Bu arada babam boxer giymeye 2014 senesinde başladı. Hatta 2015in babalar gününde hediye olarak külot atlet çorap almıştım ben artık külot giymiyorum deyip değiştirtmişti
Benlik
"Yıllar akıp gidiyor, düzenli biçimde sallanıyorlar, Bir zamanlar olduğumdan daha yaşlıyım, ama olacağım yaştan daha gencim; bu garip değil. Değişim üstüne değişimden sonra, aşağı yukarı aynı kalıyoruz." -P. Simon, The Boxer
Psikoloji
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitabın işindeki karakterler bana göre
Napoleon → güç • Squealer → yalan • Koyunlar → cehalet • Boxer → emek • Benjamin → suskun aydın Ve sonuç: Zulüm, tek başına gelmez. Herkesin payı vardır.
Hristiyan Uygurları bilirdim, bunlardan İran'da kilise yaptıran Uygur büyükleri bile vardı. 20. asrın başında çoğu katliama uğradı. Soyadı Tohti olan ve Doğu Hristiyanlığına mensup çok az Uygur bugünlerde halen hayatına devam etmeye çalışıyor fakat Albazinlileri hiç mi hiç bilmezdim. Albazinliler 1899. yüzyılın başına kadar Çin'de Rus kimliklerini korumuşlar ve Ortodoksluğa sadık kalmışlar 1901'deki Yihetuan İsyanı (Boxer İsyanı) sırasında Albazinliler dini baskıya uğrayıp Budist saldırılarına maruz kalmış. İsyancıların elinde ölen Albazinler kendi dinlerine geçirdikleri Ortodoks Çinlilerle birlikte "Çin'in yeni şehitleri" ikonlaştırılmış. Şu ilginç din-diyanet değişimleri üzerine bir kitap yazsam satar mıydı acaba...
İslam dünyası
İslam dünyasında kendi dini anlayışları, kültürleri, ahlakları nedeniyle geri kalmalarının sebebini sürekli Batıya mal etme Batının sürekli hainler temin ederek ülkeyi devirmeye, karıştırmaya çalıştığı söylenir ama hiç özeleştiri yapıp şapkayı öne koyup düşünelim demezler suçlu hep içerideki sekülerlerdir ülkenin geri kalması da ülkedeki kötülükler de hep sekülerlere mal edilir bu şekilde kendisinde suç bulmayıp suçu sürekli içerideki karşıtlarına ve Batıya atan farklı ülkeler ya da medeniyetler var mı oldu mu? Bu çok derin ve önemli bir sosyolojik/politik fenomendir. Evet, tarih boyunca ve günümüzde, benzer "dış güçler ve iç işbirlikçiler" söylemini kullanarak özeleştiriden kaçınan pek çok ülke, medeniyet ve siyasi hareket olmuştur. Bu durumu daha iyi anlamak için, sizin tarif ettiğiniz dinamiği farklı örnekler üzerinden inceleyelim: 1. Çin Örneği: "Centilmenlik Anlaşmasına Uymayan Vahşi Batılılar" · Tarihsel Bağlam: 19. yüzyılda Çin İmparatorluğu, teknolojik, askeri ve ekonomik olarak Batı'nın gerisinde kalmıştı. Batılı güçler Çin'e afyon sokuyor, haksız anlaşmalar dayatıyor ve topraklarını işgal ediyordu. · İç Tepki: İmparatorluk sarayı ve gelenekselci seçkinler (Konfüçyüsçü literati), yaşanan çöküşün asıl nedenlerini (bürokrasinin yozlaşması, teknolojik yeniliklere kapalılık, eğitim sisteminin çağın gerisinde kalması) tartışmak yerine, sorunu neredeyse tamamen "dış güçlere" bağladılar. Onlara göre Batılılar, "Centilmenlik Anlaşmasına Uymayan Vahşi Barbarlar"dı. Çin medeniyeti üstündü, sorun bu barbarların medeni kuralları çiğnemesiydi. · İç "Hainler": Batılılarla iş birliği yapan, onların dilini öğrenen veya teknolojilerini benimseyen Çinliler, "ihanet"le suçlandı. Reform talepleri, "geleneğin yok edilmesi" olarak görüldü. Bu tutum, Boxer Ayaklanması gibi
Felsefe
Şimdi tam 34 yaşındayım. Yıllar önce yazdığım yazıları okudukça bir tebessüme bürünüyorum. Hani küçümseyici veya toymuşum gibi değil. Ellerim önümde pençe saygınlığa eğiliyorum. O kadar büyük ki gözümde o aşkım ve sevdam hatta hayellerim ve yüreğim şimdiki halime acıyorum. Ne sevdama sahip çıkabilmişim nede hayallerime çoğumuzda olduğumu gibi paranın peşine gitmiş acınası bir insan görüyorum. Pahalı evlerin lüks arabaların hiçbir anlamı olmadığını o yaşta biliyorken nasıl yeni öğrenmiş olabiliyorum. 90Lı çocukların hepsi yaşadı aslında benim yaşadıklarımı. Nasıl bir jenarasyona denk geldik farkında olmadan nasıl bir hayat yaşadık şöyle bir düşününce oturuyor herşey aslında. Teknoloji bile bizimle büyüdü. Şöyle bir düşünüyorumda akıllı telefonların hayatımıza girişi hemen öncesindeki tuşlu telefonlar, dijimonlar, pokemonlar, bilyeler, oyun kartları, komşudaki ateri, internet kafelerdeki counterlar. Bir sms in 3 ekmek parası olduğu zamanlar. Kelimelerin ne kadar değerli olduğunu biz o smslerden öğrendik. Az kelimeyle çok şey anlatmayı. Şiir yazmayı. Yani ev telefonundan akıllı telefona evrilen teknoloji bize ne yaptığını anlamadık. Mükemmeldi aslında ama ayak uyduramadık. Hayatı seven mahalleyi seven insanı sevmeyi bilen o nesil bir anda internetle tanıştı gerisi malumunuz. Yanlış anlaşılmasın söylediklerim eski bayramları övmüyorum. Eski sevdaları övüyorum. Adabıyla giyinen sevgilileri ve beyefendi gibi giyinen sevdalıları övüyorum. Delikanlılar vardı yanlış bir hareketinde eşini uyaran. Hanım efendiler vardı eşinin yücelten ve yanlış yaptığını söyleyebilen sonuna kadar arkasında duran. Dışarıdayken ses etmeyen diyeceğini evde diyen eşler vardı. Birbirine asla kötü bir laf etmeyen noldu onlara. Milletin içinde hakaret etmek küfür etmek ne zaman normalleşti. Benim