Puan vermedi·64 syf.··
2026 60. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:01
esselam ey had-ı rah-i Huda nesl-i Ali esselam ey kutb-i alem hacı bektaş-i veli ulu hünkarımız hacı bektaş-i veli, yalnızca tasavvuftaki makamıyla değil, edep ve terbiye yolundaki rehberliğiyle de gönül dergahımızın postundadır. o'nu kimi zaman "eline, diline, beline..." kimi zaman da Makalat'ında olduğu gibi "şimdi, tevhid tac; ibadet gerdanlık..." derken buluyoruz. o nefes vermeyi arzu ettiğinde buğday için ısrar eden miskin yunus'un dizelerindeki inciler gibi o da gönlü yüceltir; Makalat sahibi ulu hünkar buyurur ki: "beyt-i mamur, kabe de var. fakat gönül ikisinden de kıymetlidir. (...) gönül, padişah-ı alem Tanrı'nın nazargahıdır." horasan'ın erenlerinden el almış, baba ilyas'ın kutlu halifesi dün olduğu gibi bugün de herkesçe sahiplenilir, herkes kendi yolundan göstermeyi yahut görmeyi arzular. bugün kendinden yesevilik ya da alevi-bektaşi görüşün temeli olarak bahsedebilmemiz bunun en temel göstergesidir. ancak hayatı ve öğretileri gösteriyor ki o bir tarafa ait olmaktan çok "insan" olmaklığı yüceltmiştir. tevhidden temizliğe, esrardan irfana çok şey onda mevcuttur. şamanist moğollar ve kapadokya bölgesinde yaşayan hristiyanların ihtidasına çaba göstermiştir. hatta bu yörede kendinden aziz charalambos adıyla bahsedilmiştir. Makalat'ında buyurur ki Çalap Tanrı ne yaratmışsa insanda vardır ve kişi kendini bilmeklikle Rabbını bilir. kişi Rabbını bilmekle kemale erer çünkü bütün kemalat O'ndadır. akıl nuru kimin gönlünde varsa o hoştur, kimde yoksa onun Çalap Tanrı katında yeri yoktur. ilim aynaya benzer, kim aynaya bakarsa iyi yanını gördüğü gibi kötü anını da görür, kendi ayıbını gören başkasını ayıplamamalıdır. şeytanın korktuğu üç nesnedir: sabır, utanmak, kanaat. bunlar aklın hasekisidir, bunlar gelince gönülden açgözlülük ve iki yüzlülük
Makalat (Hacı Bektaşı Veli)Mahmud Es'ad Coşan · T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı · 199039 okunma
10/10
·496 syf.··
2026 17. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 11:57
Buu kitapla ilk 30-40 sayfada hiç anlaşamadık. Hatta "Acaba yanlış kitabı mı seçtik?" diye düşündüm, çünkü kitap kulübü ile okuyoruz ve yarım bırakma ihtimalim yok :) Evet hikaye bana ilk başta fazla tarihi, biraz ağır ve içine girmesi güç geldi. Karakterler, o dönemin havası, savaşın kasveti derken anlatımın içinde biraz kayboldum diyebilirim. ​Fakat pes etmeyip okumaya devam edince kitap acayip bir şekilde toparladı. O ilk başta bana "uzak" gelen tarihi atmosfer, bir süre sonra yerini çok güçlü bir insan hikayesine bıraktı. Olaylar sarmallandıkça, Ege’nin köylerindeki o yoksul insanların, zenginle mücadelesini, dönemin çilesini çeken sıradan insanları, köylüleri, Arap Ali yi, Kayalıoğlu Adnan'ı, yüzbaşı Cemil'i okudukça merak ettiriyor kitap. ​İlk sayfalarda sıkılır gibi olursanız kitaba kesinlikle bir şans daha verin. Sabırlı okurun karşılığını fazlasıyla veren, sonlara doğru ritmi iyice yükselen çok iyi bir dönem romanı olmuş. Ben ilk baştaki mesafeme rağmen sonradan çok sevdim.
