Puan vermedi·256 syf.··
2025 36. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 13 Eylül 2025 23:54
Orta yaşlarında, mutsuz ve yalnız bir yazarın içsel yolculuğuna şahitlik ettim; özellikle aşkta tutunamayışı onun kırılganlığını daha da derinleştirirken beni de bu yalnızlığın içine çekti. Yol boyunca Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Oğuz Atay’a, Nabokov’dan Kafka’ya, Borges’ten Orhan Pamuk ve Camus’ya kadar birçok yazara yapılan göndermelerle karşılaştım. Kitabı okurken kendimi resmen Tanpınar okumaya kışkırtılmış gibi hissettim; Tanpınar’ın o meşhur dizeleri zihnimde yankılandı: “Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında.” Aslında romanın kendisi de böyle; gerçeğin, rüyanın ve kurmacanın arasında salınarak ilerliyor. Bu yazarların en az birini okumuş olanlar için romanın sayfaları adeta bir şölene dönüşüyor; bildik eserleri hatırlatıyor, yeni bağlantılar kurduruyor ve başka kitaplara kapı aralıyor. Benim için kitabın en kıymetli tarafı da tam olarak buydu. Gülsoy’u ilk kez Ressam Vasıf’ın Gizli Aşklar Tarihi ile okumuştum ve daha o zaman alıştığım kalıpları yıkan bir yazar olmuştu benim için. Baba, Oğul ve Kutsal Roman da aynı şekilde bir solukta bitip bende uzun süre iz bırakan bir deneyim oldu. Farklı anlatım tekniğiyle yazılmış olması, ona 2013 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nü getirmiş; ama ödülden çok, eserin edebiyata duyduğu saygı ve edebiyatın içinden yeni edebiyatlar üretme çabası dikkatimi çekti. Baba, Oğul ve Kutsal Roman sadece bir hikâye anlatmıyor; okuru edebiyatın katmanlarında dolaştırıyor, tanıdık sesleri yeniden hatırlatıyor, yeni yollar açıyor ve bitirdiğimde aslında hiçbir şeyin bitmediğini, edebiyatın hep devam eden bir yankı olduğunu iliklerime kadar hissettiriyor.
Baba Oğul ve Kutsal RomanMurat Gülsoy · Can Yayınları · 2015348 okunma
Özet: Yarım Yamalak
Puan vermedi·224 syf.··
2024 44. kitabı
Jean Baudrillard’ın okuduğum ikinci kitabı olsa gerek Simülakrlar ve Simüslasyon. Baudrillard’ın anlaşılması güç olduğu konusunda hemen hemen herkes hem fikirdir. Peki benim gibi alan bir dışı biri Baudrillard’ı anlamak için gereken çabayı sarf etmeli midir? Çünkü açık olan durum şudur: Baudrillard’ı anlamak için okuma eylemi sırasında oldukça yavaş ve hassas davranmak gerekiyor, ayrıca bunun yanında bolca başka eserler de okumak gerekmektedir. Bu taşın altına elimi sokar mıyım emin değilim; lakin bu taş kaldırılabildiğinde çok güzel şeyler açılacakmış gibi hissederim. Bu sadece ilkel basit bir his ve Baudrillard’ın konuları anlatırken ortaya koyduğu bazı modellerden/örneklerden etkilenmem sonucunda böyle bir yargıya vardığımı düşünüyorum. Genel olarak çokta tercih etmesem de bu kitabı okuduktan sonra biraz bakınmak istedim. Açıklayıcı manipülasyona yol açmadan bu eserin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak bir kaynak var mıdır diye. Bu bağlamda çok kısa bir sürede Oğuz Adanır’a denk geldim. Elimizdeki kitabın da mütercimi kendisi olmasından dolayı ulaşılabilecek en doğru kişiyi