Sevdiğimiz bir insan ölünce hayat bizim için anlamını kaybeder, olanları ifade edecek kelime bulamayız, ya kifayetsiz ya da eksik kalır. Bu kişinin sesini bir daha duymayacak olmamız ve gözlerimizin içine bakmayacak oluşu, uyandığımızda ağlayarak onun yanımızda yatmadığını görmek ve ertesi günün başladığını ama zalim gerçeğin devam ettiğini anlamak korkunçtur. Ya da Borges’in söylediği gibi: “Dünya büyüsünü kaybetti. Seni terk ettiler.”
Filozofların gürültülerini şimdiden duyuyorum: "Delilik kadersizliktir, bozulmuş olmak, cahillik içinde yaşamaktır." Dostlarım bu insanlıktır: işin doğrusu aldığı eğitime, doğasına uygun yaşayan bir kişiye neden kadersiz densin? Bu var olmuş; her şeyin kaderi değil mi? Doğal haldeki hiçbir varlık kadersiz değildir: yoksa insana kuşlar gibi kanatlanıp uçamadığı, dört ayaklılar gibi dörtnala koşamadığı, başında boğalar gibi süsleri olmadığı için acımak gerekirdi. Tersi de mümkün: Güzel bir at, dilbilgisinden habersiz yaşadığı, börekten tat alamadığı için kadersizdir; akademiye devam edemediği için boğalara acınmalıdır! At dilbilgisi bilmediği için kadersiz sayılamazsa, insan da deli olmakla kadersiz sayılamaz: Çünkü delilik onun doğasına bağlıdır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ölüm anlaşılmaz ve insafsız; sevilen bir insanın kaybının acısı o kadar büyük ve derindir ki insan ölen kişiyle birlikte hayatının sonlandığını düşünür. Dünya kararır ve o ana kadar bizim için önemli olan şeylerin, artık bizim için hiçbir anlamı yok gibidir.
Sevdiğimiz bir insan ölünce hayat bizim için anlamını kaybeder, olanları ifade edecek kelime bulamayız, ya kifayetsiz ya da eksik kalır.
O kişinin sesini bir daha duyamayacak olmamız ve gözlerimizin içine bakmayacak oluşu, uyandığımızda ağlayarak onun yanımızda yatmadığını görmek ve ertesi günün başladığını ama zalim gerçeğin devam ettiğini anlamak korkunçtur. Ya da Borges’in söylediği gibi:
“Dünya büyüsünü kaybetti. Seni terk ettiler.”
Dedesi Kırım Savaşına Katılmış: 1919’da İran’da doğuyor çünkü babası 20 sterlin maaşın yanı sıra Türk Kırım Harbi Madalyası ile dört tokalı Kırım Madalyası kazandı (21).
Bizim zamanımızda milyonlarca insan, kendilerine, hayatın daha özgür, daha dürüst, daha rahat, hep daha iyi olacağına dair bir söz verilmiş gibi davranıyordu. Kimin tarafından? Ne zaman? Reklamlar yalnızca aklımızda bu beklenti konumunu daha da mı sağlamlaştırıyordu (69)?
Çocuk bakımı Doris Lessing açısından önemli çünkü annesinin erkek çocuk istediğini ve kendisini sevmediğini öne sürüyor. Bu feminist yaklaşımını destekliyor olabilir.
Çocuk Bakım Farkı: Bu zamanlamaya uymanın amacı ve hedefi, bebeğin üç veya dört saatlik aralıklarla günde dört veya altı kere beslenmesini sağlamaktı. Aradaki süreçte bebek ağlamaya ve haykırmaya terk edilecekti. Aksi takdirde, bebeğin borusu ötecek, bebeğin sözü geçecek (93).
• Doğru zamandan önce meme isteyen bebekler ağlatılıyordu. Kimin sözünün geçtiğini öğrenmesi gerek (844)
• Hayır, o dönemde bugün arasındaki fark şiddet, hatta pornografi ve sadizm değil, çocukların himaye altına alınmaması, onlardan çok daha fazla şey beklenmesiydi. Annemle babamın bu senin için çok zor dediklerini hiç hatırlamıyorum (323).
• İngiliz aileleri çocuklarına sevgi gösterme yollarını öğretmezler. Manastırda hayatta kalma, yalnızlık, sürgün becerilerini öğreniyordum (433).
Erkek Kardeşi Daha Çok Seviliyor: Hatırladığım şeyler, sert bir şekilde saran eller, sabırsız kollar ve annemin tekrar tekrar kız istemediğini, erkek istediğini söyleyen sesi. Başından itibaren annemin küçük kardeşimi koşulsuz bir şekilde sevdiğini ve beni sevmediğini biliyordum (101).
Lessing’in babası çiftçilikten anlamayan aslında diplomatik katip filan gibi orta düzey memur olacak birisi ama Güney Afrika’da
Bir zamanlar kitaplar arasında zamanı durduran hantal bir genç kız vardı, şimdilerde üst üste yığdığı kitapların arkasında koşturmaya devam eden çevik yaşlı bir kadın var. Biraz daha hızlanırsa hiçbir yere varamayacak.
“Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir” diyen Borges’in ruhu buralarda olmalı.