Çanta ve ayakkabı görüşüm sebze ve meyve için de geçerli
Bugün pazardayken ikişer şekilde dört plastik kasayı ayaklık yapıp üzerine 3-4 m biraz kalın ama yetişkin biri için hafif bir plastik ile tezgah yapıp üstüne plastik hasırlar dizmiş bir yer vardı. Ben annemleri beklerken etrafa bakıyordum ve çocuğun bir şeyler yaptığını görünce orada durdum. Geriye doğru devrilmişti bir köşeden tutup ondan daha da küçük olan çocuğa sesleniyordu ama gelmedi hemen. Ve ben birkaç adım attım ona tutmak için o sırada içeride yatan adamla göz göze geldim. Çocuğun halini görüp gelmiyordu. Buna gıcık oldum. Bir an tereddüt etsem de diğer velet gelince yumuşak tonda "Sen de karşıya geç istersen. Burayı ben hallederim." deyip gülümsemiştim. Ve geri çekmiştik. Onlar hafif tarafta ben baya hasırla dolu taraftaydım. Yardıma gelmiş diye "Gerek yok sen bekle." demedim büyüğün yanına yolladım. Bir yandan da kalabalıkta olmanın farkındalığıyla çekimserim. O yüzden biraz durmuştum ama buraya kadardı. Ben hasırlar düşmeden çekeriz sandım ama biraz gecikme ile düşmüşlerdi. En azından tezgah olan o plastiği doğru düzgün yerleştireceğiz derken çocukla alttaki birbirine bağlı olmayanlar düştü. O an sesli güldüm. Ve "Tek başına yaparken zordu şimdi üç kişiyken daha da zor oldu değil mi?" deyip çocuğu yoklarken düzeltip dizdik ve babamların geldiğini görüp onlara katılırken "Ne oldu, ne yapıyordun?" diye tuhaf tuhaf bakmışlardı. "Güçlü ve cesur çocuğa minik bir yardım takviyesi sağlamaya çalışıyordum." deyip giderken çocuğu unutmuştum. Bana "Eline sağlıııkk." diye biraz yüksekten yetişince ona dönüp gülümseyerek "Ne demek kolay gelsin." el sallayıp önüme döndüm. Çocukluktan olan o el sallama olayını çocuklara yapmayı çok seviyorum. Sonra "İçeride büyük biri vardı. Çocuğun halini görüp gelmedi. Çocuk için zordu yani, kör olan görür." deyip biraz sinirle
Duygu ve Düşünce
HÂLÂ EVDE HİSSETTİRİYOR!
Şimdi bir balkondayım. Balkonun korkuluklarından dışarıyı izliyorum; oyun oynayan çocukları, küme küme oturan kadınları, sigara içen erkekleri... Hepsinin yüzünde ayrı bir yaşanmışlık izi var. Ne konuştuklarından çok, nasıl konuştukları dikkatimi celbediyor. Konuştuğu şeye ne kadar inandığı, her birinin yüz hatlarından belli oluyor. Kendimi bildiğim günden beri komşularım aynı; artık birçoğunun huyunu da yüz ifadesini de çok iyi biliyorum. Tuhaf olan ise onların, benim bunu bildiğimi bilmiyor oluşu. Bir insanın, karşısındakinin yüzüne baka baka inandırıcı olmayan şeyler söylemesi çok üzücü. Üstelik seni kandırdığını düşünüyor olması, bence küçük düşürücü bir durum. İşin bana ilginç gelen kısmı ise küçükken evinde yemek yediğim, su içtiğim tüm bu insanların bu huylarını o zamanlar fark edememiş olmam. Galiba insan büyüdükçe bakış açısı da değişiyor. Mahalledeki çocukların oyunları ise tıpkı bizimkiler gibi; tek fark, ağızlarındaki küfürler ve bakışlarındaki nefret. Büyüklerin değişmesi gibi, küçükler de her nesilde değişiyor olmalı. Yoksa bu kadar aynı olup, aynı zamanda bu kadar farklı olmanın başka bir açıklaması olamaz gibi geliyor bana. Sanki biz, buradan tamamen soyutlanmışız gibi... Bizim ev, başka bir mahalleye ait gibi sanki. Sessiz ve sakin bir yaşam... Kendisi neyse başkasına da o olduğu için, mahallede pek sevilmeyen bir ev burası. Bir Mahmut amca vardı; bir o severdi bizim evi, bir o merhametliydi bize. Çocukluğumun en güzel yerlerinde hep Mahmut amca var. Şimdi yok, terkidiyar eyledi. Evlerimiz yan yanaydı; ne zaman o tarafa baksam aklıma o gelir, ne zaman mezarının önünden geçsem küçüklüğüm canlanır. Az ekinlerini toplamadım, ezmedim... Beyzbol oynarken camını kırmışlığım da çoktur. Hiç ses etmezdi, ters bir bakış bile atmazdı. Çünkü o, Mahmut
