Kolektif Kendimi Nasıl İyileştiririm?, birey ve toplum arasında yeni bir bağ kurmaya cesaret eden nadir kitaplardan biri. Kahramanımız, adı en başta belirsiz bırakılan Ben’dir ama anlatı ilerledikçe o sadece bireysel bir “ben” değil; küçük bir topluluğun, sıkışmış ilişkilerin, birbirine yabancılaşmış ailelerin sembolü haline gelir. İlk sayfalarda bir mezarlıkta yalnız yürüyen bu “Ben”, aslında yalnız değildir çünkü etrafındaki ölümler, sessizlikler ve terk edilişler, kolektif acının sadece kendi yaşamanız olmadığını fısıldar size.
Hikâye, bir terapi topluluğunda geçer: birkaç farklı karakter, sırlarını getirmiş gibi otururlar bir çemberin içine. Ama odada sadece bireysel öyküler değil, birbirine bulaşan yaralar vardır. Mesela Elif, yıllar önce kaybettiği kardeşinin yasını hâlâ yaşar; kardeşiyle yaptığı eski konuşmaları hayalet gibi tekrarlar. Ömer, babasıyla kırılmış ve hep o kırıklıkla yaşamayı seçmiş biridir. Bunlar başta bağımsız öyküler gibi görünse de sayfalar ilerledikçe anlatı, bu kişilerin birbirini nasıl iyileştirdiğini göstermeye başlar sözcükler, gözyaşları, bazen bir sessizlik ortak iyileşmenin mihenk taşı haline geliverir.
Yazar, bireysel deneyimlerle kolektif dönüşüm arasında ince bir çizgi kurar. “Ben” yalnızca kendi içindeki yarayı değil; bir başkasının sessiz çığlığını da taşır. Örneğin bir sahnede, Elif’in dumanlı gözlerle anlattığı bir çocukluk anısı yağmurlu bir pencerede izlediği kırmızı yaprakların hüzünlü titremesi sonra Ömer’in kaybettiği baba figürünü düşündürür; dolayısıyla bu iki öykü birbirine ışık tutar. Dil zariftir, ama okuyucuyu asla düşürmez; samimi, insana dokunan ama ağırlaştırmayan.
Hikâyenin zirvesi, bir akşam toplanan grup seansında yaşanır: katılımcılar kendi iç sesleriyle konuşmaya başlar; bu konuşma, tekil değil,