Güneşin bile babama ait olduğunu, onun evinin üstünde parladığı için benim güneşe hakkım olmadığını hissediyordum. Güllerinden farksızdım, ona ait olan bir şeydim.
Cümleye bak: "Albertine’in beni terk etmesinden korkup ben onu terk etmek istiyormuşum gibi rol yapmıştım;" yani böyle düşünen bir insanın aşkından ne hayır beklenir? :)
Hayır yani, adam zaten Yengeç burcuymuş; bu durum zaten her şeyi yeterince açıklamıyor mu? Bence açıklıyor :)
Zaten kitabı okurken zihnimin dehlizlerinde "Sevda kuşun kanadında, ürkütürsen tutamazsın" şarkı sözleri dolandı durdu.
Neyse, zaten topluca yorumu yedi kitap bitince yapacağım için burada kısaca bitiriyorum. Çav Bella!
Felsefe dünyasının dev ismi, Alman filozof ve siyaset bilimci Jürgen Habermas ölmüş. Habermas; özellikle kamusal alan teorisi, demokrasiye dair atıfları ve kamusal alanın para ve bürokrasi tarafından işgal edilerek sömürgeleştirilmesine karşı uyarıları ile öne çıkan bir isimdi. Anayasal yurttaşlık ve ulus devlet savunusuyla sert bir solcu değildi ama iyi bir sosyal demokrattı; Frankfurt Ekolü’nün ikinci kuşak temsilcilerindendi. Üzüldüm. Düşün dünyamıza kattıkları için teşekkürler.
İşin ironik kısmı şu ki; daha dün Frankfurt Okulu’nu, Marx’ın diyalektik materyalizmini sulandırdığı yönünde eleştirmiştim. Habermas’ın Karl Marx ile aynı günde ölmesi ilginç bir tesadüf oldu.