Ben hep kalabalık oldum. Şehrin uzağındaki bir semte giden, günün tek otobüsü kadar kalabalık. Tıkış tıkış! Herkesin üst üste olduğu bir otobüs kadar. Dolayısıyla iyi geldi bana yalnızlık. Kendime yeterince zarar veriyordum. Ve bir de dünyanın vereceği zararları ortadan kaldırmanın imkanı olmadığına göre, yoklarmış gibi davranarak yalnızlığı seçmek en doğrusuydu.
Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi. İnansaydım birine, uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim.
Terk ettiğim her şeyin ağırlığı binle çarpılıp beynime yerleşti. Hafiflemek bir tarafa, daha da ağırlaştım. Söküp attıklarım tonlarca kabus olup döndüler bana…
Ünlü "ben'e tapınma" -her şeyin üstünde ben- toplumdan bir cengel ormanı yaratan egemen burjuvazinin ürünüdür: her ne pahasına olursa olsun ulaşmak, hileyle ya da şiddetle; kendi mutluluğunu zayıfların mutsuzluğu üzerine kurmak.