Adlandırılmayan Yoktur
7/10
·108 syf.··
2026 227. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 17:27
Öncelikle bir uyarıyla başlayayım. Bu, geleneksel anlamda bir şiir kitabı değil. Şiirin yerleşik kalıplarından uzak deneme, günlük ve aforizma türleri arasında gezinen, parçalı, kozmopolit bir yapıya sahip. Başlık, İlhan Berk'in felsefi yorumunu açık ediyor. Ona göre adlandıramadığımız hiçbir şey yoktur, adlandırdıklarımız ise her seferinde yeniden yaratılan, keşfedilen, tali anlamlarıyla düşünebildiğimiz şeylerdir. İlhan Berk 'te kelimeler ve onların çağrışım güçleri vardır. Bir kalem asla tek başına bir kalem değildir, yazma eylemidir, yanlış yapma riskidir, tereddüttür, yaratma sancısıdır, şiirdir gibi gibi. Şiirler/arforizmalar arasında sonrakine geçmeden önce -eğer İlhan Berk şiirini anlamak istiyorsak- hazmederek sonrakine geçmeliyiz. Şairin günlük dili ifade eden kelimelerle bize duyumsatmak istediği hakikate dair zihnimizde bir lambanın yanması gerek. Şairin genel hatlarıyla şiirini tanımak kaydıyla keyifli bir kitap. İkinci Yeni'nin neredeyse tipik bir örneği. Severek okudum, şiirime devşireceğim noktalar yakaladığımı söyleyebilirim.
Adlandırılmayan Yokturİlhan Berk · Yapı Kredi Yayınları · 2006255 okunma
10/10
·74 syf.··
2026 33. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 11:30
Dönüşüm bir solukta okuduğum ve beni içine çeken bir kitap oldu.Yazarın bize anlatmak istediğini anladığımızda çok etkilenerek okuyacağımız fakat anlamadığımızda ise ben ne okuyorum diyeceğimiz bir kitap. Kısaca konusuna değinmek gerekirse ana karakterimiz olan Gregor Samsa'nın bir sabah böceğe dönüşmesi ile başlıyor ve biz kitap boyunca insanların Gregor'a karşı tavrını okuyoruz. Gregor şu zamana kadar ailesi için çalışmış,çabalamış ve ailesini seven onlara bağlı bir karakter.Yine işe gideceği bir sabah uyandığında bir bakıyor ki böceğe dönüşmüş,burada beni en çok etkileyen şey böyle bir değişime rağmen Gregorun umrunda olan tek şeyin işe geç kalmış olması oldu,bir böceğe dönüşmektense işe geç kalmamak onun için daha önemliydi. Ailesinin Gregoru gördüğü kısımdaki tavırları da dikkat çekiciydi özellikle babası Gregora karşı tiksinti ve nefret içerisindeydi,annesi yıkılmıştı,kızkardeşi ise ilk başlarda onu hala abisi olarak görsede ondan tiksiniyordu ve zaman geçtikçe onu abisi olarak görmeyi de bıraktı ki bence Gregora en büyük yıkımı yaşatan da kızkardeşiydi. "sevgili anneciğim,sevgili babcığım,bu böyle devam edemez.Belki siz farkında değilsiniz ama ben farkındayım.Şu yaratığın önünde ağabeyimin adını telaffuz etmek istemiyorum,bu nedenle tek bir şey diyeceğim:bundan kurtulmanın bir yolunu bulmalıyız.Biz insan olarak ona bakmak,ona tahammül etmek konusunda elimizden geleni yaptık,sanırım kimse bizi bu konuda en ufak bir şekilde suçlayamaz." işte kız kardeşinin bu sözleri bardağı taşıran son damlaydı.Kızkardeşi Gregorun onları anlamadığını savundu oysaki kitap boyunca bir şeyleri anlayan tek kişi Gregordu ve ailesi onu hiç anlamadı,Gregoru yaraları,acıları,yalnızlığı ve tutsaklığıyla baş başa bıraktılar en sonunda Gregor daha fazla dayanamadı ve herkese göre
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,9bin okunma
Reklam
Kalk, Çalış, Başarısız Ol!
