“Aynı ormanın ağacıymışım yokluğunla budanan.” Yekta Kopan’ın “Bir de Baktım Yoksun”adlı kitabının ilk hikâyesi bu epigrafla başlıyor. “Sarmaşık” adlı öyküye başlamadan özlem, yalnızlık ve arayış duygusu sarıyor okuru.Tanpınar’ın soluğu, Borges’in sesi duyuluyor eserde.
Yazara 2009 Yunus Nadi ve 2010 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandıran eser altı hikâyeden oluşuyor.
Yekta Kopan, öykülerini gerçek hayal çatışması üzerine kuruyor. Sarmaşık; karısı tarafından terk edilen, babası ölen bir yazarın mahalledeki kedisi Goncagül’ü aramasıyla başlıyor. Yekta Kopan, babasıyla yüzleştiği yeşil evi, geleneksel hikâyeden de yararlanarak masalsı bir anlatımla okuyucuya sunuyor.
“...Yedi kişi el kaldırmış, tez vakitte bulur getiririz yeşil evi demiş.Hemen o anda hiç vakit kaybetmeden yedi tepeye dağılmış yedi cesur adam...”
Anlatıcı; babasıyla konuşuyor, çatışıyor, özlem gideriyor. Yazarın, geri dönüş tekniğinden yararlandığı hikâyede,kahramanın geçmişte de sevdikleriyle sorunlar yaşadığı anlaşılıyor Karısının onu terk ederken bıraktığı mektupta dediği gibi dünyasına kimseyi almıyor aslında.Bir taraftan geçmişte sağlıklı ilişkiler kuramadığını hatırlarken diğer tarafta kaybettiklerinin acısını yaşıyor, onların peşinden gidiyor.Hemen her öyküde karşımıza çıkan insana ait bu çelişki, Yekta Kopan’ın öykülerinde de çözümsüz kalıyor.
Yazarın, yazma serüveninden söz ettiği öykülerde postmodernizmin etkisi görülüyor.Yazar; üstkurmaca, metinlerarasılık gibi modern tekniklerden sıkça yararlanıyor.
“Kurmaca üstünden gerçekliği anlamaya çalışmak, genetik sürekliliğimizin önemli bir parçasıydı.” diyor Yekta Kopan.
Üstkurmaca özelliği taşıyan “Portebello” adlı öykü “Sustum, ana dilim sensizlik oldu.” epigrafıyla başlıyor.Öyküde yazar olan Yekta adlı kahraman anlatıcı, George Orwell’in