Puan vermedi·168 syf.··
2026 37. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 18:58
Zavallı insanlık kendi bağrına hançerlemek cinnetine bir tedavi serumu bulamayacak mı? Sevgili arkadaşlar bu akşam size #HüseyinRahmiGürpınar kaleminden #kesikbas abla romanı ile geldim.. Bu kitap yazarın kurgusu kapsamı ve konusu itibarıyla tek polisiye romanı. Kesik baş önce İstanbul'un Seçkin gazetelerinden iktdam'da tefrika halinde yayınlanır kitap olarak ilk basımı ise 21 yıl sonra 1942 yılında Hilmi Kitabevi tarafından dönemin ihtiyaçlarına göre sadeleştirilmiş olarak kullanılır.. Gelelim kitaba Kitap nasıl başlıyor Nafiz efendi yoksulluk çeken kaynanası Refika hanım ile geçimsizlik yaşayan ve teselli içki de arayan bir adamdır bir akşam meyhane kapandıktan sonra sarhoş bir halde yolu düşer ve kaynanasının öfkesini dindirmek için pazardan devasa bir lahana alır. Lahanayı taşımakta zorlanan nafiziğin etrafının mahalle çocukları Sarar ve onunla Aliye derler Nafiz efendi karanlık ve susuz bir kuyuya düşer. Olay yerine polisler gelir ve kurtulması için kuyuya bir ip sarkıtır Nafiz efendi kendi lahanası zannettiği Bir nesneyi bağlayarak yukarı çekilmesini sağlar yukarı çekilen bohça açıldığında içinden kesilmiş insan kafası çıkar.. Soruşturmayı deneyimli ve uzman zabıta memurları Remzi ve Seydi efendiler devralır kesit başı incelemek için morga götürülür.. başka bir semtte kesik kol ve bacaklar bulunur bulunan bir parmağın üzerinde 22 Şubat 1923 tarihli ve isimlerinin yazılı olduğu bir alyans vardır Bence efendi gazetelere verdiği kayıp ilanla yaşlıca bir kadın yanıt verir kadın bulunan yüzüğü teşhis eder fakat kocasının ticaret ve tedavi amacıyla Paris'e gittiğini söyler. Feride hanım kesik başı teşhis eder ve kocasına benzediğini söyler Ayrıca takma dişinin olmadığını söyler.. ama şart treni ile İstanbul'a gelen bir yolcuyu gizlice takip eden görevler polis
Kesik BaşHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025563 okunma
Romanı Romancıdan Dinle, Kuramcıdan Değil!
6/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Kundera'nın bu kitapta öne sürdüğü çok güçlü iki tezden söz etmek lazım: 1. Avrupa insanlığı anlamak için önemli, kültür tarihine vakıf olabilmek içinse merkezidir (Avrupamerkezcilik). 2. Avrupa'yı anlamaksa sadece bilim ve felsefeye değil, aynı zamanda edebiyata nüfuz etmekle mümkündür. Dolayısıyla Descartes'la başlayıp Husserl ve Heidegger'e uzanan özne düşüncesi, yani felsefe, çok daha öncesinde ve çok daha derinlemesine edebiyatçılar tarafından masaya yatırılmış vaziyettedir. Şu halde Descartes'ı okumak ne kadar elzemse, Don Kişot'u okumak da o kadar kaçınılmazdır. Kundera roman üzerine geliştirdiği düşünceleri kitap haline getirmek için farklı zamanlarda verdiği ropörtajlara ve çevirmenlere kılavuz olarak hazırladığı küçük sözlüğe da yer açmış kitabında. Bunun yerine Don Kişot'un önemini tartıştığı ilk yazıyı geliştirerek ulaşmış olsa bu metne, Roman Sanatı edebiyat eleştirisi alanında yazılan en iyi metinlerden biri olabilirdi. Ama bir yamalı bohça olarak kalmış ne yazık ki...