4/10
·176 syf.··
2026 13. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 16:02
Behçet Yalın Özkara, sosyal medyada zaman zaman ilgiyle takip ettiğim isimlerden biri. Kendisini diğer akademisyenlerden ayıran yanı; akademide genellikle sümen altı edilen, başım ağrımasın, kaygısıyla görmezden gelinen ya da konuşulmaktan çekinilen konuları büyük bir açık sözlülükle konuşabilmesi. Yazarın "Kalk Çalış Başarısız Ol!" adlı eseri de tam olarak bu dürüstlüğün bir ürünü. Kitabın ismi bile kendi içinde çok manidar bir gerçekliği barındırıyor: Kalkıyorsun, çabalıyorsun, didiniyorsun ama günün sonunda bir bakıyorsun başarısız olmuşsun. Üstelik bu başarısızlık, her zaman senin bireysel yetersizliğinle ya da tembelliğinle ilgili olmuyor. Özkara, başarı olarak görülen kariyer basamaklarının ve toplumsal konumun, bireyin içine doğduğu ailenin sahip olduğu maddi ve kültürel imkânlarla doğrudan bağlantılı olduğunu savunuyor. Bu yönüyle kitap, bizi modern dünyanın pembe hayal dünyasından çekip sert gerçeklerle yüzleştirmeyi amaçlıyor. Dünyada herkesin hayata aynı çizgide başlamadığını, yüksek gelirli ailelerin çocuklarına sunduğu olanaklarla, alt veya orta gelirli ailelerin çocuklarına sağladığı imkânların uçurumunu fark etmek, sistemin şifresini çözmenin ilk adımı. Yazar burada, günümüzün hayal tacirlerine ve kişisel gelişim dünyasına sert bir eleştiri yöneltiyor. "Kendine güven, yeter ki iste, vazgeçmezsen mutlaka başarırsın" şeklindeki içi boşaltılmış sözlerin gerçek hayattaki karşılığını sorgulatıyor. Ayaklarımızın aynı zemine basmadığı bu dünyada, bize anlatılan o pırıltılı başarı hikâyelerinin arka planını sorgulayabilmek, okur adına son derece kıymetli bir farkındalık yaratıyor. Bununla birlikte, kitapta eleştiriye açık, üzerinde durulması gereken bazı noktalar da mevcut. Başarı ve başarısızlık kavramları doğası gereği göreceli ve zamana göre değişen
1000Kitap
Kalk Çalış Başarısız Ol!Behçet Yalın Özkara · Kronik Kitap · 20241,824 okunma
Hayat İmkânsız Değil; İnsan İçindeki Mucizeye Geç Kalabiliyormuş!
8/10
·368 syf.··
2026 132. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 21:11
Hayat İmkânsız Değil; Bazen Sadece Biz Çok Yorulmuş Oluyoruz I—BAŞLANGIÇ: Matt Haig’in Hayat İmkânsız adlı eserini bitirdiğimde kitabı kapatmadım aslında; sadece sayfaları kapattım. Çünkü bazı kitaplar bitince susmaz. İçinizde konuşmaya devam eder. Bu kitap da tam olarak onlardan biri oldu benim için. Matt Haig, yine bildiğimiz yerden yakalıyor insanı: kayıptan, pişmanlıktan, yalnızlıktan, geçmişin insanın içinde bıraktığı o görünmez tortudan… Ama bunu yaparken okuru karanlığın içine bırakıp gitmiyor. Aksine, karanlığın içinde küçük küçük ışıklar yakıyor. Hani bazen hayatın bize karşı çok sert, çok yorucu, hatta biraz da “fazla mesai yapan bir kader memuru” gibi davrandığını düşünürüz ya; Haig tam o noktada çıkıp şunu fısıldıyor: “Belki de mesele hayatın imkânsız olması değil, bizim yeniden başlamaktan korkmamızdır.” II—İNCELEME: Romanın merkezinde Grace Winters var. Emekli, yalnız, geçmişin ağır yüklerini omuzlarında taşıyan, hayatla arasına mesafe koymuş bir kadın. Onun Ibiza’ya uzanan hikâyesi ilk bakışta gizemli, hatta yer yer fantastik bir yolculuk gibi görünse de bana göre kitabın asıl yolculuğu dışarıda değil, içeride yaşanıyor. Grace’in gittiği ada kadar, kendi içine yaptığı yolculuk da romanın kalbini oluşturuyor. Kitapta en çok sevdiğim taraflardan biri, Matt Haig’in “iyileşme” meselesini kolaycı bir iyimserlikle anlatmamasıydı. Bu romanda acılar bir anda geçmiyor, kayıplar sihirli bir cümleyle kapanmıyor, geçmiş yok olmuyor. Zaten hayat da böyle değil mi? Bazı boşluklar kapanmaz; sadece insan o boşlukla yaşamayı öğrenir. Bazı özürler geçmişi değiştirmez; ama insanın içindeki düğümü biraz gevşetir. Bazı başlangıçlar da cesaretten önce korkuyla gelir. Grace’in hikâyesi bana şunu düşündürdü: İnsan bazen yaşlanınca değil, ummaktan vazgeçince yaşlanıyor. Ve
Hayat İmkânsızMatt Haig · Domingo Yayınevi · 20245,9bin okunma
EN BÜYÜK MERHAMETSİZLİK, KENDİMİZE YAPTIĞIMIZ!
