Nefs tâbirine eş bir mefhumun hiçbir lisanda ve tam mânâsiyle bulunmadığına dikkat edecek olursak, Peygamber lisanının belirttiği yepyeni bir hikmetle karşılaşırız.
O, ne ‘ben’dir, benliktir, ne zâttır, şudur, budur; kalb hakikati içinde, ruhun mukabil kutbunu gösteren apayrı ve bambaşka bir mevcuttur. Her insanda bu mevcut; daima gizli ve bazan aşikâr bir Allah düşmanı.
“Allah düşmanı yola getirilmedikçe Allah'a yol açılmaz.”
"Şimdi ben, bu yalnızlık ve terk edilmişlik âlemine her gidişimde, hem kaybolan bir geçmişe, hem kendi ellerimizle tahrip ettiğimiz ulu tarih ve ihtişamın, yâdımda kalan hatırasına, sessiz göz yaşlarımla ağlarım..."
“Uyanmanın sorunu, uykunun bu odasından bulunduğumuz gerçek odaya geçmek; rüya boyunca olduğumuz, daha önceden olduğumuz ya da olabileceğimiz bütün benler arasında önceki günün benini bulmaktır.
Kimin seçtiğini sormayız. Kuşkusuz bu hiçbir bendir çünkü biz kendimiz seçiliriz, sevilecek birisini, hissedilecek bir acıyı seçtiğimiz her seferinde belirli bir ben seçilir; seçilen bu ben de yaşamaktan ya da yeniden canlanmaktan, beklemekten kaçınmadan çağrıya yanıt vermekten şaşkındır.
Böylece uykudan çıktığımızda ‘artık hiç kimse değilizdir’. Öylesine kayıp bir eşyayı arar gibi düşüncemizi, kişiliğimizi ararken nasıl olup da sonunda bir başkasını değil kendi benliğimizi buluruz?”