Roman SanatıMilan Kundera · Can Yayınları · 2014348 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·154 syf.·
2026 77. kitabı
Konuşmalarınız bazen yamalı bohça gibi. Yamalar da fena sırıtıyor.” (s.13) 1598–1599 yılları civarında yazıldığı kabul edilen Kuru Gürültü Komedyası daha ilk anda dilin ne kadar aldatıcı olabileceğini, sözün sadece bir iğneleme değil, oyunun tamamına yayılan yapısı da özetliyor. İnsanların söyledikleriyle hissettikleri birbirini tutmuyor, sözler çoğu zaman gerçeği gizleyen bir örtüye dönüşüyor. William Shakespeare dili bir oyun alanı gibi kullanıyor, karakterler konuşurken hem kendilerini saklıyor hem de farkında olmadan açığa çıkarıyor. Oyun oldukça canlı ve hareketli bir şekilde ilerliyor. Söz atışmaları daha ilk sahnelerden dikkat çekiyor. Sürekli birbirlerini küçümseyen, alay eden karakterler aslında en çok birbirine yaklaşan kişiler gibi duruyor. Sözlerin sertliği, duyguların derinliğini gizliyor. Diğer yandan da daha sade ama kırılgan ilişki ilerliyor. Bu iki farklı çatışmayla oyunun dengesini kuruyor. Olaylar bir noktadan sonra karışıyor. Küçük bir kurgu, bir yanlış yönlendirme, her şeyi tersine çeviriyor. Oyun sadece bir komedi olmaktan çok insanın ne kadar kolay yönlendirilebildiğini de göstermeyi vurguluyor . İnsanlar çoğu zaman gerçeği değil, duyduklarını ya da inanmak istediklerini kabul ediyor. Dedikodular ve yarım yamalak bilgilerle kurulan küçük oyunlar hayatları yönlendiriyor. Shakespeare hem güldürüyor hem de ince bir eleştiri yapıyor, yanlışlarla ve gururla iç içe gösteriyor. İnsanların birbirini ne kadar hızlı yargıladığını ama aynı hızla geri dönebildiğini hissettiriyor. Okurken sahneler akıp gidiyor, diyaloglar bir ritim gibi ilerliyor. Özellikle laf atışmaları oyunu sürekli canlı tutuyor Kuru Gürültü Komedyası sadece güldüren bir oyundan fazlası insanın sözlerle nasıl yanıldığını anlatan bir metin. İkili ilişkilerde duyduklarımızın
Bercesteden
Kuru GürültüWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,313 okunma
selam sana ey yüzbaşı nemesçek komutanım!
10/10
·226 syf.··
2026 79. kitabı
…her insanın çocukluğu ‘geçmiş’ adı altında geleceğine götürdüğü bohçalar içine çıkınlanmış hazinedir mamafih geçirmiş olduğum harika bir çocukluk dönemimde okuduğum kitaplar, tıpkı sokaklarda oynadığım tadı benzersiz oyunlar gibi, o bohça ile geleceğime yani bugünüme taşıdığım emsalsiz hazinelerdendir. emsalsiz okuma keyfi neviinden nitelediğim o kitaplardan benim için en müstesna olanı ise, ‘pal sokağı çocukları’ kitabıdır. öyle ki hala her dibe yeksan buhranlarımda bir kaçış alanı olarak ‘pal sokağı çocukları’ nın sayfaları arasında buluveririm kendimi. kitabın giriş sayfasındaki laterna hala zihnimde çınlar, macun çiğnerken odun deposundaki nöbetçiler yerinde mi, değil mi, kontrol etme gereksinimi adrenalin pompalar tüm vücuduma ve onbaşı neöesçek kırmızı gömleklilerden kaçsın diye dua ederim… bunların her birini içimden geçirirken sayfalar arasındaki yolculuğumda ben hala ilkokul dördüncü sınıfımdayım ve ilkokul öğretmenim canım Gülseren Türker annem, gözünde gözlük, elinde cetvel o sert ama ana canlısı tatlığıyla çarpım tablosundan, yarın yapacağı sözlü yoklamanın kaygısındayım. Allahım ne müthiş kaygı! çünkü ben hala dördüncü sınıfta ve onbaşı nemesçek’in kankasıyım… bir kitap bir insanın ne kadar dostu olabilirse ‘pal sokağı çocukları’ benim için o kadar dostum ve sığınağım hatta sırdaşımdır… keşke kitap, nemesçek yüzbaşı rütbesine yükselmeden bitmiş olsaydı ve buda ve peştedeki o odun deposunda yine kırmızı gömleklikleri yenseydik… dipçe-1 : mart ayının değil, benim için yüzyılın kitap önerisidir mamafih nemesçek’i tanımamış çocuk, çocukluğunun hep bir yanı eksik kalmıştır. benden söylemesi! dipçe-2 : okumayan büyüklerin çocukluğunu ödüllendirmesi tavsiyemdir ve çocuklara mutlaka okutulmalıdır hatta genç ve yetişkin hatta hatta… neyse kısa kestim