bulmuş sayarım kendimi. Çünkü her ne kadar işini en doğru şekilde yapmaya çalışsa da bu meslekten biri mecburen son okuyucuya kendi Baudrillard’ından ya da kendi müellifinden bir şeyler satar. Ayrıca kendisinin Baudrillard kitaplarını profesyonel bir iş olarak çevirmenin yanında kendisine bir muhabbet de beslediğini görüyorum. Bu durumda da kişi sevdiğinin anlaşılmasını ister teziyle daha da ilgiyle takip edeceğim dediklerini. Oğuz Adanır’ın Youtube’da bulunan yaklaşık 3 saatlik ders serisinden notları buraya yazmış olacağım. Açıkçası zihin yorucu bir faaliyet olmasından dolayı ve kronolojininin kaybolmasından dolayı Baudrillard’ı okuyup kendimden olan fikirleri buraya nasıl aktarabilirim emin
Sosyoloji
Simülakrlar ve SimülasyonJean Baudrillard · Doğu-Batı Yayınları · 20141,257 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Edebiyat Hastalığı
Puan vermedi·330 syf.··
2020 173. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2020 00:11
İspanyol yazar Enrique Vila Matas, ‘Montano’ denilen hastalığı, edebiyatı hayatının merkezine koyma, gördüğü her şeyi edebi bir kavrama veya alıntıya dönüştürme biçiminde anlatıyor. Kitapta edebi belleğinden rahatsız olan ve edebi olmayanla mücadele eden yazarın bütün bir dünya labirentinde kendini bulma sürecini anlatılıyor. Bu labirentte Borges’ten Kafka’ya, Musil’den Pessoa’ya, Prousttan Canetti’ye, Pavese’den Beckett’a, Montaigne’a değin sayısız pek çok yazarla karşılaşıyoruz. Bu yazarların ortak özelliği ise dünyayı anlamsız bulmalarıdır. Yazar kitaptan alıntılar ile kendi notlarını birleştiriyor, yazmış olduğu günlük ve kurgu birbirine karışıyor. Bu nedenle zor bir okuma oldu bir nevi başdöndürücü. Çünkü kitap roman gibi başlıyor sonra ters köşe yapıp anlattıklarının doğru olmadığını söyleyerek kitaba günlük olarak devam ediyor. Sonlara doğru ise Otobiyografi gibi görünen kurmaca bir dünyada alıntı ve yine çeşitli yazarlara göndermede bulunup kitabı noktalıyor. Gerçek hayatla edebiyat birbirine giriyor. Sıradışı bir yazar ve değişik bir kitaptı.
Edebiyat
Montano HastalığıEnrique Vila-Matas · Jaguar Kitap · 2017104 okunma
9/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2020 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2020 00:08
“Aynı ormanın ağacıymışım yokluğunla budanan.” Yekta Kopan’ın “Bir de Baktım Yoksun”adlı kitabının ilk hikâyesi bu epigrafla başlıyor. “Sarmaşık” adlı öyküye başlamadan özlem, yalnızlık ve arayış duygusu sarıyor okuru.Tanpınar’ın soluğu, Borges’in sesi duyuluyor eserde. Yazara 2009 Yunus Nadi ve 2010 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandıran eser altı hikâyeden oluşuyor. Yekta Kopan, öykülerini gerçek hayal çatışması üzerine kuruyor. Sarmaşık; karısı tarafından terk edilen, babası ölen bir yazarın mahalledeki kedisi Goncagül’ü aramasıyla başlıyor. Yekta Kopan, babasıyla yüzleştiği yeşil evi, geleneksel hikâyeden de yararlanarak masalsı bir anlatımla okuyucuya sunuyor. “...Yedi kişi el kaldırmış, tez vakitte bulur getiririz yeşil evi demiş.Hemen o anda hiç vakit kaybetmeden