Kırmızı BuğdayAhmet Büke · Can Yayınları · 2025699 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Şevket Süreyya Aydemir - Suyu Arayan Adam
Puan vermedi·407 syf.··
2026 1. kitabı
Eser otobiyografidir. Çok sade ve akıcı bir Türkçe ile yazılmıştır. Yazar eserde anlatılan ilk dönemlerde Türkçüdür. Eserde soyadını da okuduğu bir romanın Türkçülük uğruna Kafkaslara gidip herkesi affetmesiyle bilinen Aydemir isimli bir karakterinden etkilenerek aldığını anlatır. Sonrasında geçirdiği ideolojik değişime rağmen eser içerisinde Türkçü olduğu zaman da solcu olduğu zaman da kendi iç dünyasını anlatırken objektifliğini korur, yani insan ilk başlarda yazarın sonradan solcu olabileceğine asla ihtimal vermezken sonradan da önceleri Türkçü olabileceğine ihtimal veremez. Atatürk gibi cephede bile okuyacak kadar entelektüel bir adamdır. O dönemde, eğer Rusya bu sınıf meselesine bu kadar saplanıp kalırsa ve Amerika aynı hızla yozlaşmaya devam ederse Çin asrının geleceğini söylemiş ve bence haklı da çıkmıştır. Yazar, Rumeli kaybedilmeden uzun yıllar önce aslında çocukların oyunlarında bile Hristiyan - Müslüman Savaşı'nın, içten içe tebalar arası bir kinin olduğunu belirtir. Yani onlar için Rumeliden atılmak sürpriz olmamıştır. Ağabeyi de kendisi de asker olmuşlardır ve nispeten bilinçli ve eğitimli bir insan olduğu için bu ricatın doğasını eserden de anlaşılacağı üzere çok iyi anlamıştır. Yazar Dersim'den bahsederken oranın daima aslında bizim gibi görünüp hiç bizim olmadığını, çevre illeri baskı altında tuttuğunu ve bunların hem Osmanlıya hem Dersim'e vergi vermek zorunda olduklarını söyler. Fıratı geçip doğuya savaşa gittiklerinde buradaki tek köprü olan İliç Köprüsü'nü Kürtler kesmiş ve devletin askerini karşıya geçirmemişlerdir. Bunlar Ruslara da bize de pusu kurup yiyecek ve cephanemizi almaya çalışmışlardır. Kafkas cephesi baştan beri ricat şeklinde gelişmiş ve yazarın aktardığına göre Karadeniz'den İran'a bütünsel bir çekilme gerçekleşmiştir. Yazar Sarıkamış
Suyu Arayan AdamŞevket Süreyya Aydemir · Remzi Kitapevi · 20215,1bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 4. kitabı
İncecik ve dili hiç ağır değil,çok akıcı bi kitap. Öncelikle savaş fobisi olan biri olarak savaşın ağırlığını ve ödettiği bedelleri bi daha gördük kitapta,kadınlar, ihtiyarlar ve hatta çocuklar buğday taşırken çektikleri sıkıntıların anlatıldığı satırlar beni çok etkiledi eğer savaş olmasaydı, bunlara böyle ağır yükleri taşıtırlar mıydı?" Ve tabiki danyar'ın sakat ayağıyla o koca çuvalı taşıdığı sahne. sanki filmini izlemişim gibi gözlerimin önünde canlandı ve içim sızlayarak okudum o satırları. Bi erkek olmanın gururu sevdiği kadının önünde küçük düşmeme çabası üstelik eksik hissetmesin yüküydü danyar'ın taşıdığı yük. Savaşta sakat bir erkek olmanın, kocası cephede olan güzel bi kadına aşık olmanın, daha çocukken yalnız bırakılmış, sevgi ve ilgiden mahrum büyümüş olmanın ve koca dünyada yapayalnız olmanın da yüküydü. Bu kadar ağır bi yükü yine de gık demeden taşıdı danyar. işin ahlaki boyutuna girmeden danyar ile cemile arasındaki aşkın sahiciliğine odaklanmak istiyorum. danyar'ı en başta herkes gibi cemile de ciddiye almadı, hatta yer yer alay etti onunla. ne zaman ki danyar, tüm kalbi, ruhu, benliği ve zerreleriyle hissederek türküler söyledi, o zaman aşık oldu cemile ona. danyar ise en ta en baştan aşıktı cemile'ye ama hiçbir şey yapmıyordu aşkı için. ne zaman ki o türküleri söyledi o zaman aşkları başladı. Saf sahici bir aşk. Fiziksel güdülerden arınmış. Cemile’nin etrafındaki erkeklerin ona sunduğu ilgiden çok farklı bir boyutta. O yüzden peşinden gitmeye karar verdi çünkü böylesi insanın başına bir defa ya gelir, ya da gelmez. Yine de işin ahlaki boyutunu sorgulamak isteyen ahlak bekçisi okurlar için kitabın sonunda sadık 'ın ağzından duyarız cemile'ye verdiği kıymeti: "altın saçlı kadın bile en aşağı bir erkekten daha aşağıdır." Ayrıca sevgisiz kalmış bir
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,6bin okunma
Gerçekten iyi ki okudum dedirten bir eser..
