Ağlayışında tebessümü, gülüşünde hüznü muhâfaza eden bir kişi, 'yaşam-yolu' ile hem-hâl olmuş demektir; onunla yola çıkabilirsiniz. Çünkü; Yaşam bir karışıma benzer; mümkün tüm zıtları bir arada tutan, içeren; renksiz, tatsız ve tuzsuz. Bu karışımı şerbet ya da zehre dönüştüren, yaşama kendini katan kişinin niyeti, tavrı/tarzı ve amacıdır. Telaşa gerek yok; hepimiz öleceğiz; hem de yapayalnız. İhsan Fazlıoğlu
1000Kitap
Kur'an gerçekten başka bir şeydir; zira o, insanın kendi içindeki A'râf'ı fark ettiren ilahi bir aynadır. Peki insan bilmezse ne olur? İşte o zaman kendi içindeki A'râf'ta kalır; ne tamamen kurtulur, ne tamamen kaybolur. Çünkü Kur'an'da bilmemek, fark etmemek en büyük kayıptır. A'râf ehli, tanıyan ve ayırt eden bir topluluktur; hatta arîf (عريف): bilen, tanıyan, tecrübeli kişi demektir, yani şuurun ve bilincin insanlarıdır. Bilmezsen, o yükseklikten aşağıya inersin farkındalık kaybolur, A'râf karanlığa döner. İşte insan da hayatın içinde kendi içsel A'râf'ında durur: Bir yanıyla nur, diğer yanıyla karanlık; bir tarafında iman, öte tarafında nefs. O hâl, insanın hem kendi içini tanıdığı hem de sınandığı bir yerdir. Çünkü A'râf yalnızca Cennet ve Cehennem arasındaki bir yer değil, insanın kendi iç dünyasındaki farkındalık eşiğidir. Çünkü Kur'an'da A'râf, Cennet ile Cehennem arasında bir yükseklik, bir eşik olarak geçer. Bu kelimenin kökü 'arafa (عرف) fiilindendir; bilmek, tanımak, fark etmek anlamlarına gelir. Arapçada aynı kökten gelen 'urf, hem 'örf, tanınan şey' hem de bir şeyin yüksek kısmı, tepe demektir. Bu yüzden 'A'râf' hem bilmenin hem de yüksekliğin kelimesidir yani hem idrak hem eşik anlamını taşır. İnsan en derin A'râf'ı kendiyle yaşar.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Endişede olan ve kendisine “Âh ben ne haldeyim, niçin böyle yapıyorum!” diye kızan kimse için bu hâl, Hakk'ın onu muhabbetine ve inayetine kavuşturacağına delildir.” Hz. Mevlânâ
1000Kitap
KERTENKELELER DE DANS EDEBİLİR!..
Dünya giderek küçülüyor. Kütlesinde bir değişim olmuyor belki. Fakat iletişim/ulaşım imkânlarının gelişmesiyle uzaklıklar yakınlaşıyor. Gitmeler-gelmeler, söylemeler-duymalar, etkilemeler-etkilenmeler artıyor. [...] Âhirzamanla ilgili hadîsleri tefsir edenler "deccalin kırk günde dünyayı dolaşması" veya "öldüğünde bir şeytanın bunu dünyaya işittirmesi" gibi rivâyetleri de bu eşikten analiz ederler. Yâni, Efendimiz aleyhissalâtuvesselâm, gayb-âşinâ gözüyle bize âhirzamanda ulaşılacak iletişim/ulaşım imkânlarını sezdirmiştir. Elbette edeb-i peygamberîye yakışır bir tesettürle. Dikkatli nazarların aşabileceği bir billûrlukla. Bunlar da mûcizesidir. Yâni, haberi hakikat-i nübüvvetinin bir delili, örtmesi sırr-ı imtihanın bir gereğidir. Tabiî, ıskalamayalım, böylesi imkânların bedelleri de oluyor. Nasıl bedeller? Bu konuda fehmimize yardımcı olacak bir hadis-i şerif var. Aleyhissalatuvesselam bir