yedi tepeye dağılmış yedi cesur adam...” Anlatıcı; babasıyla konuşuyor, çatışıyor, özlem gideriyor. Yazarın, geri dönüş tekniğinden yararlandığı hikâyede,kahramanın geçmişte de sevdikleriyle sorunlar yaşadığı anlaşılıyor Karısının onu terk ederken bıraktığı mektupta dediği gibi dünyasına kimseyi almıyor aslında.Bir taraftan geçmişte sağlıklı ilişkiler kuramadığını hatırlarken diğer tarafta kaybettiklerinin acısını yaşıyor, onların peşinden gidiyor.Hemen her öyküde karşımıza çıkan insana ait bu çelişki, Yekta Kopan’ın öykülerinde de çözümsüz kalıyor. Yazarın, yazma serüveninden söz ettiği öykülerde postmodernizmin etkisi görülüyor.Yazar; üstkurmaca, metinlerarasılık gibi modern tekniklerden sıkça yararlanıyor. “Kurmaca üstünden gerçekliği anlamaya çalışmak, genetik sürekliliğimizin önemli bir parçasıydı.” diyor Yekta Kopan. Üstkurmaca özelliği taşıyan “Portebello” adlı öykü “Sustum, ana dilim sensizlik oldu.” epigrafıyla başlıyor.Öyküde yazar olan Yekta adlı kahraman anlatıcı, George Orwell’in
Bir de Baktım YoksunYekta Kopan · Can Yayınları · 20181,256 okunma
İlahi Komedya - Dante Alighieri
10/10
·976 syf.··
Beğendi
·
2019 3. kitabı
Hem sinema hem de edebiyat dünyasının en çok etkilenip konu aldığı kitap “İlahi Komedya”dır diye tahmin yürütmek sanırım yanlış olmaz. Özellikle simgebilim, şifre, gizem gibi konuları işleyen film ve kitaplarda, barındırdığı bulmacavari ve mistik anlamlar sebebiyle hep başrolü üstlenmiştir. Bu sebepten dolayı da “içinde kayboluruz endişesi” ile biz okurların her zaman uzak durup, okumaya cesaret edemediğimiz bir eser olmuştur. Bu eşiği geçip okumaya başladığınız andan itibaren “nasıl olur da ben bu muhteşem eseri hep erteleyip durmuşum” düşüncesi ile doluyorsunuz. Ama sakın endişelenmeyin, çünkü eserin büyüsüne ilk cümlesinden itibaren kendinizi öyle bir kaptırıyorsunuz ki, aldığınız haz sizi bu düşünceden ve pişmanlıktan alıp götürüyor. Dante Alighieri’nin hayatı da başlı başına bir roman, ama burada uzun uzun anlatmak yerine hap niteliğinde bir bilgilendirme yapacağım. Dante; 1265 yılında Floransa’da doğmuştur. Küçüklüğünden itibaren Floransalı ve Bolognalı önemli şair ve yazarlardan şiir ve dilbilgisi dersleri almıştır. Gençliğinden itibaren Floransa’da önemli siyasi etkinliklerde bulunmuş, ancak iktidar çekişmelerinden (Papacılık-İmparatorculuk çekişmeleri) dolayı sürgün ile cezalandırılmıştır. 13 yıllık sürgün hayatı boyunca Floransa’ya olan özlemini her fırsatta dile getirmesine ve 1315 yılında adına af çıkarılmasına rağmen dönmemiş ve 1321 yılında memleket hasreti ile hayata gözlerini yummuştur. Dante İlahi Komedya’yı, Latince haricinde bir dil kullanarak –o tarihlerin halk dili olan İtalyanca- yazdığından dolayı da İtalyanca’nın kurucusu kabul edilmektedir. Gelelim bu muhteşem esere. İlahi Komedya; Dante’nin öteki dünyaya yaptığı düşsel gezintiyi destanlaştıran, Cehennem, Araf ve Cennet adlarıyla 3 bölümden oluşan bir şiirdir. 14.233 dizeden meydana
Edebiyat
İlahi Komedya (Cep Boy)Dante Alighieri · Oğlak Yayıncılık · 20216,1bin okunma