çok bir katalizör gibi okuyorum: İnsanların içlerinde taşıdıkları karanlığı görünür kılan bir yüz.En çarpıcı tarafı, bedeninin parçalandıkça çoğalmasıdır. Burada yalnızca biyolojik bir dehşet yok; kimliğin sınırlarıyla oynayan ontolojik bir soru var: Bir varlık kaç kez bölünebilir? Aynı yüz tekrar tekrar üretildiğinde hâlâ aynı kişiden söz edebilir miyiz, yoksa “Tomie” artık tekil bir karakter değil, çoğalan bir tür mü olur? Ito’nun gücü, bu soruları yanıtlamak yerine onları açık yaraya dönüştürmesinde yatıyor.
Çizimlerdeki tekrar eden bakışlar, benler ve yüzler Tomie’yi neredeyse ikonografik bir figüre dönüştürür. Hikâyeler kronolojik ilerlemekten çok varyasyonlar gibi çoğalır; her bölüm aynı kabusun başka bir yüzünü gösterir. Bu yapı, Tomie’yi klasik bir korku mangasının ötesine taşıyarak deneysel bir anlatıya yaklaştırır.Tomie’nin hem kurban hem fail gibi konumlandırılması metni daha da huzursuz kılar. Bir yandan sürekli öldürülür, parçalanır; öte yandan manipülatif, acımasız ve soğuktur. Okur olarak onu nereye koyacağımızdan emin olamayız. Acımakla tiksinmek, korkmakla hayran olmak arasında gidip geliriz. Bu belirsizlik, anlatının ahlaki merkezini