“insan gençliğini aşka vermezse ,gençlik ne işe yarar?”
“ ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz “
“kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?”
‘’ama bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz’’
“İyi ya boş değildi kucağım”
“Ama yandınız kül oldunuz”
“Ama vardım,kül bunun kanıtı”
"Herhalde doğmadan önce çok kötülük ettik, yada öldükten sonra çok büyük bir mutluluk tadacağız ki, Tanrı bu yaşamın kefaretinin tüm işkencelerle, tüm acılarla ödenmesine izin verebiliyor. "
İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiilerimin daimi bir mesulunu bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nevsimi şevkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytanda pek kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey :hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...