Duygu ve Düşünce
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
129 No.lu Apartman
Bulutlar kara kanatlarını açmıştı yeryüzünün üzerine. Çok geçmeden yağmurlarını yağdırmaya başlamıştı. Teninde hissettiği soğuklukla Dilara pencereye doğru yöneldi. “Bu kadar havalandığı yeter,” diye söylenerek pencereyi kapattı. Mutfak dolaplarını silmeye devam etti. Ne zamandır temizlik yüzü görmeyen bu eve yeni taşınmıştı. Daha doğrusu arkadaşıyla yeni kiralamıştı bu evi. Dilara, Canan ile üniversite açıldığında yurtta tanışmışlardı. Öyle böyle bir yılı devirip geriye kalan eğitim hayatlarını yurtta geçiremeyeceklerine karar vermişlerdi. Ve bir gün dolanırlarken Ankara sokaklarında, 129 nolu apartmanda kendileri için bir daire bulmuşlardı. Tabi komşular, kendilerine deli gözüyle bakıyordu orası ayrı konu. Söylenene göre bundan iki yıl önce yani 2007 yılında yaşlı bir kadın tutmuş bu daireyi. Kadın oldukça tuhaf bir tipmiş. İnsanlarla iletişim kurmazmış. Sokakta gördüğü genç kızlara uzun uzun bakarmış. Öyle bir bakarmış ki torunu yaşındaki kızları kıskandığını düşünürmüş mahalleli. Onların güzelliğini, yaşam enerjisini kıskanırmış sanki. Zaten kadının evdeki misafirliği de uzun sürmemiş. Yaşlı kadın eve taşındıktan 3 ay sonra daireden kötü bir koku yayılmaya başlamış. Komşular, kadının kapısını çalmış fakat açan olmamış. Durumdan işkillenen komşular polisi aramış. Polisler eve geldiğinde kadının yerde yatan cesedini bulmuşlar. Yaşlı bir kadının ani ölümü kimseyi şüpheye düşürmese bile daha ilginç bir şeyle karşılaşmışlar evde. Her yerde normal sayılamayacak sayıda erimiş mumlar ve yanmış tütsüler bulunuyormuş. Polisler başka bir yerden de koku gelmesi üzerine diğer odalara da bakınmışlar. Mutfağa vardıklarında çöp kutusunun yanında birkaç damla kan görmüşler. Çöp kutusunun içine baktıklarındaysa kan lekeleri barındıran enjektörlerle karşılamışlar. Mutfaktan yayınlan
Miras kalmış bir acının en toy yerindeyim, Sökülmüş bir sızının beyaz boşluğunda... Ben annemin süt dişiyim; Henüz çiğnemeyi bilmeyen bir ömrün, İlk kopuşu, ilk vedasıyım dünyaya. ​Henüz mülkiyet kokmuyor avuçlarım, Ama taşıyorum göğsümde geçmişin kahrını. Sallanıyor zamanın damağında köksüz varlığım, Düştüm düşeceğim, Kendi masalımın tam ortasına. ​Sonra bir yağmur başlıyor, faili meçhul bir iklimden, Yanaklarında çizgiler açmış o kadim coğrafyaya. Ben annemin göz yaşıyım; Sessizce akıp giden bir kederin en berrak cüzü, Toprağa düşmeden kuruyan gizli vasiyetin sözü. ​Her damlada biraz daha eksiliyor lügatim, Tuzdan bir hafızayla yıkayıp geçiyorum hayatı. Annemin sustuğu yerden başlıyor düşüncelerim: "Acı, var olmanın ilk maddesidir." ​Bir kırılma ile bir dökülme arasında sıkışmış, Hem en saf çocukluğu, hem en ağır olgunluğuyum gövdemin. Ne gitmeyi becerebiliyorum tam anlamıyla, Ne de kalıp o çehreyi güldürmeyi. ​Ben, kendinden doğamayan bir gölgenin, İlk beyazı ve son ıslığı.
