Devran Çağlar'dan iki çift sözle başlayalım, Kırmızı Sakallı Topal Karınca'nın dilinden:
Yıkılmaz gururum bana engeldir
Aslında kaybeden çekip gidendir
Zalimler sultanı meydan senindir
Elinden geleni ardına koyma
Hikayemiz karıncalara misafir olan Ulukepez'in, bu diyardan dönüşünde Filler Sultan'ına, karıncaların nasıl çalışkan, kalabalık ve refah içinde yaşadıklarını anlatmasıyla başlar. Filler Sultanı da Hüdhüdler başı Ulukepez ile bir olup, karıncaların çalışkanlığı ile herşeye sahip olabileceğini düşünür. Ancak Zalimler Sultan'ına karşı gelen bir Demirci Kırmızı Sakallı Topal karınca vardır ve kitap bu üç baş kahraman çevresinde döner durur. (Spoiler verdim sanmayın, ilk 10 sayfada geçen şeyler bunlar.)
Neyzen Tevfik'in dediği gibi: Ekmek herkese yetecekti aslında, Tarlaya karga dadandı. Ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami… Haramilerin dadandığı bir karıncalar diyarının hikayesidir okuduğumuz.
Filler ve karıncalar üzerinden insanların da tasvir edildiği bir güzel hikaye idi. Severek okudum, tavsiye de ederim.
@isbankasikulturyayinlari ndan #intibah ile geldim. Tabi ki @okumacemberiolusturalim ve Okuyan kadinlar kulubu nün #türkklasikleriserisi etkinlikleri kapsamında okudum.
Kitabımız Türk edebiyatında ilk edebi roman olarak biliniyor. Yazılırken Osmanlıca ve Türkçe'nin roman yazımına uygun, işlek ve edebi bir dil olduğunu kanıtlamak amacıyla yazılmış. Çokta iyi olmuş.
Başlangıçtaki Çamlıca tasvirinin şiirselliğine bayıldığımı söyleyerek konuya değinmek istiyorum.
Dönemin mekanları gözünüzde canlanacak kadar güzel bir anlatımın ardından başlıyor hikayemiz. Hayatının anlamı olarak gördüğü, öğretmeni, danışmanı, arkadaşı, sadık dostu olan babasını kaybettikten sonra, annesine ve ferah yaşamlarına rağmen bir gencin değişen, hatta tepe takla olan hayatını anlatıyor. Beyzademiz yalan söylemeyi dahi beceremeyen, iyi terbiyeli, saygılı, kötülük görmediği için iyiyle ayrımını yapamayan Ali Bey. Sözüm ona arkadaşlarıyla birlikte eğlenceye gidiyor, fakat eğlence anlayışları farklı tabi. Arkadaş hatırını kırmamak adına yaptığı bir hareket, atıldığı bir macera özgür iradesini alıyor elinden. Bu maceranın adı Mehpeyker.
Türlü utangaçlık, çekingenlik, geceler boyu kurulan düşlerin ertesinde nihayet tanışıyor gönlünün efendisiyle. Gelin görün ki bu afet-i devran bizim Ali Bey'in aldığı terbiyenin tam tersi hafif meşrep bir kadın. "Bir kadın erkeği vezir de edeeer, rezil de eder" sözünü tekrar tasdikledi yaşananlar. Birine körlüğünden, diğerine intikam hırsından dolayı kızdım durdum ama nafile. Kitabın ilk isminin neden Son Pişmanlık olduğu belli. Bir intikam hırsı uğruna kaç hayat heba oldu, okuyunuz efendim :/
"İnsan her adımını mezardan uzaklaştırmak için atar, yine her adımda mezara bir adım daha yaklaşır..."
İntibahNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,2bin okunma
Selahattin Demirtaş'ı birçoğumuz yalnızca siyasi görüşü ile tanıyoruz ve siyasi görüşümüz ya da ideolojimize göre seviyor veya sevmiyoruz. Ama ben burda size biraz "yazar" olan Demirtaş'tan bahsetmek istiyorum. Demirtaş'ın Dad ile beraber okuduğum 5. Kitabı, Leylan, Efsun, Devran ve Seheri Okurken, müthiş bir zevk almıştım o yüzden bu kitabını da çok merak ediyordum. Sonuç beklediğim gibi, içerdiği kelime oyunlarıyla okuyucusunu şaşırtıyor, mizahi ögeleri ile güldüren ve güldürürkende düşündüren bir kitaptı. Kitap 9 hikayeden oluşuyor ve beni en çok etkileyen kısımlar ise Kader ve Uçurum'du. İnce ince işlenmiş bir eser, Ben çok beğendim. keyifle okumanızı dilerim. Kitapla kalın.
Evlilik, aşk, erotizm … Sanki 1950’den sonra ilk kez açık-seçik konuşulabilmiş bu konular… Kawabatanın yarattığı izlenim japonyanın büyük çoğunluğu muhafazakar iktidar tarafından baskılanıyordu ve yıllar sonra bu devran tamamen döndü … Niçin böyle söylüyorum biliyor musunuz? Avuç içi öykülerinin hemen hepsi aynı konular etrafında kısır bir döngüde seyrediyor. Anı defteri bir nevi. Ama ne anılar. Hep aynı. Özgün 1 öykü var kalan hepsi tekrar. Yasunari KawabataAvuç İçi Öyküler
Aynı kararlılık umut ve cesaretle sözünü söylemeye ediyor:
" Değişir bu düzen; döner bu devran; biz bu mücadeleyi mutlaka kazanacağız!
Halk kazanacak, hak kazanacak!"
Bir insanın bir güvercinin hikâyesi üzerinden bu kadar derin bir toplum eleştirisi yapabilmesine hayran kaldım.
Bir Güvercinin Hazin Hayatı bana göre yalnızca bir roman değil; bastırılmış korkuların, susmayı öğrenmiş insanların, çocukların, annelerin ve yaralı bir toplumun psikolojik çözümlemesi gibi.
Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey, kötülüğün bazen yüksek sesle değil; alışarak, normalleşerek büyümesi oldu. “Cinayet hep vardı ama şimdi rengi değişti” cümlesi tam olarak bunu anlatıyordu. İnsan bir süre sonra şiddete, korkuya, yoksunluğa, hatta sevgisizliğe bile alışabiliyor. Psikolojik olarak en tehlikeli nokta da sanırım tam burası: hissizleşmek.
“Elleme” üzerinden anlatılan düzen ise beni ayrıca düşündürdü. Çocukların sadece ellerine değil; merakına, sorgulamasına, doğallığına da sürekli “dokunma” denilen bir dünyayı anlattığını hissettim. Bir psikolojik danışman olarak okurken bazı satırlar bana danışma odasında dinlediğim hikâyeleri hatırlattı.
Ama kitap tüm karanlığına rağmen umudu tamamen yok etmiyor. Güvercin bazen kırılganlığı, bazen masumiyeti, bazen de hâlâ iyileşebilecek taraflarımızı temsil ediyor gibiydi.
“Devran döner, yeni dermanlar gelirdi…” cümlesi kitabın içimde bıraktığı hissin özeti oldu.
Sessiz ama insanın içine yerleşen kitaplardan biri.