8/10
·344 syf.··
2026 61. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 09:10
Murat Gülsoy’un Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık kitabı, yaratıcı yazarlığı “nasıl yazılır?” formatında öğreten klasik bir kılavuzdan çok, yazının doğasını ve kurmacanın nasıl çalıştığını sorgulayan bir metin. Yazar burada okura hazır formüller sunmak yerine, hikâyenin nasıl kurulduğunu, neden inandırıcı olduğunu ve okurla metin arasındaki görünmez ilişkiyi anlamaya davet ediyor. Kitap, özellikle edebiyatın “büyüsünü bozarak” arka planını gösterme fikri üzerine kurulu. Yani bir hikâyeyi okurken hissettiğimiz etkiyi oluşturan teknikleri, yapı taşlarını ve anlatı stratejilerini görünür hale getiriyor. Bu yönüyle hem yazmaya ilgi duyanlar hem de okuduğunu daha derin anlamak isteyenler için düşündürücü bir kaynak. Ancak kitap, tamamen pratik odaklı bir rehber değil. Daha çok teorik ve denemeye yakın bir anlatımı var. Bu yüzden yeni başlayan biri için zaman zaman ağır veya soyut gelebilir. Buna karşılık yazı üzerine düşünen, metin çözümlemeyi seven okurlar için oldukça besleyici. Sonuç olarak Büyübozumu, yazarlığa teknik bir yol haritası çizmekten çok, okura “yazı nasıl çalışır?” sorusunu sorduran bir kitap. Yazmaya sadece başlamak değil, yazıyı anlamak isteyenler için güçlü bir referans.
Büyübozumu: Yaratıcı YazarlıkMurat Gülsoy · Can Yayınları · 2019742 okunma
5/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 07:38
Judith Hermannın ilk bakışta bir anı kitabı gibi görünse de aslında hafıza aile kimlik ve yazarlık üzerine kurulmuş derinlikli bir iç hesaplaşma metnidir. Hermann yaşamını kronolojik bir düzen içinde anlatmak yerine, zihninde kalan anı parçalarını eksik hatırlamaları ve geçmişe dair sorgulamalarını bir araya getirerek okuru kendi iç dünyasına davet eder. Bu yönüyle eser bir yaşam öyküsünden çok geçmişin insan belleğinde nasıl şekillendiğini araştıran edebi bir düşünce metni niteliği taşır. Kitap boyunca yazarın özellikle ailesiyle daha da önemlisi babasıyla kurduğu karmaşık ilişki dikkat çeker. Ancak Hermann bu ilişkiyi anlatırken ne hesaplaşmacı ne de suçlayıcı bir tavır benimser daha çok anlamaya çalışan geçmişe mesafeli ama dürüst bir gözle bakan bir anlatıcı olarak karşımıza çıkar. Bu yaklaşım anlatılanların samimiyetini artırırken okurun da kendi aile ilişkileri ve geçmiş deneyimleri üzerine düşünmesine neden olur. Eserin en etkileyici yanlarından biri hafızanın güvenilirliğini sürekli sorgulamasıdır. Hermann zaman zaman anlattığı bir olayın gerçekten öyle yaşanıp yaşanmadığından emin olmadığını dile getirir ve böylece okura geçmişin aslında sabit bir gerçeklik değil sürekli yeniden kurulan bir anlatı olduğunu hissettirir. Bu durum kitabı yalnızca kişisel bir anlatı olmaktan çıkarıp evrensel bir sorgulamaya dönüştürür. Anlatım dili ise son derece sade, duru ve inceliklidir. Yazar büyük olaylara ya da dramatik kırılmalara yaslanmaz aksine sessizliklerden yarım kalmış cümlelerden ve küçük ayrıntılardan güçlü bir atmosfer yaratır. Okurken çoğu zaman Hermannın anlattıklarından çok anlatmadıklarının etkisi hissedilir. Bu nedenle kitap hızlı akan bir olay örgüsü arayan okurlar için durağan gelebilir ancak metnin asıl gücü de tam olarak bu sakinliğinde saklıdır. Kişisel
Alıntı
Birbirimize Her Şeyi SöyleyebilirdikJudith Hermann · Sia Kitap · 2025594 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Karanlık Bir Mağaradan İdealler Dünyasına
Puan vermedi·372 syf.··
2026 107. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 07:15
​Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda odadaki sessizlik büyür, içinizdeki o eski, tanıdık sızı derinleşir. Platon’un yüzyıllar öncesinden bugüne fısıldayan Devlet i benim için sadece bir felsefe metni ya da ütopik bir sistem tasarımı değil; insanın kusursuzluğa olan o çaresiz, özlem dolu ve bir o kadar da hüzünlü yürüyüşünün hikayesidir. Kitabı her elime aldığımda, ideal olanın güzelliği ile elimizde kalan dünyanın acımasız gerçekliği arasındaki o devasa uçurumun ağırlığını hissederim. ​Platon, hocası Sokrates’in adaletsizce idam edilişinin o soğuk gölgesinde inşa eder bu eseri. Belki de bu yüzden, satır aralarında hep kaybedilmiş bir adalet duygusunun, kırılmış bir kalbin yasını bulurum. ​Eser, temelde Adalet nedir? sorusunun peşine düşerken, aslında insan ruhunun dehlizlerine iner. Platon, toplumu ve devleti anlatırken aslında bizi, yani insanı anlatır. Ancak insan, kendi içindeki karanlıkla yüzleşmekten o kadar korkar ki... Kitapta beni en çok sarsan, o hepimizin bildiği ama her okuduğumda içimi yeniden sızlatan o meşhur alıntıdır: ​Karanlığa alışan gözler, güneşi gördüklerinde önce kör olurlar; sonra o ışığa feryat ederler. ​Bu cümle, insanlığın ortak trajedisinin en yalın özetidir. Bizler, kendi mağaralarımıza, kendi uydurduğumuz yalanlara ve zincirlerimize o kadar alışmışız ki, biri çıkıp bize gerçeği, saf sevgiyi ya da mutlak adaleti gösterdiğinde ona teşekkür etmek yerine nefret kusarız. Işık canımızı yakar. Tıpkı Sokrates’i ölüme gönderen o kalabalık gibi, bugün de kendi konforlu karanlığından çıkmak istemeyen insanlığın hüznü çöker satırların üzerine. ​ ​Platon’un ideal devletinde yönetici olan Filozof Kral figürü, dışarıdan bakıldığında ihtişamlı görünse de, aslında muazzam bir yalnızlığın sembolüdür. Bilmek, görm canını yakar
1000Kitap
DevletPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201932,8bin okunma
9/10
·147 syf.··
2026 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 00:00
Her ne kadar çocukluğumda ve ilk gençlik yıllarımda kitaplarından uyarlanan filmlerine aşina olsam da, Fakir Baykurt ile gerçek anlamda tanışma kitabım, Eşekli Kütüphaneci oldu. Kitap, Ürgüp’ün küçük bir köyünde okumanın önemini kavramış idealist bir kütüphaneci olan Mustafa Güzelgöz’ün hikâyesini anlatıyor. Çabayla nelerin başarılabileceğini didaktikleşmeden ve okuyucuyu sıkmadan aktarmayı başarıyor. Mustafa Güzelgöz’ün gerçek bir halk kahramanı olması ise insanın içini umutla dolduruyor. O yalnızca yurttaşlarına kitap ulaştıran ve okuma sevgisi aşılamaya çalışan biri değil; kadınlara dikiş makineleri ve tezgâhlar getirerek onların evden dışarıya ilk adımlarını atmalarını sağlayan, köylülere şarap üretimi ve kooperatifçilik konusunda yeni kapılar açan bir öncü aynı zamanda. Bunun yanında, Türk–Yunan ilişkilerinde doğru yaklaşımlarla nelerin başarılabileceğine dair de güzel bir örnek sunuyor. “Benim çabamla ne değişir ki?” diyenlere ders olarak okutulması gereken bir azim hikâyesi bu. Elbette hikâyenin bir noktasında cehaleti arkasına alıp bu güzel insanın önünü kesmeye çalışanlar da çıkıyor. Ancak altın her zaman altındır. Fakir Baykurt’un kendi ülkesi ve halkı adına yaptıklarını da okuyunca, bu karakteri kendisinden daha iyi anlatabilecek başka bir yazarın olamayacağını düşündüm. İyi ki okudum. Bugün hâlâ umudu, gayreti ve bireysel çabanın gücünü hatırlamak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,3bin okunma
​ VAKA DOSYASI NO: 08 | Siliniş
9/10
·464 syf.··
2022 13. kitabı
