7/10
·104 syf.··
2025 93. kitabı
Shahrnush Parsipur, ilk kez okuduğum ve kesinlikle sonuncu olmayacak bir yazar. 1946 yılında Tahran’da doğmuş. Yazmaya çok küçük yaşlarda başlamış araştırınca öğrendim. Her nitelikli ve başarılı kadın gibi, kendisi de Molla rejiminden payına düşeni almış maalesef. İran televizyonunda çalışırken rejim tarafından yapılan haksız tutuklamalara karşı çıktığı için işine son verilmiş ve üç ay hapse mahkûm olmuş. 1977 yılında tekrar tutuklanan Parsipur, bu kez dört yıl hapis yatmış. Bu süreçte yayımlanan “Erkeksiz Kadınlar” gerek İran’da, gerek de uluslararası alanda büyük gürültü koparmış ancak kısa süre içinde yasaklanmış.En sonunda Parsipur, çareyi ABD’ye kaçmakta bulmuş. 2009 yılında Şirin Neşat’ın filme uyarladığı, Venedik Film Festivali’nden “En İyi Yönetmen” dalında Gümüş Aslan Ödülü’nü de kucaklamış. Kitap, İran’ın Kerec kentinde, “tam bağımsız” yaşamak için bir araya gelen birbirinden farklı beş kadının hikâyesini anlatıyor. Erkeksiz Kadınlar'ı değerli kılan, çok ciddi meseleleri biraz da ironik bir dil ve hicivlerle altına dinamit yerleştirdiği temel yapıyı yerle bir ediyor. Sanırım mevcut iktidarı da sinirlendiren, ahlak bezirganlığı yaptıkları saçma toplumsal değerlerini yerle bir etmiş olması; kadın özgürlüğü ve ahlak bekçiliği, bu taşmalardan en çok nasibini alan unsurlar. Bu beş farklı kadının yaşantıları, toplsam bir eleştiriye dönüşmüş yazarın kaleminde. Biri ev kadını, biri öğretmen, diğeri seks işçisi, diğerleri “ne idüğü belirsiz” olarak adlandırılan kadınların, sayılan kadınların, sosyal haklarını ve statülerini elde etmek için uğruna verdikleri savaş yolunda, başlarına gelen trajikomik derlemeleri okutuyor yazar ve oldukça hoşuma gitti. En kısa sürede filmi de izlemek istiyorum. Venedik çıkışlı olduğundan kötü olma ihtimali görmüyorum. Kitapla kalın!
Erkeksiz KadınlarShahrnush Parsipur · Can Yayınları · 20242,188 okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2026 6. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2026 23:27
Bu kitap bir yok oluş hikayesi. - Bu kitaba kadar Afrika Avrupalıların gözünden anlatılıyor. Bu kitapla birlikte içerden bir gözle Afrika her açıdan tüm gerçekliği ile gözler önüne seriliyor. - Okonkwo’nun karakterinde bir toplumun değişimi anlatılıyor. - ⁠Öncelikle karakterlere bakalım. Baş karakterde babasına benzeme korkusunu görüyoruz. Bu korku onu sürekli güçlü görünmeye itiyor. Baş karakterimiz Okonkwo duygularını bastırmaya çalışıyor ve bu durum toplumdaki sert erkek idealine aşırı derecede bağlı kalmasına neden oluyor. Diğer karakterler ise Okonkwo’nun oğlu Nwoye toplumda var olan şeylerden rahatsız, içinde bir huzursuzluk var. Misyonerler ile gelen Hristiyanlık ise onun huzursuzluğunu yok edebileceğini düşündüren mesajlarla dolu. Mevcut düzende bulamadığı huzuru edinme arayışı içerisine giriyor. Babasında gördüğü o katı duygusuzluk oğlunun istemediği bir şey. Onun Hristiyanlığı seçmesi tıpkı babasının kendi babasına karşı yapmış olduğu davranışsal ve duygusal başkaldırının farklı bir versiyonu. Baş karakterin ikinci eşi olan Ekwefi’de klasik annelik karakteristik özelliklerine sahip. Bir yandan duygusal bir hassaslık varken diğer yandan güçlü kadın figürünü temsil ediyor. İkinci eşinden olan kızı Ezinma baş karakterin tam olarak istediği özelliklerde ancak bunu söylemek belki çok doğru olmayacak ama baş karakterin onu kabul edebilmesinin önündeki tek engel onun cinsiyeti. - Kitabın adının parçalanma olmasının sebebi de zaten sömürgeciliğin tıpkı bir dinamit gibi igbo toplumunda bir dinamit gibi toplumu parçalaması. Bu parçalanma sadece dış etkenlerle değil aynı zamanda da içerden gelen etkilerle de gerçekleşiyor. Toplumun dışlanmış kesimleri ve toplumdaki katı geleneklere sahip kişilerden rahatsız olanlar için bir fırsat. Diğer yandan toplumdaki bu düzenin
