“Kaç sene oldu? Zaman durdu Deniz öyle hep aynı, dünya bilinmez Taş duvar aynı kaldı Ümit öylece kaldı da ümit edeni Söyle kim aldı? Kaç devir geldi, kaç nesil geçti? Yürek öyle sevdalı, yollar kavuşmaz Hasretin ne tadı kaldı Sabır öylece kaldı da sabredeni Söyle kim aldı? Bu dünya ne sana ne de bana kalmaz Dünya ne sana ne de bana kalmaz Sultan Süleyman’a kalmadı, böyle Hiçbir kitap yazmaz.”
Sayfa 414·Kitabı okuyor
Yanlışı anlamak, ne yazık, iltifat değil."
Benim elimdeki pergele göre dünyanın keskin köşeleri de var; hiçbir şey yuvarlak değil. Canlılar döngüde değil, gaz değil, söz değil. Tekamül dönmüyor henüz; ihtiyaç yuvarlak değil. Barkın dışına taşmış elbette yuvarlanmak, ancak ilerlemek saadetle ittifakta değil. Döne döne yol kaydedeceğine, incinme kaydediyor bu kendi çevrende devir. Ya varlığının çapında tur at, ya gittiğin yanlıştan dön. Dönen her şey yuvarlaktır; akıl yuvarlak değil. Pergel döner elbette, cetvel yuvarlak değil. Cetvelin mesafesi, pergelin yoluyla bir değil. Hacim de mucize; cetvele, pergele hacim alışkın değil. Kırbaçla örtünü; sıyrıl nesnenden; neysen ses yuvarlak değil. Adımın döngüde değil, toprak değil, göz değil. Telaş dönmüyor henüz; merak ve ihtiyaç yuvarlak değil. Farkın dışına taşmış elbette yuvarlanmak, ancak ses vermek marifetle ittifakta değil. Döne döne yol kaydedeceğine, sebeplenme kaydediyor bu kendi çevrende devir. Ya suçunun çapında tur at, ya gittiğin masumiyetten dön. Dönen her şey yuvarlaktır, şekil yuvarlak değil. Hegel döner elbette, tanrı yuvarlak değil. Anarşizmin mesafesi, devrimin yoluyla bir değil. His de mucize; kavgaya, mücadeleye his akışkan değil. Benim elimdeki pergele göre dünyanın keskin köşeleri de var; hiçbir şey yuvarlak değil. Nisan döngüde değil, ihanet değil, hak değil. Yaşadığım çağa yuvarlak demek isterdim, sürtünme payı hariç Yanlışı anlamak, ne yazık, iltifat değil.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
hakikaten de bir devir muhteşemdik.
Her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik, yan yana fotoğraflar çektirdik, güldük, sevindik, eğlendik... Gün oldu sadece birbirimize güvendik, birbirimizi kolladık, birbirimize sarıldık, birbirimizin kollarında ağladık... Gece yarıları kötü bir haber nedeniyle yollara düştüğümüz de oldu, sabahın körlerinde çılgın tatil planları için de. Sebep ne olursa olsun biz yollarda çok iyiydik, yollarda mükemmeldik, galiba birbirimizi en çok yollarda sevdik. Bakma, seninle ben iyi bir ekiptik. Kaldırımlar biliyor, hakikaten de bir devir muhteşemdik Osman.
Sayfa 125·Kitabı okudu
Merkezî otoritenin sarsıldığı dönemde, Osmanlı idaresindeki bozuklukları bize en yetkili bir biçimde yansıtan kaynak, hiç süphesiz, adâletnâme'lerdir. Adâletnâme, devlet otoritesini temsil edenlerin, reâyaya karşı bu otoriteyi kötüye kullanmalarını, kanûn, hak ve adâlete aykırı tutumlarını; olağanüstü önlemlerle yasaklayan beyannâme şeklinde pâdişah hükümleridir. Anadolu Beylerbeyine, sancak beylerine ve kadılara 1595'te III. Mehmed'in cülûsunda gönderilmiş olan adâletnâme, ilk defa imparatorluğun içine düşmüş olduğu kargaşayı ve yaygın hale gelmiş yolsuzlukları, alışılmamış bir dille ifade eden ve aykırı hareket eden görevlileri şiddetli cezalarla tehdit eden bir adâletnâmedir. Bu adâletnâmede, I. Süleyman dönemi kanûnlarının çiğnendiği, kanûna aykırı birtakım "bid'at"lerle reâyadan alınan resim ve vergilerin ziyadesiyle artırıldığı, genel bir şekilde belirtildikten sonra başlıca yolsuzluklar şöyle sıralanmaktadır: 1. Vezirler, beylerbeyiler, onların vilâyetlerdeki ajanları olan voyvodalar, sancak beyleri, subaşılar, evkaf ve emlâki idare edenler, saray gözdelerine verilmiş köylerdeki kâhyalar, vergi toplayan emînler ve mültezimler, kadı nâipleri sık sık, 10 veya 15 atlı ile vilâyete devre çıkmakta, her indikleri köyde reâyaya kendilerini ve hayvanlarını bedava besletmekte, yetkilerini aşarak fazladan para toplamaktadırlar. 2. Vilâyetin güvenliğinden en çok sorumlu olan sancak beyleri ve subaşılar, eşkiyayı yakalayacakları yerde onlarla ortak olmaktadırlar. 3. Vilâyetlerdeki pâdişah kapıkulları veya bu adı takınmış olan bazı kimseler, gruplar halinde köy ve kasabalar üzerine gidip reâyayı soymakta, onların kaçıp dağılmalarına sebep olmaktadırlar. Adâletnâme, reâyanın bu zulümler yüzünden köylerini bırakıp dağılmış bulundukları noktasını vurgulamaktadır. Bu adâletnâme,
Sayfa 324 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
SÂHESER - ŞAH ESER...
Salih Mirzabeyoğlu‘nun şiirlerini topladığı eseri… O’nun fikri gibi şiiri de kendine mahsus ve derindir. 1988 tarihli bir örnek: DEVR-İ DÂİM [*] Bu soğuk tırmalıyor uyuyan duyguları Sigaramın dumanı kardan adam çekici Geçit resminde biri çarçabuk deldi zarı Demir atmış gemiden firâr eden o genci Yükünden tanıyorum sırtındaydı mezârı Belli ayak izinden benim garîb gemici *** Daldım siyâh geceye gezdim suda âvâre Buz kesen derinlerde terledim devir devir Hırsızca süzülürken deliklerde bir fâre Fasıla nişânları ben talimde çilingir Ayazda ıslık oldum ufuktaydı hep çâre Fikir kesildi kadın gizli gizli misafir *** O öyle bir mevsim ki zehir zıkkımdı pekmez Ağlamak şimdi müşkül unutmak henüz erken Üstüm başım kan revân ne yan ne yön ne merkez Sen dön artık gemici düşmeyeyim titrerken Malûm şifâlar ağır oysa belâlar tez tez Derdim başımdan aşkın kapıyı çek giderken!
KAYAN YILDIZ SIRRI -Şâh Eser – Şâheser-I-, 17 Temmuz 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
"Klasik devir Osmanlı Şurayı, bizim Topkapı Sarayı dediğimiz Saray-ı Amire de 19. yüzyılın modern dünyasında devletler sistemi içindeki bir büyük devletin klasik evi olarak işlevini tamamlamış ve görevini yeni saraylara devretmek zorunda kalmıştır. Topkapı’nın bu görevini ilk olarak Dolmabahçe Sarayı üstlenmiştir."