Ah ki ne ah... Fadi ve Handan için az yerden yere vurmadım ruhumu okurken. Az saydırmadım Kenan Baran'ın o başlardaki narsist diyebileceğim kişiliğini okurken. Bir yandan da " Dur be oğlum. Acele etme. Doktor Hanım yine şaşırtacak. Sabır. Ön yargılı olma. " dedim kendime. Velhasıl kelam dediğimde oldu.
Kitap bitti ve kapağını kapadım da ruhumda açılan kapılar, zihnimde sorgulamalar, yargılamalar kapanmıyor işte. Her Gülseren Budayıcıoğlu okuduğumda insana ve insanlığıma dair çok şey öğreniyorum. Onun da yazdığı, dediği gibi bir insanı tanıyıp anlayarak aslında kendimizi tanıyıp anlamaya, anlamlandırmaya giden yola koşar adım gidiyoruz.
Kitabın ana karakteri Kenan Baran cidden benim açımdan tahammülü zor biriydi. Kitabı bile bundan dolayı yarım bırakmayı düşündüm ancak Doktor Hanım'ın tarzını artık bildiğimden sabrettim ve sabrın sonu selamet oldu diyebilirim.
Kral kaybetti kaybetmesine de, kayıplarından neler öğrenmedi ki! Kraldan insanı doğurdu desem yalan olmaz hani. Kolay olmadı Kralın ölüp insanın doğması. Kenan Baran açısından nasıl sancılıydı bu süreç anlatamam. Ya o gözümün yaşını akıttığım Fadi... Ah Gözümün nuru Fadi... O çocukluğun, O sevilmek için bitmek tükenmek bilmez çabaların, o hayattan beklediklerin galiba bana benden bazı şeyler anlattı. Handan'ı dinlerken ise temada aynı, kurguda farklı o kadar çok çevremden dinlediğim, gördüğüm yaşanmışlıkları hatırladım ki. Zor, inan ki yoksul da olsan varsıl da olsan bu memlekette kadın olmak çok zor!
Kitabı alalı baya olmuştu ancak yazarın bu kitabını bir türlü okumak istemedim nedense. Uzun bir süre bekledi öylece kitaplıkta. Galiba içinden geçtiğim bu zor dönem için beklettim onu farkında olmadan, kendime terapi yapabilmek ve kendi iç sesimi duyabilmek için.
Kitap bende duygusal iniş ve çıkışlarıyla bir