Heidegger'e göre, insan olmanın kaçınılmaz ve belirleyici bir yönünü çok uzun zamandır görmezden geldik: bizler ölümlüyüz, sonunda öleceğiz.
Ölümle ilgili her şeyden kendimizi uzak tutmak ve dikkatimizi başka yöne çekebilmek için çok büyük işler yaptık.
Her türlü ölümlülük kokusundan arındırılmış "sonsuza dek mutlu süren" peri masallarımız var. Hastanelerimiz ve yaşlı bakımevlerimiz, kordon altına alınarak izole edilmiş karanlık diyarlara dönüştü. Tanıdıklarımızdan neredeyse hiç kimse bir ceset görmüş değildir.
Ölümü gizlemeye kalkıyoruz. Gelişini görmezden geliyoruz. "Hastalıklı düşünmeyi bırak!" diyoruz. Bu amaçla, hayatımızın büyük bir bölümünü, tüm insanları ilgilendiren ölümlülüğü gizlemek için tasarlanmış rutinlere ve dikkat dağıtıcı şeylere gömülü olarak geçiriyoruz. Yaşamdaki en önemli olayın üzerine metaforlar ve örtmeceler atıyoruz.
Heidegger, son perde olan ölüm olmaksızın hiçbir şeyin anlamını bulamayacağımıza inanır. Hayatımızı, ölümsüz olduğumuzu düşünerek yaşarsak, seçimlerimizin ne kadar final seçimler olduğunu asla kabullenemeyeceğimiz gerçek dışı bir varoluş söz konusu olacaktır. Aldığımız kararların etkilerini değerlendiremeyiz. Her seçim bizi tek bir yaşam türüne bağlar ve bunun geri dönüşü yoktur. Yürümek için yalnızca bir yol seçebiliriz. Ölümün kıymetini bilmeden, hayatı asla olması gerektiği gibi yaşayamayız ve yapılacak şeyleri (ertesi güne bırakıp) yapabilecekmişiz gibi gelir bize ve bir şekilde yaşar gideriz.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Dün hakiki bir Fransız ailesinin sofrasında öğle yemeğine davetliydim. Ruhum kutsal bir
günlük kokusuna benzer heyecan verici bir namus ve iffet ıtınyla hala doludur. O sofrada bir Türk ailesinin temizlik ve mahremiyetini mütemadiyen hatırladım.
Yalnız Paris'te kayıtlı fahişe adedinin dört yüz bin olduğunu bir resmi makamdan öğrenmiştim. Fakat buna gizli fuhşun belki dört yüz binden bile fazla olan rakamı ilave edilirse, caddelerde, halka açık bahçelerde, otellerde, dansinglerde aşk avcıları için ne kolay bir faaliyet sahası mevcut olduğu hakkında yaklaşık bir fikir edinilebilir.
Bir aşk dakikasının lezzetine ebediyet verecek kudrete sahip olmayanlar süsten medet ummakta belki çok haklıdırlar. Fakat ipekler ve boyalar ruhun eksikliklerini bilmem ki nasıl telafi edebilir?