Suç Mahalli: Soğuk bir morg masasından Boston'ın en büyük hastanesinin kilitli koridorlarına uzanan bir rehine krizi. Şüpheliler/Kurbanlar: Ölü sanılıp morga kaldırılan ama gözlerini açtığı an bir hastaneyi esir alan gizemli kadın Olena ve onun arkasındaki görünmez, güçlü network. Soruşturma/Kriz Ekibi: Doğumuna günler kala kendini bir namlunun ucunda, rehineler arasında bulan Jane Rizzoli ve dışarıda arkadaşını kurtarmak için zamana karşı yarışan Dr. Maura Isles ile FBI. ​Edebi Dedektif Raporu: Ölümün kapısından dönen birinin, hayatta kalmak için neleri göze alabileceğini tahmin edemezsiniz. Siliniş, Tess Gerritsen’ın temposunu ilk sayfadan son sayfaya kadar tek bir an bile düşürmediği, adeta bir aksiyon-gerilim filmi dinamiğinde işlediği çok güçlü bir halka. ​Hikayenin bir morg masasında, Maura’nın "yaşayan bir ölü" keşfetmesiyle başlaması kurguyu anında zirveye taşıyor. Ancak asıl deha, Gerritsen'ın hamileliğinin son aşamasındaki Jane Rizzoli’yi o hastane odasında çaresiz bir rehine olarak konumlandırmasında yatıyor. Dışarıda FBI ve polis teşkilatı bürokrasiyle boğuşurken, içeride Jane’in hayatta kalma içgüdüsü ve Maura’nın adli tıp delillerinden yola çıkarak yürüttüğü dış takip harika bir paralellik sunuyor. Yazar bu kez sadece bir seri katili değil; insan kaçakçılığını, yozlaşmış güç odaklarını ve sistemin görünmeyen pisliğini masaya yatırıyor. ​Karar: Klostrofobik atmosferi, bitmek bilmeyen yüksek temposu ve Rizzoli’nin hayatının en kişisel, en tehlikeli sınavını verdiği soluksuz bir takip dosyası. Serinin en aksiyon dolu kitaplarından biri. ​ Morg masasında gözlerini açan bir ceset... Serinin bu en gerilimli ve klostrofobik başlangıcı hakkında ne düşünüyorsunuz? Jane Rizzoli’nin bu zorlu rehine krizindeki duruşu sizce
SilinişTess Gerritsen · Martı Yayınları · 20146,6bin okunma
Güneş batar, Gece hizmet eder.
9/10
·406 syf.·
2026 74. kitabı
Selam! Beni çok gururlandıran bir kitapla birlikteyiz bu gün. Övgü Deveci Safi'nin Hainin Mührü kitabını okurken hissettiğim ilk şey heyecan ve merak kadar, garip bir şekilde gururdu. Çünkü bu kitabın ortaya çıkabilmesi için verilen emeği az çok biliyordum ve sayfalar ilerledikçe o emeğin her satıra sindiğini görmek beni mutlu etti. Daha ilk sayfalarda Derin Deniz'in uğultusu insanı içine çekiyor. Deniz burada yalnızca bir fon değil; yaşayan, öfkelenen, hatırlayan ve unutmayan bir güç gibi. Zaten kitabın açılışında da bunu hissediyoruz. Açgözlülüğü yüzünden dünyasını tüketen insanlığın ardından deniz yükselmiş, eski dünyayı yutmuş ve geriye İkinci Dünya denilen yeni bir düzen bırakmış. Bu başlangıç bana özellikle çok çarpıcı geldi çünkü klasik bir kıyamet sonrası hikâyesi okumuyordum. Doğa burada felaketin kurbanı değil, bizzat cevabıydı. Kitabın konusu ilk bakışta oldukça basit görünüyor. Her biri farklı amaçlara, farklı korkulara ve farklı umutlara sahip beş genç, varlığı bile kesin olmayan Gizliman'a ulaşmaya çalışıyor. Fakat hikâye ilerledikçe aslında bunun bir yolculuk romanından çok daha fazlası olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü yol boyunca yalnızca denizle, düşmanlarla veya sistemle değil, kendi içlerindeki umutla da mücadele ediyorlar. Kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan temel düşünce şu oldu: Hainin Mührü, umut bir insana en fazla ne yaptırabilir sorusunun cevabı. Distopya türünü seviyorum ama son yıllarda çıkan birçok distopyanın aynı hataya düştüğünü düşünüyorum. Düzen kötüdür, kahraman bunu fark eder ve birkaç bölüm sonra isyan başlar. Oysa gerçek hayatta hiçbir şey böyle işlemez. İnsanlar önce izler, sonra düşünür, sonra sorgular. Rahatsızlık büyüdükçe öfkeye dönüşür ve ancak o noktada harekete geçerler. Hainin Mührü'nün en başarılı olduğu noktalardan biri de
Duygu ve Düşünce
Hainin MührüÖvgü Deveci Safi · Perseus Yayınevi · 2024437 okunma