10/10
·361 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 15:02
İskender Pala’nın kaleme aldığı "OD", Türk edebiyatının ve tasavvuf dünyasının en önemli figürlerinden biri olan Yunus Emre’nin hayatını duygusal bir dille anlatan biyografik bir romandır. Roman, 13. yüzyılda Anadolu’nun Moğol istilalarıyla sarsıldığı, kıtlığın ve kargaşanın hüküm sürdüğü bir dönemde başlar. Yunus, ailesini kaybeden, toprağı kurumuş bir köylüdür. Hayatta kalan tek varlığı olan oğlunu ve köylülerini doyurabilmek için yollara düşer. Bu yolculuk, aslında onun içsel yolculuğunun ilk adımıdır. Yunus Emre, buğday istemek için gittiği Hacı Bektaş-ı Veli tarafından Tapduk Emre’ye yönlendirilir. Dergaha girdiğinde ona verilen ilk görev odun taşımaktır. Yunus, tam 40 yıl boyunca bu dergaha "eğri odun" sokmaz; çünkü dergaha ancak doğru olanların girebileceğine inanır. Bu süreç, onun nefis terbiyesiyle hamlıktan pişmeye doğru ilerlediği evredir... Romanın en can alıcı noktalarından biri Yunus’un eşi Sitare (Elif) ile olan bağıdır. Dünyevi bir aşkla başlayan bu bağ, zamanla Allah aşkına dönüşür. Yunus, yaşadığı acılar, ayrılıklar ve hasretle yoğrularak "Ben"liğinden vazgeçer ve "Biz"e ulaşır. Yunus Emre, dergahta yaşadığı bir iç çatışma ve yetersizlik hissiyle bir dönem oradan ayrılır. Ancak yolda rastladığı olaylar ve insanlar, ona aslında aradığı her şeyin kendi içinde ve hocasının rahmetinde olduğunu gösterir. Geri döndüğünde artık o eski Yunus değildir; şiirleriyle, ilahileriyle Anadolu’yu sevgiyle birleştiren "Bizim Yunus"tur.
Alıntı
Odİskender Pala · Kapı Yayınları · 202248,9bin okunma
9/10
·496 syf.··
2026 6. kitabı
I. Dünya Savaşı’na giden süreç, savaş yılları ve Millî Mücadele Dönemi; Batı Anadolu’da mütegallibe ile reaya arasında bitmez tükenmez bilmeyen sancılı ilişkiler sınıf mücadelesi bağlamında ele alınmıştır. Arap Ali ile mütegallibe Adnan Bey üzerinden sınıflar arası mücadele toplumsal gerçeği yansıtır bir şekilde canlı ve akıcı bir şekilde kaleme alınmıştır. Kara toprakların adeta kaderine dönüşen üreticiler ile toprak sahipleri arasındaki zalimane ilişki eserde başarılı bir şekilde işlenmiştir. Yazar Osmanlı dönemindeki mütegallibe ile reaya arasındaki münasebetlerin Türkiye’de de nitelik bakımından değişmediğini tercih edilen isimler üzerinden ima etmektedir. Diğer bir deyişle düzen değişse de ezilenler değişmemektedir.
Kırmızı BuğdayAhmet Büke · Can Yayınları · 2025699 okunma