"Drogo, hem Maria'yı hem de Maria'nın içinde yaşadığı dünyayı hala sevmekte olduğunu biliyordu: Ama eskiden yaşamını besleyen her şey uzaklaşmıştı, kendi yerinin rahatlıkla işgal edildiği yabancı bir dünyaydı o artık."
...
"Drogo, bir kez daha Bastiani Kalesi'ne çıkan vadiyi tırmanmaktaydı, ömründen on beş yıl eksilmişti. Ne yazık ki, kendisinde hiçbir değişiklik hissetmiyordu, zaman çok çabuk geçmiş, ruhu yaşlanmaya vakit bulamamıştı."
...
"Ha gayret Drogo. Ve çaba göstermeye, sıkı durmaya, o korkunç düşünceyle oyun oynamaya çalıştı. Koca bir orduya karşı tek başınaymış gibi umutsuz bir atılımla tüm ruhunu ortaya attı. Ve birdenbire tüm köhne korkular yıkıldı, kabuslar çöktü, ölüm buz gibi suratından sıyrıldı ve basit, doğaya uygun bir şeye dönüştü."
...
"Yüksekçe bir tepenin üzerindeydi, bayraklı kulelerine batan güneşin belli belirsiz kızıllığı vurmuştu, ama beyazdı; bembeyaz ve güzel. Nedense, insanın böyle güzel ve erişilmez bir şeyi ancak rüyasında görebileceğini düşündüm. O rüyada, karanlık bir ormanın içinde kıvrılan bir yolda, tepedeki aydınlık, beyaz yapıya yetişmek için telaşla koşarsınız; sanki orada, sizin de katılmak istediğiniz bir eğlence, kaçırmak istemediğiniz bir mutluluk vardır, ama her an bitivereceğini sandığınız yol bir türlü bitmez..."
"Aile kabristanındaki mezar kitabesinde şöyle yad ediliyor: 'Cosimo Piovasco di Rondo - Ağaçların üstünde yaşadı - Toprağı hep sevdi - Gökyüzüne yükseldi.'
...Sanki ağabeyim gittikten sonra ağaçlar bir daha dik duramadı ya da insanlar ağaçları kesme illetine kapıldılar."
"Büyük oyuncu olamamakla küçük oyuncu olmak arasında; küçük oyuncu olmayı geri çevirmekle hiç oyuna katılmamak arasında; uzlaşamadığın düzeni değiştirememekle ölmek arasında bir yer olmalı diyordum... Yaşanılabilecek; kişinin kendi kendisinden tiksinmeden yaşayabileceği bir yer..."