1000Kitap
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Cem Yayınevi · 197736,1bin okunma
​Kimliğin Sınırları ve Modernleşme Sancısı
7/10
·134 syf.··
2026 18. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 00:00
​Amin Maalouf'un Ölümcül Kimlikler eseri, sayfa sayısının azlığına aldanıp bir çırpıda yutulacak bir metin değil; aksine insanın ve toplumun en hassas sinir uçlarına vurulmuş sosyolojik bir neşter. Bu kitabı okumayı düşünenlere baştan o kritik teşhisi koymak zorundayım: Karşımızda oldukça ağır, sindire sindire okunması gereken, zihni yoran ama bir o kadar da ufuk açan yoğun bir felsefi metin var. Benim bu esere 7 puan vermemin sebebi de metnin bu ağır ve yer yer yorucu felsefi yoğunluğudur; yoksa yazarın bilhassa azınlıklar, mülteciler ve modernleşme üzerine koyduğu teşhisler kelimenin tam anlamıyla kusursuz. ​Maalouf, eserde kimliği mekanik ve basit bir yapı olarak değil, canlı bir organizma, bir sinir sistemi gibi ele alıyor. Yazarın "Kimlik bir 'yamalı bohça' değildir... tek bir aidiyete dokunulmaya görsün, sarsılan bütün bir kişilik olacaktır" tespiti, insanın o karmaşık anatomisini çok iyi özetliyor. Özellikle günümüzdeki azınlık ve mülteci krizlerini düşündüğümüzde yazarın şu tespiti çok sarsıcı bir gerçeğe dönüşüyor: "Dilinizin küçümsendiğini... hissederseniz, farklılığınızın işaretlerini abartılı bir gösterişle sergileyerek tepki verirsiniz." Yani bir toplumda hor görülen, dışlanan bir aidiyet, tıpkı vücudun bir enfeksiyona karşı ateşini yükseltmesi gibi amansız bir savunma mekanizmasına geçip fanatikleşiyor. ​Kitabın Doğu'nun modernleşme buhranına vurduğu neşter de bir o kadar derin ve kanatıcı. Batı için organik bir büyüme olan modernleşmenin, bizim coğrafyamızda neden bir travma yarattığını "Araplar, Yahudiler ya da Türkler için modernleşme, sürekli olarak kendilerinden bir parçanın terk edilmesi anlamına geldi" diyerek çok net açıklıyor. Bu kültürel uzuv kaybı (amputasyon) hissi, doğal olarak toplumun zihninde kapanmaz yaralar açıyor. Güvensizlik ve kriz
Edebiyat
Ölümcül KimliklerAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20199,8bin okunma
Puan vermedi·126 syf.··
2026 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2026 23:11
Bohçadaki Kanaviçe, kısa ama duygusu yoğun hikâyelerden oluşan bir kitap. Esin Tepebaşılı, gündelik hayatın içinden seçtiği ayrıntılarla özellikle kadınların bastırılmış duygularını, suskunluklarını ve iç dünyalarını sade bir dille anlatıyor. Hikâyelerde büyük olaylardan çok, küçük gibi görünen ama iz bırakan anlar öne çıkıyor. Yazarın dili oldukça duru ve sakin. Bu sadelik, hikâyelerin etkisini artırıyor; okur anlatılanların içinde kendine ait parçalar bulabiliyor. Bohça ve kanaviçe imgeleri, geçmişten bugüne taşınan yükleri, anıları ve duyguları simgeler nitelikte. Hikâyeler kısa olmasına rağmen okuduktan sonra zihinde kalmayı başarıyor. Genel olarak hızlı okunan ama üzerinde düşünmeye açık bir kitap olduğunu düşünüyorum. Derinlik arayan, özellikle öykü türünü seven okurlar için anlamlı bir okuma deneyimi sunuyor.
Bohçadaki KanaviçeEsin Tepebaşılı · Çizgi Kitabevi Yayınları · 20126 okunma