Hiç kendinizi, ruhunuzu kaybetmiş hissettiniz mi? Açıkçası ben şu anda öyle bir dönemden geçiyorum. Sanki benim için hiçbir aydınlık yol yokmuş odamdaki tüm ışıklar söndürülmüş gibi. Fakat içimdeki
"Güzel mi yani? Daha mı tatlı küçücük küçücük evlerde ayrı ayrı yanan ocaklar? Başlarında tecrübeli, bilgili büyükleri olmayan yuvalarda çocuk yetiştirmek... Taze kadınlar evinin işini görürken beşiklerini sallayacak büyük analar bulunmayacak. Bu evlerdeki hayat daha mı tatlı? A benim güzel evladım, bir ocak yanar, üstünde kaynayan bir tencerede bir evin halkını doyuracak yemek pişer. Bütün ailenin çevresine dolandığı sofrada yenilen yemeğin tadı tek başına yenilenden daha mı lezzetsiz? Bereketi de başka. Bir sobalı evde toplaşmanın zevki, tek başına oturulan odalarda var mı? Sevgilerin aktarılması, o sıcacık odaların içindeki insanlarda daha kolaydır. Hem de bütün hayat daha ucuza yaşanırdı. Sonra, sonra sizler konaklarda doğan, konaklarda debdebe içinde büyüyen nice sultanlar bundan sonra hep böyle kulübe azmanı evlerde mi yaşayacaklar?"
Dr. Watson: "Yine bütün tebrikleri başkaları topluyor Holmes. Davayı baştan sona sen çözdün ama yarın gazetelerde sadece Müfettiş Gregory’nin adı parlayacak. Bu haksızlık seni hiç öfkelendirmiyor mu?"
Sherlock Holmes: "Hiç elmas avcılarının hikayesini duymuş muydun Watson? En değerli elması bulan adam, onu asla kendi boynuna takmaz. Onu işler, parlatır ve dünyaya sunar; kendisi ise o taşın içindeki kusursuz geometriden ve işçilikten gizli bir haz alır. Benim ödülüm, o karmaşık düğümü çözerken hissettiğim zihinsel hazdır Watson. Gerisi... Gerisi sadece rüzgarın savurduğu gazete kağıtlarıdır."
“Ben artık güçlü olmak değil, mutlu olmak istiyorum”
Bazen hayatın bitmek bilmeyen koşturmacası ve insanların bizden beklentileri arasında en çok ihmal ettiğimiz kişi yine kendimiz oluyoruz.