Cengiz Han 1219 yılı yazında ordusunu Yukarı iniş kıyısına getirdi. Karluk hükümdan Arslan Han da ona katıldı. Böylece Barthold'un tahminine göre 150.000 ila 200.000 kadar kişi bir araya gelmiş oluyordu. Müslümanlar 1.500.000'dan fazla asker toplayabiliyorlardı. Bu, Muhammed Şah'ın cepheye sürebileceğinin çok altında bir
sayıydı.
Ve beş yıl boyunca İran dünyasının üstüne tarihin o güne kadar gördüğü en büyük yıkıcı güç çöktü. Her şey yakılıp yıkıldı. Ekili tarlalar çöle dönüştü. İlkçağdan beri gelişmiş bir uygarlığın yeşerdiği Semerkand, Urgenç, Belh, Merv, Nişapur, Herat, Damgan, Semnan ve Rey kentleri acımasızca tahrip edildi. Her taraf ceset doldu. Asker ya da sivil, kadın ya da erkek, çocuk ya da yaşlı sayısız insan kılıçtan geçirildi. Harezm'deki Urgenç kentinde, ırmağın kentin dışından geçmesi için Amu-Derya'nın yatağı kaydırıldı. Cengiz Han'ın en çok sevdiği torunu Mütügen'in öldürüldüğü Bamyan kentinde ganimet almaktan vazgeçildi ve istisnasız her şey ölünün ruhuna adanarak yakıldı. Nişapur'da kediler ve köpekler bile öldürüldü!
İnsanlar paniğe kapılmışlardı. Seçkinler kaçtılar. Kalanların edilgenlik ve tevekkülleri karşısında şaşkınlık vericiydi. Tek başına bir savaşçı, bir grup insanı zincire vuruyor ve sonra birbiri ardına hepsini boğazlıyordu. Bir atlı grubu bir topluluğun çevresini sarıyor ve te
ker teker öldürülürlerken hiçbirinin aklına ne kaçmak ne de karşı çıkmak geliyordu. Tüm Doğu Iran, Horasan ve Afganistan bugün hala
bu ölümlerin sessiz tanıgıdır. Bamyan yakınlarında, kayalara oyulmuş dev Budha heykellerinin karşısında bir kayanın üstüne kurulmuş ünlü içli ezgiler şehri hala o günlerin yasını tutmaktadır.
Dedi ki: (54) (Budhacılıkta bir mistiklik görmekten çekinmiyoruz... Fakat onun niçin tam bir mistiklik olmadığını anlıyoruz; tam mistiklik, aksiyondur, iştir, ibdadır... Şüphesiz Budhacılık sevgiyi bilmez değildi; tersine ulu bir dille onu tavsiye bile etmişti, öğüdün yanına örneği, koymuştu... Fakat ateşi yoktu!.. Bir din tarihçisinin pek haklı olarak dediği gibi, tam ve esrarlı bir şekilde kendini vermeyi tanımadı. Buna belki de aynı şey demek olan şunu da ekleyelim: İnsan emeğinin ve insan işinin müessirliğine inanmadı, ona güvenmedi.Yalnız bu güven güçlü olabilir, dağları yerinden oynatabilir. Tam bir mistikliğin buraya kadar gitmesi gerekirdi. Belki Hindistan'da böyle bir mistikliğe rastlanıyor; fakat pek geç olarak... Hindli kendisini tabiatın altında hissettiği müddetçe bu hareketli ve ateşli mistiklik aslâ meydana gelmedi; Hind'te her türlü insan müdahalesi faydasızdı... Kıtlıklar milyonlarca bahtsızı açlıktan ölüme mahkûm ettiği zaman ne yapılabilir? Hind kötümserliğinin başlıca kaynağı bu aciz ve iktidarsızlıktadır. Hind'i mistikliğin sonuna kadar gitmekten bu kötümserlik alıkoymuştur. Çünkü tam mistiklik aksiyondur, iştir.)
Sayfa 307 - IX. Levha, -DOĞU ve BATI-, İBDA Yayınları.
Dedi ki: (44) (Budha'nın delikanlılık çağlarında sokalar, evler ve orman, tartışmalarla çınlıyordu; ateizmin, maddeciliğin, muzaffer olduğu felsefî tartışmalar... Son Upanişadlarla, Budizm'in en eski metinlerinde bu tartışmaların yankıları ile sık sık karşılaşırız. Çömez bulmak veya karşılarına çıkacak hasımlarla cedelleşmek için şehir şehir dolaşan gezici sofistler sınıfı bile var."Paribacaka-yolcu" deniyor bunlara;kimi mantık öğretiyor, kimi yaratıcının yokluğunu ve faziletin boşluğunu ilân ediyor. Bu klıl kırk yaran konuşmacılar, büyük bir dinleyici kalabalığı da buluyorlar; hükümdarlar, tartışmaları büyük bir ilgi ile dinliyor ve armağanlar dağıtıyorlar. Her düşüncenin çağlayıp taştığı, türlü felsefe sistemlerinin ortaya çıktığı şaşırtıcı bir çağ.)
Sayfa 302 - IX. Levha, -DOĞU ve BATI-, İBDA Yayınları.
Anlam, atomik mikrokozmostan hücreye, hücreden organa,
organdan bireye, bireyden topluma, toplumdan doğaya ve doğadan
kozmosa, Varlığın sayısız katmanı kendilerini, her katmandaki
eylemin güzellikle ve kusursuz bir şekilde, bütün katmanlardaki
eylemi kolaylaştıracak ve böylece geçmiş, bugün ve geleceğin hep
birlikte bağışlanıp uzlaştırılacak şekilde düzenlediğinde ortaya
çıkan şeydir. Anlam, hiçlikten gelip güneşin ışığına ve Tanrı'ya
kendini açan yeni oluşmuş bir gül tomurcuğu misali, güzellikle
ve derinlikle ortaya çıkan bir şeydir. Anlam, gölün karanlık derinliklerinden,
gittikçe berraklaşan suyu aşarak yukarı doğru
çıkmaya çabalayan ve yüzeyde çiçek açarak içindeki, her sözü
ve jestiyle İlahi İrade'nin vahyini sergileyecek kadar kusursuzca
bütünlenmiş Altın Budha'yı açığa çıkaran lotus çiçeğidir.
'' Budistlere göre her şey geçicidir. Budha, dünyadaki bütün acıların kaynağının insanların maddelere ve fikirlere bağlılığından kaynaklandığını ve akan, değişen ve hareket eden evreni kabul etmedikleri için böyle olduğunu düşünmüştü. ''