Bazen çok şey anlatmak ister de doğru kelimeleri bulup uygun cümleleri bir türlü kuramazsın ya, işte bu kitap bende böyle duygular uyandırdı. Ne söylesem eksik kalacak biliyorum.
Savaş ve savaşın açtığı yaraların acımasızlığından bahsedebilecek nitelikte kelimelerim yok benim malesef. Ancak şunu diyebilirim ki; öyle bir yara düşünün ki her an kanayıp sızlıyor ve zaman zaman gözyaşıyla, acıyla, öfkeyle yılları irin misali kusuyor.
Zor geliyor şu an yazmak. Kendi köklerimin geçmişini düşündükçe daha da bir içime kaçıyorum.
Kitap; yakın zamanda tüm Dünya'nın göz yumduğu, binlerce kadın, çocuk ve erkeğin katledildiği Yugoslavya İç Savaşını konu alıyor. Kurgu gerçek bir hayat hikayesinden esinlenilip kurgulanmakla birlikte yakın tarihe de çok büyük bir ışık tutuyor.
Kitapta Carla'nın annesi Lana'nın günlüğünün olduğu kısımlarda bağırmak, haykırmak, isyan etmek istedim. Kitabı bırakmak istedim o anlarda. Okumamam gerektiğini düşündüm çünkü okursam etkisinden uzun bir dönem çıkamayacağımı biliyordum ancak kitabı bırakmak namümkün.
Bir çok insan savaşın şeytan işi olduğunu düşünür ancak yanılıyorlar çünkü savaş tamamıyla insan işi. Hatta şeytan bile her defasında saygıdan önünü ilikliyordur insanoğlunun bu zalimliğine!
Yıkılan, biten, bir daha inşa edilemeyen, unutulan, unutulmaya mecbur kalınan, anasız, babasız, evlatsız, tam ve bütün olamayan milyonlarca hayat demek savaş.
Malesef yozlaştık ilerleyen teknoloji ile beraber. Bu yozlaşma bizleri duyarsızlaştırıp, bireyselleştirdi. Artık çoğunluğun " Ben... " dediği bir zaman diliminde savaştan, insanlıktan, tarihten bahsetmek ne kadar akıl kârı bilmiyorum.
Kitaba gelmek istiyorum ama aslında içten içe kitabı oğul oğul içimden akıttığımı farkediyorum.
Kitap tarih, dram, biyografi, aksiyon, ve polisiyenin iç içe geçtiği ancak