Bir annenin çocuğuna adanmışlığı Mona için tarifsiz bir olaydı. Güçsüz olduğu için anne kuşlar tarafından yuvalarından atılan kuşları düşünüyordu. Anne bir insan, yavrusuna bunu asla yapmazdı...
"Vazgeçmenin bir zamanaşımı var mı?"
Sevgili Bahar Eriş'in kalemiyle tanıştığım bir eser oldu. Yazarın dilini gerçekten çok sevdim, kitap aktı gitti okurken.
Eserde başkarakterimizin hem bugününe hem de çocukluğuna ışık tutuluyor. Sevgisiz bir aile, şiddete meyilli bir baba, sessiz bir anne...
Doğduğu o karanlık ev, yalnız ve sevgisiz bırakıyor onu. İlk ışığı ilkokul öğretmeni yakıyor ona. Sevgi dolu, ilgili, ona inanan biri... Nazan Öğretmen...
Karakterimizin öğretmeni ile olan ilişkisini okumak hem duygulandırdı hem de gülümsetti beni. Okul sıralarıyla ilk defa tanıştığımız o zamanlarda iyi bir öğretmene rastlamak o kadar kıymetli ki...
Nazan Öğretmen "Tırtılım" diyor ona. Tırtılların mucizevi canlılar olduğunu, zamanı geldiğinde kozasından çıkıp kelebek olduklarını anlatıyor.
Öğretmeni, karakterimizin yüreğine dokunuyor böylece. Sevgi ve inancı ondan öğreniyor. Okuması için kitaplar getiriyor ona, hikâyeler anlatıyor.
Hayatındaki zorluklar ve imkansızlıklara rağmen bir ayakta durma hikâyesi okuyoruz bu eserde. Ailenin davranışlarının sebebini sorguluyoruz.
"Çocukken beni sevmiyorsunuz sanırdım, çünkü kötü bir çocuğum derdim. Büyüdüm, bu kez sizin kötü olduğunuza inandım. O da değilmiş. İyi ile kötünün ötesinde başka bir yer daha varmış meğer, artık anladım..."
Yazarımız toplumsal konulara da çok güzel değiniyor eserinde. Kısa ama içinize dokunan bir hikâye.
Bahar Eriş'ten okuduğum ilk eserdi, mutlaka devamı gelecek.
Kitapla ve sevgiyle kalın...
Instagram: @duslerguncesi
"İnsanlar ânın tadını çıkarmak için önce özlemek zorundadır efendim. Mesela denizin kıymetini bilmek için zor bir kışı çalışarak geçirmeleri gerekir, köylerinin değerini bilmek için şehre gitmeleri, şehrin değerini anlamak için köyde kalmaları, sevdiklerini hatırlamak için onları kaybetmeleri gerekir... İçinde oldukları her anda, yarın neler yapacaklarını planlar ve dün neleri yapamadıklarını düşünürler!"
"Ora'ya uçtuğun her günün sabahı, gözünü açar açmaz aklına gelen bir düş yok mu yani? Kanatlarını her çırptığında hayallerini süsleyen bir düş yok mu? Sadece daha fazla nefes almayı dilemek yerine, tek bir nefes hakkın da olsa tatmak istediğin bir an yok mu hiç?"
"On binlerce yıldır gökyüzünde vakit geçirmemize rağmen, göğün ardındaki dünyaları keşfetmek bizim aklımıza hiç gelmemiştir. Ama insanlar merak eder! Aynı ağaca tutunmamıza rağmen bir sincabın hayatına hiç ilgi duymamışızdır ama insanlar farklı dilleri öğrenirler. Toprağın altını, denizin dibini, bitkiyi, hayvanı, rüzgârı, sıcağı, her şeyi öğrenirler. Matematik bilirler efendim. Evlerini yapmadan önce her detayını hesaplarlar mesela, kafaları bu yüzden gövdelerinden daha çok büyümüştür."