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 17:20
Bir insanın kendini tüketmesi için gerçekten çok büyük acılar mı yaşaması gerekir? Yoksa her gün biraz daha yorulmak, herkese yetişmeye çalışmak, kimseyi kırmamak için kendinden vermek, sürekli daha iyisini yapmak zorundaymış gibi hissetmek de insanı fark ettirmeden tüketmeye yeter mi? Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım. Bugün Beyhan Budak ’ın yeni kitabı Kendini Tüketmeden Yaşa ’yı kendimce inceleyeceğim. Hazırsanız başlayalım… Öncelikle Beyhan Hoca ön sözde kitabın nasıl ortaya çıktığından bahsetmiş, ben de bunu sizlerle paylaşmak istiyorum: Beyhan Budak kendini kötü hissettiği dönemlerde kendisine sık sık şu soruyu soruyormuş: “Eğer şu an kendime terapiye geliyor olsaydım, kendime ne söylerdim?” Sonra da böyle zamanlarda kendisine iyi gelen düşünceleri, fark ettiği şeyleri, hayat tecrübelerini bir yerlere not almaya başlamış. Bu düşünceleri yıllar boyunca seminerlerinde, videolarında insanlarla paylaşmış ve insanların bunlardan faydalandığını görünce de bir gün kitaplaştırmayı hayal etmiş. Şu an incelemesini yaptığım kitap da aslında bu hayalin ürünü. Belki de bu yüzden kitap boyunca kendimi akademik bir psikoloji kitabı okuyor gibi değil de yıllardır insanı gözlemleyen, mesleğini severek yapan ve en önemlisi anlattığı şeyleri gerçek hayatın içinden süzen biriyle sohbet ediyormuş gibi hissettim; ki zaten Beyhan Hoca’nın en sevdiğim taraflarından biri bu… Günümüzde kişisel gelişim ve psikoloji alanında içerik üreten o kadar çok insan var ki… Bir kısmı insanı birkaç dakikalığına iyi hissettiren ama hayatın içinde hiçbir karşılığı olmayan cümleler kuruyor. Dinlerken güzel geliyor, paylaşırken havalı duruyor ama iş gerçek hayatla yüzleşmeye gelince elde koca bir hiç kalıyor. Beyhan Hoca’yı yıllardır takip eden biri olarak onu farklı kılan şeyin tam da burada olduğunu
Edebiyat
Kendini Tüketmeden YaşaBeyhan Budak · Kronik Kitap · 202636 okunma
10/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 167. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:10
"AKIL HASTALIĞININ PSİKOGENEZİ" "Anlamanın önündeki ilk büyük engel tipler arasındaki farklılıktır. İkinci engelse yapılandırıcı yöntemin, doğası gereği kuruntu sisteminin ortaya koyduğu ipuçlarını takip etmesi gerekliliğidir. Hastanın düşünceleri ciddiye alınmalı ve sonuçlarına göre hareket edilmelidir. Araştırmacı ancak bu şekilde psikozun bakış açısını kavrayabilir. Bu durumda kendisinin de psikoza girdiği veya en azından kendi Weltanschauung'unu yarattığı kuşkusu oluşabilir. Böyle bir olasılık kötü olduğu kadar da bilim dışıdır. Herkes farkında olmasa da herkesin bir dünya görüşü vardır. Bunun farkında olmayanlar bilinçdışı ve dolayısıyla yetersiz ve arkaik bir bakış açısına sahiptir, çünkü psişede geliştirilmeden, uykuda bırakılan her şey ilkel durumda kalır." Collected Works serisinin üçüncü cildi olarak yayımlanan ve psikiyatri tarihinde bir dönüm noktası niteliği taşıyan bir derlemelerden oluşan bu eser, Jung’un klinik dehasını sergilemesinin yanısıra onun Freud’dan ayrılışının tohumlarını ve analitik psikolojisinin temel kavramlarının (arketip, kolektif bilinçdışı) gelişimini anlamak için de vazgeçilmez bir kaynaktır. Jung, kitabında cesur bir iddia ortaya atar: Şizofreni hastalarının sanrı ve halüsinasyonları anlamsız rastlantılar değildir. Tam aksine, bu semptomlar derin bir psikolojik anlam taşır ve çözümlenmeyi bekleyen birer semboldür. Dönemin hâkim görüşü olan “hastalık tamamen beyin lezyonlarından kaynaklanır” tezine meydan okuyarak hastaların iç dünyasına kulak vermenin önemini vurgular. Ona göre psikoz, bastırılmış duygusal çatışmaların yani “komplekslerin" bilinçdışından fışkırmasıdır. Ve der ki, ruh hastalarının insani sırlarına elimizi uzattığımızda, deliliğin kaynağındaki sistem de kendini gösterir. Ve görürüz ki, delilik aslında bize hiç de
Psikoloji
Akıl Hastalığının PsikogeneziCarl Gustav Jung · Pinhan · 202222 okunma
Reklam
Reklam