mecliste ashabına buyuruyor: "Sizler karış karış, arşın arşın öncekilerin yolunu izleyeceksiniz. (Onların yaşayışlarını ölçü edineceksiniz.) Hatta küçük bir kertenkele deliğine girecek olsalar siz de onları takib edeceksiniz. Sorduk: Yâ Rasulallah! (İzlerini takib edeceğimiz bu topluluklar) Yahudiler ve hristiyanlar mı olacak? Buyurdu: Ya başka kimler olacaktı?" (Buhari, Enbiya 50; Müslim, İlm 6) Her imkanın bir imtihanı var. Ahirzamanda gelişen iletişim/ulaşım imkânlarının da bedeli toplumlar arasındaki etkileşimi arttırması. Evvelemirde bunun sadece hasenâtı gözümüze görünüyor. Fakat, kaçırmayalım, seyyiâtı da var. Çünkü hâkim/baskın kültür dediğimiz şey sonuçta imkanları da yönetiyor. **Hani şöyle bir söz vardır: "Medyanın gücü yoktur. Gücün medyası vardır!" denir. Bunun hakikatini yaşadıklarımız üzerinden de okuyabiliriz. Öyle ya. Bugün küresel medyayı kim
Tefekkürât
BU KADAR DA İŞİN SUYUNU ÇIKARMAYALIM YA HU...
(...) Resûlullah (SAV) akıl edebilenler için çok ibretamiz olan bir hadîs-i şerifinde ümmetini şöyle uyarıyor: “Kim (işlediği hayrı) insanlara duyurursa, Allah onun niyetini herkese duyurur. Kim de insanlara gösteriş yaparsa, Allah da onun gösterişçiliğini meydana çıkarır.” (Buhârî) Ömrü boyunca ihtiyacı olmayan hiçbir şeye mübarek elini uzatmayan, kavrulmuş tahıl, hurma ve kuru et dışında çok az şey yiyen, mütevazıdan daha mütevazı şartlarda yaşayan Efendimizin (SAV) ümmetine yakışır hâl ve harekete dönmeye hepimizin fazlasıyla ihtiyacı var. Madem sünnet diyoruz, sünnet işte tam da bu! Bizler O’nun kadar mütevazı hayatlar yaşayamıyoruz, dünyayla aramıza O’nun kadar mesafe koyamıyoruz, hadi buna da eyvallah! Ama hiç değilse işin suyunu da bu kadar çıkarmayalım yahu! -Gökhan Özcan, "Görgüsüzlüğün Merâsim Hâli", yenisafak.com, 16 Haziran 2026-
gökhanözcanyazıları
Sonsuza Kadar
Sonlu olan biz faniler için sonsuzluğu kavramak zor. Gündüzün gecenin aldığımız nefesin canlı olan her şeyin bir sonu var. Bu dünyada zaman diye bir şey var. Ben hala aklıma oturtamıyorum sonsuzluğu:) Hal böyle olunca insan Ahirette ne yapıcaz diye düşünüyor sonsuza kadar. Cehennem tamam sonsuz azap peki ya cennet. Irmaklar meyveler tarlalar tamam ama sonsuzluğun yanında hala bunlar zihnimdeki boşlukları doldurmuyordu. Sanırım bizim en büyük ödülümüz Allah ın katında onun çehresinde sevdiklerimizle sonsuza kadar bulunmak olucak. Öyle ki sevdiğiniz bir insanla deniz kenarında oturduğunuzu hayal edin sanki sonsuza kadar onunla orada huzur dolu oturabilirsiniz bir eyleme maddeler ihtiyacınız yokmuş gibi. Bir de bunu Rabbin huzurunda çehresinde olduğunu düşününce boşluklar doluyor. Bu bir farkındalık meselesi kimini mal mülk huriler tatmin eder kimini Hakk ın varlığı. Rabbim tabi herkese hitap etmiş avama da arife de. Avam burda genel, ortalama manasında kötü bir mana içermez. Rabbim bizi farkındalığı yüksek olanlardan eylesin. Vesselam
Din