Sade’ın ahlak eleştirisi zihin açıcıdır. Toplumun “ahlak” adı altında bireyi nasıl kıstırdığını, bastırılmış dürtülerin nasıl vahşete dönüştüğünü görmek için Sade’ı okumak meşrudur — hatta gereklidir. Bu felsefi zemin sağlamdır, düşündürücüdür ve savunulabilir.
Ama Juliette bir felsefe kitabı değil. Ve işte tam da burada Sade kendini ele verir.
Hikâye, aslında bir hikâye bile değildir. Juliette bir karakter olarak gelişmez; o, Sade’ın tezlerini taşıyan bir araçtır. Sayfa sayfa tekrarlanan şiddet ve müstehcenlik sahneleri, bir noktadan sonra felsefi argümanın önüne geçer ve metin kendi içinde tutarsızlaşır: Özgürlüğü savunan bir yazar, okuyucusunu aynı sahnenin sonsuz tekrarına mahkûm eder. Bu bir çelişkidir.
Sade, “ahlakın bastırılmışlık yarattığını” söyler — haklıdır. Ama ardından bu bastırılmışlığı kırmak için önerdiği şey, yalnızca farklı bir tiranlıktır: Güçlünün zayıfı ezdiği, acının erdem sayıldığı bir düzen. Juliette özgür değildir; o sadece ezilen değil, ezen olmuştur. Bu bir kurtuluş hikâyesi değil, rol değişimidir.
Tekrarın Tiranlığı
Anlatının en büyük yapısal sorunu monotonluktur. Sade’ın kalemi felsefi diyalogda keskinleşir; ancak kurgu inşasında neredeyse işlevsizdir. Her bölüm bir öncekinin şablonunu tekrar eder: yeni bir mekân, yeni isimler, aynı dinamik. Bu tekrar kasıtlı bir estetik tercih olarak savunulabilir mi? Belki. Ama savunulamayacak olan şu: Tekrar burada özgürleştirmez, uyuşturur. Okuyucu bir noktada şoka değil, sıkıntıya ulaşır. Sade’ın hedeflediği sarsıcı etki, kendi yarattığı tekrar döngüsünde boğulur.
Roman ilerledikçe değil, yineledikçe büyür. Ve bu yineleme, iddia ettiği özgürleştirici etkiyi tam tersine çevirir.
Juliette Bir Karakter Değil, Bir Tez
Juliette’i roman boyunca takip edersiniz ama onu hiç tanımazsınız. Onun korkuları
HASRET KALMIŞIM. Yemin ederim baştan aşağıya güzel bir fantastik kitaba, zeki ana karakterlere hasret kalmışım. Kitabı o kadar çok beğendim ki yorumunu girmek için parmaklarım kaşınıyordu. Hemen konusunu anlatıp başlayacağım.
Ana karakterimiz Poppy, Bakire. Doğumunda bir amaç için seçilmiş bir Bakire. Poppy’nin hayatı hiçbir zaman kendisine ait olmuyor. Yüzü peçeli, sadece tek renk giyiyor. Dışarı çıkamıyor. Tamamen tutsak hayatı aslında ve bundan içten içe çok rahatsız oluyor. Bu yüzden bazen kılık değiştirip tadamadığı hayatı görmek için şehre gidiyor ve bu ziyaretlerinden birinde de Hawke ile tanışıyor. Normalde Yükseliş gününü bekleyip kendini saf ve temiz tutması gerekirken aslında yaşayamadığı bir hayatı deneyimleme arzusuyla yanıp tutuşuyor. Ve kuralları yıkıyor.
Kısaca Poppy bir Bakire ve tanrıların katına yükselişini bekliyor. Tabii buna pek de hevesli değil. Özellikle Hawke onun hayatına girdiğinden beri sürekli yapması gerekenleri bırakıp yapmak istediklerine yöneliyor.
Kitap kalın olmasına rağmen çok akıcıydı. Dünyanın tanıtıldığı ilk 100-200 sayfayı okurken bile büyük bir zevk aldım. Ana karakter Poppy dünya tatlısı, akıllı ve mantıklı bir karakter. Hiçbir hareketi batmadı bana, resmen şok oldum. O kadar mükemmel bir ana karakter ki… Hawke’ye zaten aşık oldum. İkisi arasındaki elektrik de o kadar kuvvetli ve yoğundu ki yelpazem olsa da yüzüme estirsem diye düşündüm. Bu arada +18 sahneler var. Bana göre üstü kapalı ve basitti fakat bazılarına ağır gelebilir.
Çok olaylı bir kitap değildi ama kesinlikle harikaydı. Dünyayı mükemmel bir şekilde tanıdık. Etrafındaki karakterleri de öyle. Mükemmel yan karakter eksiği çok hissettim ama Hawke ve Poppy arasındaki çekim bunu unutturdu bana. Hem kitabın sonunda mükemmel yan karakterler kendini gösterdi.
Bir Yahudi olarak tümüyle Yahudilerden sayılmazdı.Almanca konuşan biri olarak tam anlamıyla bir Çek'te değildi.Almanca konuşan Bir Yahudi olması nedeniyle tam anlamıyla Bohemyalı bir Alman olduğuda söylenemezdi.Bohemyalı olması tam anlamıyla Avusturyalı olmasını da önlüyordu.Sosyal sigorta memuru olarak bir burjuva da değildi.Bir burjuva ailesinin oğlu olarak tamamıyla emekçiler sınıfına da girmiyordu.Büro insanı da değildi çünkü yazarlığı da vardı.Sahi kimdi Kafka ? Tam anlamıyla olabildigi bir şey var mıydı?
Araştırmalara göre ebeveynlerde ki sperm ve yumurta sayısının kombinasyonu 1.5 trilyon farklı çocuk getirebilecek çeşitliliktedir.Yani bu dünyaya 1.5 milyarda bir ihtimalle dünyaya geliyoruz.1883 yılında da Prag'da gök kubbeye bir bebek ağlama sesi yükselir. Adı Franz Kafka .Altı kardeşin en büyüğü.Bir yıl avukatlık yapmış daha sonra özel bir sigorta şirketinde işe girmiş bir yıl sonra da devlete ait sigorta kurumunda çalışmaya başlamış.Boş zamanlarda yazı yazmaya meftun.Hayatindan aşk hiç eksik olmamış.Üç kere nişanlanmış.Gazeteci Milena Jesenka ,mutlu ilişkisi Dora Diamont,iki kez nişanlandığı memure Felice Bouer ve sekreter Julie Wohryzek gibi kadınların izi kalmış hayatında.Vejeteryan beslenmiş.En yakın arkadaşı Max Brod'a dertlerini sıkıntılarını anlatmış.Yaşamına kırk tane eser sığdırmış( Kendi sığabilmiş mi orası muama).Akciğer kanseri teşhisi nedeniyle erken emekliliğe ayrılmış.Emekliliğinden iki sene sonra 1924'te de ölmüş.İşte aslında 1.5 milyar ihtimalden biri olarak dünyaya gelen hepimizin hikayesi gibi sıradan ve sade bir hayat öyküsü var yazarımızın ama bir farkla onun ki tuhaf olmanın sıradanlığı ve her şeyden biraz biraz olması.Bizden biri gerçek biri o, galiba bu yüzden eserlerinde gerçekliğin temel özelliği olan belirsizlik ve kafa
DavaFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202163,9bin okunma