Kitaba sırf ibret olsun diye konulmuş Alafranga Eflatun Bey ve erkek fantezisi Alaturka Rakım Efendi.
(Spoiler içerir.)
Güya iki erkeğin hayatından bahsedecek bu roman başladığımda çok hoşuma gitmişti. Sonra okudukça, la ne alaka, e iyi de, diye diye fikrim değişti.
Batı özentisi Alafranga bir beyimiz var, Eflatun. Tembel, cahil, kendini beğenmiş, kibirli. Yani ciğeri beş para etmez. Yazar karakterle boyuna eğlenmiş durmuş.
Sonra bir de mazlum Türk evladımız var. Çalışkan, eğitimli, mütevazi, terbiyeli, imanlı.
E harika.
Ama sonra bir anda bu çocuğumuzun metresi oluyor. Kendileri köle alıyor da çok iyi eğitim veriyor. Ders verdiği kızları kendine aşık ediyor.
Suç mu?
Fransız metres hanım aman karakterimiz toy kalmasın görevi görüyor. Her türlü ihtiyacı gideriliyor. Anne, abla, sevgili. E ne hoş.
Çerkez cariye kardeşimiz güzel mi güzel. Terbiyeli, çok zeki. Öyle bir dediğini iki defa söylemene gerek kalmıyor hemen anlıyor. İkinci defa söylense makbul olmaz. O ne öyle kız gibi? Efendisinin gözlerinin içine bakıyor, tek kelime etmiyor. Hiç dışarı çıkmak istemiyor evde çok mutlu.
O zamanlar makbul görülen kız bu işte. Rakım’ın düşünceliliğinden her türlü dersi aldırdığını, mücevherler hediye ettiğini sandığım bu kızcağızın, işin rengi belli olunca aslında sadece yazar tarafından oğlumuza layık olsun diye cahil, eksik bırakılmadığını fark ettim. Ettim ve sevimli olması gereken Rakım’dan da nefret ettim.
Bir de Rakım’ın ders verdiği İngiliz kızları var. Her geçen gün oğlumuza daha da hayran oluyorlar. Birisi aşkından yataklara kadar düşüyor. Bu kızlarımızın hikayedeki tek görevi de Rakım’ı daha cazibeli hale getirmek.
Son olarak güya hikayenin yarısı onun denilen Eflatun bey var. Onun tek görevi arada gelip bize gittikçe ne kadar rezil hallere düştüğünü göstermek.