Bir zamanlar birbirilerinden ayrılmak, birbirlerini kaybetmek korkusu çekmiş olmasalar, belki de birbirleri için ne kadar kıymetli olduklarını bilmeyeceklerdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Muvaffak olmak, mesut olmak demek değildir. Servetin, iktidar ve şöhretin son haddine varmış nice insan vardır ki, içi daima saadet dünyasının hasretiyle yanıp tutuşur. Göz kamaştırıcı bir konfor ve lüks içinde yaşayan insanlar görürsün ki, bunun hepsini bir günlük saadete değişmeye hazırdır. Çünkü saadet tamamıyla gönül işidir. Ve içimizdedir. Onu kendi işimizden başka bir yerde sanıp aramak ve saadeti sırf servet iktidar ve şöhrette görmek çölde serabı su zannetmektir.
Çünkü insanın kıymet ve kuvveti, bilgisinin derinliğinde olmaktan çok, benliğine sahip ve iradesine hakim olabilmesinde; iyi huylarında ve ruhi terbiyesindedir.
"Çocuğum öldü. Bizim çocuğumuz. Bu dünyada seveceğim kimsem kalmadı, senden başka. Fakat sen benim için kimsin? Sen, sen beni bir gün olsun tanıyamayan, bir su birikintisinin kenarından geçer gibi yanımdan geçen, yerdeki taş parçası gibi üstüme basan, hep giden, sürekli giden, beni sonsuza dek bekleten birisin."
"Eğer yetimhaneden aldığın bir oğlan çocuğu olsaydım," dedi Anne kederle, "sana daha çok yardımcı olabilir, seni bir sürü işten kurtarabilirdim. Yalnızca bu sebeple oğlan olmayı tüm kalbimle isterdim."
"Bak şimdi! Seni bir düzine oğlana tercih ederim Anne," dedi Matthew kızın elini sevgiyle okşayarak. "Bunu aklından çıkarma, bir düzine oğlana tercih ederim. Şey, sanırım Avery Bursu'nu bir oğlan kazanmadı, değil mi? Kazanan bir kızdı, benim kızım gurur duyduğum kızım."