Kendime öğüt
Umutları hayâllere bağla-çöz, boş oturma. Sevgilere, nefretlere hudut çiz, boş oturma. Rüzgârı, yağmuru dinle; gecelerden nur topla Kimse yoksa nefsin vardır, söyle söz boş oturma. Dirilerle irtibatın bozulmuşsa ne çıkar Mezardaki ölülere mektup yaz, boş oturma. Yeryüzünde yalnız kalıp sıkılırsan çare çok Yum gözünü, çık yukarı gökte gez, boş oturma. Tamiri mümkün değildir eskiyen kundakların Boş bulduğun her mekâna tabut diz, boş oturma. Ev yapmayı ihmal etme fani konuklar için Sonra son menzili düşün, mezar kaz, boş oturma. Yeis seni kuşatmasın, ataleti silkip at Karanlığın liflerinden ışık süz, boş oturma. Korkak tembelin işidir ham tevekkül, ham sabır Hak yoldaki tuzakları kır ve boz, boş oturma. Yürü kutsal hedeflere ölsen bile gam değil Hiç olmazsa geleceğe kalsın iz, boş oturma. Sula tevhid bahçesini, uyuyanlar uyansın İsyan lazımsa isyan et, zulmü ez, boş oturma.
Şiir
Elinden geldiğince mi? İş saatleri sorunu yoksa yapmalı. Yardım değil. Sorumluluğu bu. İki insan çalışıyorsa ve eve para getiriyorsa işler eşit bölüşülmeli. Arada hastalık, olağanüstü durumlar hariç. Durum bu. Ayrıca ev işleri kadın çalışsın veya çalışmasın erkeğin de sorumluluğu. Kadın ev hanımı ve eşi çalışıyorsa bu durumda erkek yediğini kaldırmalı. Yemeğini kendini koymalı. Yatağını kendi toplamalı veya düzenlemeli. Çamaşırlarını kendi çamaşır makinesine acil bir durumu varsa öncelik olmalı. İş kıyafetlerini kendi atmalı. Ütüsü varsa kendi yapmalı. Çünkü erkek eve para getiriyor ama kadının kişisel işlerini yapmıyor. Ev için genel kazanç sağlıyor. Aynı şey değil. Yemek hazırlarsa eşi mırın kırın edemez. Beğenmiyorsa eşinin yaptığı yemeği ya ona biliyorsa öğretmeye çalışır. Bilmiyorsa da kendi yemeğini kendi yapar. Kadın evini temizler. Yemeğini hazırlar. Çocuğuna bakar. Bunlar da kadınların görünmez emeği. Hafta sonu da boş günde işleri beraber yapıp çıksın eşi ev hanımı bile olsa bir erkek. Birinin kişisel ayak işlerini yapmakla, dışarıda rastgele toplu bir işte yer alıp para kazanıp eve getirmek aynı eylem değil.
1000Kitap