ParçalanmaChinua Achebe · İthaki Yayınları · 20191,092 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
ROMEO & JULIET: VERONA SOKAKLARINDA BİR AŞK TRAJEDİSİ
10/10
·64 syf.··
2025 17. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2025 18:01
I.Yazarın “Kayıp Yılları” ve Şiirsel Zirvesi William Shakespeare (1564 -1616), İngiliz edebiyatının ve dünya dram sanatının en güçlü kalemi olarak kabul edilir. İlginçtir ki; 1585-1592 yılları arası “kayıp yıllar” olarak bilinir ve bu sürece dair hiçbir kayıt yoktur. Yazar bu eseri kaleme aldığında şiirsel yeteneğinin doruğundadır; metni sadece bir sahne metni değil, her satırı titizlikle işlenmiş birer sonnet estetiğinde kurgular. Eserdeki dil, karakterlerin sınıfsal durumunu yansıtır: Soylular ağdalı ve kafiyeli konuşurken, halk tabakası (örneğin Dadı) daha düz ve kaba bir dil kullanır. II. Beş Perdelik Bir Hız Trajedisi Romeo & Juliet basit bir aşk hikâyesi sanılsa da; toplumsal nefretin ve fevri gençliğin zamansız bir tahlilidir. Oyunun en çarpıcı özelliği hızıdır. Tüm olay örgüsü sadece 4-5 günlük bir zaman dilimine sıkıştırılmıştır. *External Conflict (Dışsal Çatışma): Montegue ve Capulet ailelerinin bitmek bilmeyen düşmanlığı. *Internal Conflict (İçsel Çatışma): Karakterlerin aile sadakati ile bireysel arzuları arasındaki sıkışmışlık. Shakespeare, tempoyu o kadar yüksek tutar ki karakterlerin durup düşünmesine imkân tanımaz; bu da okuyucuyu kaçınılmaz sona doğru sürükler. III. Juliet: İtaatkâr Bir Çocuktan Dinamik Bir Karaktere Trajedinin görünür merkezi Romeo olsa da, metnin asıl Dynamic Character’ı (Dinamik Karakter) Juliet’tir. Başlangıçta ailesine itaat eden bir çocukken; oyun sonunda dünyayı ve ölümü göze alan iradeli bir kadına dönüşür. Meşhur “Gülün adı başka olsaydı da aynı kokmaz mıydı?” sorusu onun yaşadığı büyük iç çatışmanın özetidir. IV. Metnin Filolojik Şifreleri ve Edebi Sanatlar Shakespeare, metni güçlendirmek ve okuru finale hazırlamak için güçlü teknikler kullanır: -Foreshadowing (Önceden Sezdirme):
1000Kitap
Romeo and JulietWilliam Shakespeare · Oxford University Press · 200775,9bin okunma
Bu Ülke kitap tahlili
10/10
·339 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2025 08:13
Kitap beş bölümden oluşur. İlk bölümün başlığı “Sihâm-ı Kazâ (Kaza Okları)”dır. Tevrat’ta Babil’in anlatıldığı kısımdan alıntıyla başlayan bu bölümde ve “Biz ve Onlar” başlıklı ikinci bölümdeki yazılar ağırlıklı olarak Batı’ya ve Batılılaşmaya ilişkin eleştirilerden oluşur. Söz gelimi siyasetteki “sağ” ve “sol” eğilimlerin Batı’daki çıkış noktası anlatılarak Türkiye’deki yansımalarına değinilir. Sağ, Avrupa’da kötülenirken ve yakın tarihin “günah tekesi” haline getirilirken, Türkiye’de ise mukaddesatçılığın bayrağı haline getirilir. Türkiye’den başka da elinden tutanı kalmamıştır. Hâlbuki Hristiyan Avrupa’nın bu habis kelimelerinden kurtulmak gerekir. Kendi gerçeği kendi kelimeleriyle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur. Cemil Meriç ilk bölümdeki yazılarında dil meselesini öne çıkarır. Çünkü kelâm bütünüyle haysiyettir. Kamûs (sözlük), bir milletin hafızasıdır. Türk yazarı dil sürekli değiştiği için talihsizdir. Bu dile eklenen “izm”ler de Türk milletinin idrakine giydirilen Avrupalı deli gömlekleridir. İdeolojiler siyaset dünyasının haritalardır. Ancak tehlikeli bir yolculukta pusulaya da ihtiyaç vardır ve bu pusula da şuurdur. Tarih, millet, kişilik şuuru. İdeolojinin peşine takılanlar ise pusulasızdır. Türkiye’nin kaderini aydınlığa taşımak için tüm ideolojilere kapıyı açmak hepsini tanımak ve tartışmak gerekiyor. Bu sebeple de düşünceye sonsuz bir hürriyet verilmelidir. Bugün Türk aydınının sıkça tekrarladığı şikâyet; bu ülkede yaşanmayacağıdır. Çünkü Türkiye’nin insanından şikâyetçiler, yani kendilerinden. Türk aydını Kitâb-ı Mukaddes’in Serseri Yahudisi. Kaçanlar ne Türk ne de aydındır. Çünkü mazisindeki ihtişamdan utanmaya başlamış, utandıkça da unutur olmuştur. Bu sebeple “Ben Avrupalı’yım”, “Asya bir cüzamlılar diyarıdır.” demeye
