40 yıl
Babaannem dedemi ilk gördüğü gün Tam yüreginden vurulmuş Dedem şöyle bir çapkınca bakıp Hafifce bıyığını burmuş O zamanin erkeği pek bi ağır'mış Kızları ise pek bi hoş'muş Kırk yıl Bir yastıkta tam 40 yıl Anlat babaanne ölümsüz aşkını Bir yastıkta tam 40 yıl Ufacık bir yuva Nohut oda bakla sofra Ama sapasağlam ayakta Çeyiz dedikleri yorgan ve yastık İki sandık iki de bohça Gözleri hala dolu dolu oluyor Dedemin adını andıkça Kırk yıl Bir yastıkta tam 40 yıl Anlat babaanne ölümsüz aşkını Bir yastıkta tam 40 yıl Süper babaanne seni çok seviyoruz O büyük aşkları inan bizde yaşıyoruz Bugünkü genç kızlar yarının anneleri dersin İnan gençleri anlayan bir tek sensin Tüh tüh maşaallah nazar değmez inşaallah
Kaleminin gücü kadar güçlü değildin sen bana karşı. Bir kağıt gibi buruşturup attın beni her gece tekrar tekrar cehennemine. Her gece bir "sen" ya da sensizlik nicesi çıktı çığlıklarımın ardından. Toz olup uçmuş artık ses tellerimden her kelimenin zerresi. Bir söz, Yakıştırılmış bana senin kaleminin direğinden. Soldan sağa dört harf, Sırtındaki bohça zaren hafiftir dedirten. Bir beyaz elbise giydirmiş bana Kar beyazı misali Senin kafile meydanından gelen geçen.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"İNCİ" Büyük yüzleşme...
43. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Geceyi Zeynep teyzelerin evinde geçirdim. Beni darmadağın bir halde bırakmaya gönülleri el vermemişti; kapılarını da yüreklerini de sonuna kadar açtılar. Geç saatlere kadar Aslı’yla fısıltılarla dolu, bitmek bilmeyen bir sohbetin içinde kaybolduk. Kafam o kadar karışıktı ki, sanki zihnimin içinde dev dalgalar kıyıya vuruyor, her vuruşta ruhumdan bir parçayı söküp götürüyordu. Yorgun bedenim yatağa gömülse de uyku, bir türlü uğramadı semtime. Gözümü kapattığımda bile düşüncelerim peşimi bırakmıyordu. Kaç kez daldım, kaç kez sıçrayarak uyandım bilmiyorum; bildiğim tek şey, beynimin durmak bilmeyen şekilde sabaha kadar çalıştığıydı. Güneşin ilk soluk ışıkları odaya sızdığında, Aslı’yla aynı anda araladık gözlerimizi. Mutfaktan gelen o eşsiz kızarmış ekmek ve taze demlenmiş çay kokusu, evin koridorlarına yayılmıştı. Zeynep teyze, mükemmel bir sofra hazırlamış bizi bekliyordu. Ancak neşeli sabah rutinine katılmak, tabağa uzanmak bana dünyanın en ağır işi gibi geliyordu. İştahım çoktan firar etmişti. Sessizce oturup, onları dinledim. “Aslı kızım, Hadice ablan bohçaları hazırlamış, kahvaltıdan sonra gidip bakacağım. Umarım tam istediğim gibi yapmıştır.” “Ay annecim, yorma kendini artık. Bohça olayı eskide kaldı, boşuna stres yapıyorsun.” Zeynep teyze kaşlarını hafifçe kaldırıp, elindeki çay kaşığını tabağın kenarına bıraktı. “Ben zamanında bu gözlerimi boşuna mı döktüm o ilmeklere? Boşuna yorma da ne demekmiş...” “Öyle demek istemedim anne, sadece stres yapmana gerek yok. Yoksa ellerine, kollarına, gözlerine sağlık. Ben seve seve kullanırım, içine sinmezse de üzülme...” “Hah böyle de işte, sen merak etme. Ben halimden memnunun...” Onların bu tatlı atışması, içimde bir yerleri sızlattı. Bir anne, kızı için yıllarca ilmek ilmek
1000Kitap
Argo
Ağacı sevecektiniz, Yoldunuz, dal bırakmadınız.. Yılına al bırakmadınız, Yemişini yiyecektiniz. Kadını sevecektiniz, Aldınız, ver bırakmadınız.. Sevi'ye yer bırakmadınız, Ona ben değil, sen diyecektiniz Büyünürken zamanla, Küçüldünüz zamanla, Arıları kovdunuz dumanla, Kovanda bal bırakmadınız. Sobayı söndürdünüz, Isıyı öldürdünüz, Hava basıp üfürdünüz, Mangalda kül bırakmadınız. Parayla yamalı bohça'da, Kapanık, dar bir açıda, O caanım ikili bahçede Bir renk, bir gül bırakmadınız. Bir eliniz vardı, bir cebiniz, Başınıza vurdu keliniz, Alıp sattınız hepiniz, Depoda mal bırakmadınız. Özdemir Asaf
Şiir
Sabıka
Hangi suçun kaydı yapılır uçan kuşlara? Hangi kelepçe bulutlara paslı zincir? Hangi sevdaya daha fiyakalı af çıkar? Genel af diye yazar mı gazeteler anne? Yüreğimde sabıkalar . Gözlerimde gam var anne ... Bir müebbet kaç muhabbeti öldürür? Hangi rüzgar bu alevi söndürür? Yalnız odalar kaç voltalık anne? Kaç voltajdır bu işkence? Kaç cıgara çekimi bu ömür. Sevda kuş kanadında mı sence? Avludaki mor güvercinler ; gönüllümü mahpuslağa anne? Üflesem içimdeki zehri. Kaç mumu söndürür bu karanlık gece ? Anılar bile vefasızken Alakasız prangalar bileğimde Bu sabıka silinmez mi anne? Kalemim kırılmış orta yerinden. Celsem kapatılmış. Bu kırık alçı tutar mı anne? Dikiş tutar mı bu sökük? İçim sökülüyor... İçim dökülüyor anne. Gönül rehberimde ölü isimler
İnsana ve Hayata Dair
AHLAT'IMDA BEN OLSAYDIM Abdulcabbar Ersoy olsaydım Vatan için savaşsaydım Cumhuriyet tarihine Baş muallim ben olsaydım & Kıbrıs’ıma ben varsaydım Uçan Şükrü ben olsaydım Gahi orda gahi burda Yardım eli uzatsaydım & Anlat’ıma ben varsaydım Osman Bayar ben olsaydım Şanlı Ahlat tarihini Onun dilinden duysaydım & Ali Koca ben olsaydım Konağımda otursaydım At üstünde heybetiyle Diyar köyler dolaşsaydım & Ahiliğe ben varsaydım Zeynal Abidin olsaydım Esnaflığın dürüstlüğün Kitabını ben yazsaydım & Baraka Mehmet olsaydım Gazete kitap okusaydım Zaman durmuş saatlerin
1000Kitap