Hayret, son günlerde hiç olmadığım kadar dinç uyandım bugün; bir nebze de olsa yaşadığımı hissettim. Fakat bu halimi, mutluluk ya da mutsuzluk şeklinde tarif edemem. Sadece yaşıyorum, nefes alıp veriyor ve de aldığım her nefesi bütün mevcudiyetimle hissediyorum.
Aslında kimse, onu yaşarken hayatının en mutlu anını yaşadığım bilmez. Bazı insanlar kimi coşkulu anlarında hayatlarının o altın anını "şimdi" yaşadıklarını içtenlikle (ve sık sık) düşünebilir ya da söyleyebilirler belki, ama gene de ruhlarının bir yanıyla bu andan da güzelini, daha da mutlu olanını ileride yaşayacaklarına inanırlar. …. Ama hayatımızın, tıpkı bir roman gibi artık son şeklini aldığını hissettiğimiz günlerde, en mutlu anımızın hangisi olduğunu benim şimdi yaptığım gibi hissedip seçebiliriz.
Sayfa 80·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ben bu dünyada tümüyle eşsiz biriyim, hayatımın sonuna kadar kendine bakması gereken biriyim ve bu sebeple ileriye doğru atacağı her adımda ona yardım etmeliyim, şefkatle ve sabırla; bazı günler dinlenmesine izin vermeli, bazı günlerde onu cesaretlendirmeliyim; bu tuhaf varlığın, yani kendimin derinliklerine indikçe mutluluğa giden bir o kadar yol bulacağıma inanıyorum.
Sayfa 69·Kitabı okudu
Alıntı
Ama hayatımızın, tıpkı bir roman gibi artık son şeklini aldığını hissettiğimiz günlerde, en mutlu ânımızın hangisi olduğunu benim şimdi yaptığım gibi hissedip seçebiliriz. Yaşadığımız bütün anlar içerisinde neden bu ânı seçtiğimizi açıklamak da, kendi hikâyemizi bir roman gibi yeniden anlatmayı gerektirir elbette. Ama en mutlu ânı işaret ettiğimizde, onun çoktan geçmişte kaldığını, bir daha gelmeyeceğini, bu yüzden bize acı verdiğini de biliriz. Bu acıyı dayanılabilir kılan tek şey, o altın andan kalma bir eşyaya sahip olmaktır. Mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarını, renklerini, dokunma ve görme zevklerini bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklarlar.
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Yaş olarak dört yüz yıllık gibi görünen bir ağaç. Havanın açık olduğu günlerde sayısız dalını göğe uzatıp güneş ışığını yansıtan bu ağaç, ona bir şeyler söylüyor gibi olurdu ama yağmura gömüldüğü bugün söylenecek sözleri içinde gizleyen suskun biri gibi. Yaşlı alt gövdesinin kabukları iyice ıslanmış, akşam gibi karanlık ve sürgünlerinin yaprakları hiçbir şey söylemeden titreyerek yağmuru kabullenmekte. Bu sessiz sahneyle bir hayalet gibi kesişen Yonğhe'nin yüzünü görüyor.
Sayfa 116·Kitabı okudu
Alıntı
Çocukluğumda aldığım din eğitimi bana işime geldiği için iyilik yapmayı ve korkudan ötürü kötülükten kaçınmayı öğretti. Tanrı bana cezalar ve ödüller sunuyor, cehennemle tehdit ederken, cenneti vaat ediyordu; ben de taahhüt ediyor, korkuyor ve inanıyordum. Aradan yıllar geçti. Artık ne korkuyor ne de inanıyorum. Şimdi her halükarda düşünüyorum da, eğer ızgarada kızartılmayı, sonsuz ağır ateşte kavrulmayı hak ediyorsam, cezamı çekeyim. Böylece orta sınıf turistlerle dolu Araf'tan kurtulaca­ğım, netice itibarıyla adalet yerini bulacak. Doğruyu söylemek gerekirse, cezayı hak etmesine hak ediyorum. Tamam, bugüne dek kimseyi öldürmedim, ama bunun sebebi arzulamamış olmam değil, cesaret ya da zaman eksikli­ği. Ne pazarları ne de kutsal günlerde kiliseye gidiyorum. Çirkinler hariç bütün komşu kadınları arzuladım ve bu yüzden de, Musa'nın tabletlerinde Tanrı'nın bizzat kutsamış olduğu özel mülkiyeti en azından niyet olarak ihlal ettim: "Komşunun ne karısına, ne boğasına, ne de eşeğine göz koyacaksın... " Bu kadarı yetmezmiş gibi, iş gücünü çoğaltma ulvi amacı taşımadan, taammüden ve soğukkanlılıkla, seviştim. Öbür dünyada bedensel günahlara iyi gözle bakılmadığını biliyorum, ama Tanrı'nın bilmediği bir şeyi lanetlediği hissine kapılmaktan da kendimi alamıyorum.