Edebiyat
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,4bin okunma
Puan vermedi·433 syf.··
2025 187. kitabı
Bernard Shaw'ın Dört Oyun adlı tiyatro metni içerisinde Sezar ile Kleopatra, Pygmalion, Kırgınlar Evi ve Jan Dark olmak üzere dört oyun var. İlk oyunda bildiğimiz sert duruşlarının aksine daha mizahi kişiliklere bürünmüş Sezar ve Kleopatra var. Toplam beş perdelik bir oyun. Kendi saflarında savaşması için halk tarafından ikna edilmeye çalışılan kel, tutarsız ama komik Sezar ve ondan köşe bucak kaçan küçük Kleopatra. İkili birbirlerini bulduklarını bilmeden karşılaşıyor ve her ikisinin de kendilerince istedikleri talepleri elde etme yolunda sarf ettikleri süreci konu alıyor. Pygmalion, toplam beş perdelik bir oyun. Yağmurlu havada evlerine ulaşmak için araç bekleyen anne kız ile başlayan oyun, Liza (çiçekçi kız) gelmesiyle keyifleniyor. Sıradan bir günde birbirinden alakasız kişilerin bir araya gelmesi ve kendi değer yargıları ile şekillenen kaderlerini konu alıyor. Kırgınlar Evi, toplam üç perdelik bir oyun. Yıllar önce evlenerek baba evini terk eden genç kadının, evine gelmesiyle başlayan oyun ev halkının curcunalı sohbetleri ile keyifleniyor. Düşünün evin yaşlı babası koca evde dinamit saklıyor Oyunun tek anlam veremediğim yönü karakterlerin gönül ilişkileri oldu. Son oyun Jan Dark, altı perdelik bir oyun. Genç bir kız olsa da hünerleri ile çevreye nam salan Jan Dark'ın kendisinden önce adı geliyor. Hakkında iyi ve kötü yorumlar olduğu için görüşler ikiye ayrılmış durumda. Ama ne olursa olsun Jan Dark, haklı gördüğü davasından asla geri adım atmıyor. Bu kararlılık ona saygınlık getirmekle birlikte ağır bedeller ödetiyor. İlk üç oyun mizah, son oyun daha radikal ve ciddi bir oyundu. Tavsiyemdir.
Dört OyunBernard Shaw · İş Bankası Kültür Yayınları · 2019713 okunma
Puan vermedi·626 syf.··
2025 7. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2025 02:57
Jane Eyre/ Bizde çok sığ, keyif kaçırıcı bir görüş vardır, kitapla az çok haşır neşir olan herkes bir kerecik olsun bu görüşe toslamıştır diye düşünüyorum: "roman okumanın/ başkasının hayatını okumanın bana ne katkısı olacak?" Aslında bu soruyu muhattap almak bile kendini yormaktan başka bir işe yaramaz, daha doğrusu vakit ayırmak kendi vaktini boş yere harcamak sayılır (.d) ama, ben ilk defa bir kitabı okurken bu berbat sorunun cevabını çok net bir şekilde aldım. Hatta bildiğin cevabı hissettim. Farkında olmasa da insanın kafası bazı dönemler aşırı düzleşir. Tektip düşünmeye, tektip anlamaya ve görmeye başlar. İşte tam da böyle zamanlarda okunan romanın, hele de jane eyre gibi hem dili hem de öyküsüyle etkileyici bir romanın verdiği yeni bakışaçısı o tektipleşmiş kafayı sallar, hacışakir sabunla silinmiş cam gibi pırıl pırıl yapar. Ve o Allahın cezası soruya niye roman okumamız gerektiğinin cevabını şıllak diye verir. Etkileyici, hele de uzun süren bir düzenin ardından insana o anki ritminden farklı ritim sunan bir roman okumak insanın hem yaşamdan aldığı zevki, hem düşünce tarzını tazeler ve etrafını çok rahat, çok profesyonel bir açıyla görmesini sağlar. (Yaniii... bende öyle oldu. Kendi başıma geleni bu kadar genellediğim için beni taşlayabilirsiniz sorun değil, çok etkilendim çünkü .d) Charlotte Brōnte öyle sağlam bir gözlemci, öyle sağlam bir yazar ki, kitaptaki karakterler bir elin parmaklarını zar zor geçecek kadar az olmasına rağmen her biri birer ders gibi. Her bir karakterden gerçekçilik ve kendine has bir doku akıyor. Hatta ben bu etki yüzünden, kitabı bitirdikten sonra fenasal bir yoksunluk yaşadım, yaa bi daha rochester'in "janet" demesini okuyamayacak mıyım filan diye hüzünlendim o derece .d Karakterlerden aldığım lezzettin tadı damağımda kaldı mesela,
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,3bin okunma