Dostoyevski'nin tutkulu bir aşkla kumar bağımlılığını bir arada anlattığı romanı Kumarbaz, yazarın ticari kaygıları dolayısı ile çok kısa sürede yazdığı kısa romanı.
Kumarbaz, adı üzerinde kumar bağımlılığı üzerine, hırs, karamsarlık, duygusal dalgalanmalar etrafında dönerken bir yandan da Polina ile Aleksey İvanoviç'in aşkını anlatıyor.
Kumarbaz, yazarın okurken en çok eğlendiğim, beni güldüren ama okuru olarak en özensiz bulduğum romanı. Bitirdiğimde sanki bir eksiklik var gibi hissetmekten kendimi alamadım. Karakterler tam oturmamış gibiydi, bazı karakterlerin varlığının sebebini bile sorguladım. Tüm bunlar muhtemelen kitabın yazım süresi ile ilgili diye düşünüyorum.
Eğlenceli büyükanne karakteri, Aleksey İvanoviç'in aşık olduğu Polina ve Matmazel Blanche... Kolay okunan, eğlenceli ama Dostoyevski için biraz sığ kalmış bir roman bence Kumarbaz. Yine de, tabi ki okunmaya değer!
Morfin, Mihail Bulgakov'un savaş sonrası dönemde morfinmanlık deneyiminden yola çıkarak yazdığı kısa ama etkileyici öyküsü.
Dr Bomgard bir hastane nöbetinde eski bir arkadaşı olan Dr Polyakov'dan yardımını isteyen bir mektup alıyor. Fakat, doktor arkadaşına yetişemeden Polyakov intihar ediyor. Morfin, Dr Polyakov'un Dr. Bomgard'a bıraktığı günlükleri üzerine ilerliyor. Günlüklerde morfinin Polyakov'u hızla nasıl bağımlı hale getirip en sonunda intihara sürüklediğini okuyoruz.
Bulgakov'un etkileyici ve usta kaleminden beklediğim gibi sarsıcı bir kısa hikaye okudum.
Ancak, kfenomeni ile fark ettik ki, Morfin yazarın Bir Doktorun Anıları kitabında yer alan öykülerinden biriymiş. Can Yayınları'nın Kısa Klasikler, Lacivert Klasikler serisi gibi Modern Klasikler serisi de çoğunlukla yazarların kitaplarının bölümlerinden oluşuyor. Yeni okunacak bir yazarın kalemini deneyimlemek için iyi olabilirler ancak, yayınevi bunu arka kapakta yazmalı! Yanılıp bu serilerden kitaplar aldım ve çok pişmanım. Tekrar Can Yayınları'ndan kitap alır mıyım, bilmiyorum. Okur olarak bu tavırları hiç hoşuma gitmiyor.
Ölümcül Yumurtalar, Bulgakov'un okuduğum üçüncü eseri. 1917 Rus Devrimi'ni izleyen yıllarda dahi zooloji profesörü Vladimir İpatyeviç Persikov bir "kızıl ışın" keşfediyor. Bu ışın canlı organizmaları etkileyerek onların devleşmesine ve inanılmaz bir hızda üremelerine sebep oluyor. Bu sırada ülkede bir tavuk salgını başlıyor ve tüm tavuklar ölünce Profesör Persikov'un buluşu bu soruna çare olarak görülüyor.
Bu kısa roman Stalin dönemine yapılan bir sistem eleştirisi. Bulgakov, bilimde elde edilen gelişmenin devlet eliyle cahilce kötüye kullanılmasını eleştiriyor. Kitap yazıldığı dönemde gizli polise şikayet edilmiş, kızıl ışının kızıl hükümete iftira olduğu gerekçe gösterilmiş.
Bilimkurgu, hiciv... Yine muhteşem ve çarpıcı bir Bulgakov romanı okudum. Rusya'nın yasaklı yazarı bir kez daha beni kendine hayran bıraktı. Mihail Bulgakov'un Rus edebiyatının en özel yazarlarından biri olduğunu, zekası ve üslubuyla diğer klasik Rus yazarlarından ayrıldığını düşünüyorum. Özgün, mizahi ve yaratıcı bir yazar! Umarım İş Bankası Kültür Yayınları daha çok kitabını basar, ben de bol bol Bulgakov okurum
Kitabı okuma yoldaşım kfenomeni ile keyifle okuduk. Gönül rahatlığıyla öneririm.
Anna Karenina, pek çok yazar ve eleştirmen tarafından gelmiş geçmiş en büyük roman olarak kabul edilen, Lev Tolstoy'un en ünlü eserlerinden biri. Tolstoy bu hacimli romanda evlilik, aşk, sadakat, aile ve ölüm temalarını dönemin toplumsal, politik yapısıyla harmanlayarak ustaca aktarmış.
Kitapta dönemin hem burjuva hem de köy yaşantısını ve bu iki yaşantıdaki insanların birbirlerine bakış açılarını okuyoruz. Yazar, bunları bize yasak bir aşk hikayesi çevresinde anlatıyor. Kitabın ana karakteri Anna, aşık olduğu Vronsky ile kaçıp kocasını ve oğlunu terk ediyor. Kitap boyu Anna karakterinin gelişimini okurken bir yandan iki ayrı çiftin aşk ve evlilik ilişkilerini de okuyoruz. Her çiftin ilişkisinin ayrı bir ana noktası var ve yazar bu noktaları kullanarak okuruna istediği mesajları vermeye çalışmış.
Rus toplumunda kadının yeri, kadının eğitimi, toprak reformu, komünizm, sanat ve din konularında Tolstoy yaşadığı döneme adeta ışık tutmuş. Roman boyunca yazarın didaktik üslubu ve insan-tanrı ilişkisi temasına bağlılığını da hissettim.
Anna Karenina oldukça akıcı ilerleyen ve kolay okunan bir kitap... Ancak, ilk yarısından sonra olayların dramatik unsurlarının artmasıyla bir miktar sıkmaya başladı. Özellikle Levin karakterinin gelişimi, Anna'nın büründüğü ruh hali okurken beni biraz bunalttı. Roman boyu zamansal kurgu da kafamı karıştırdı, örneğin Anna'nın oğlu büyür ve gelişme gösterirken, kızı seneler geçmiş olmasına rağmen bir türlü büyüyemedi.
Özetle, Anna Karenina ikinci kez okumaktan pişman olmadığım, herkesin okuması gereken bir klasik. Bu yaşta okumak da bence zamanlama olarak çok iyi oldu. Bu tarz kitapları okumak için biraz yaş almak gerek sanırım. Kitabı kfenomeni ile okuduk, onun yorumlarına göz atmayı unutmayın.