Lojistik, seferdeki bir ordu için kaynakları seferber etme, örgütleme işlevidir. Osmanlı başarılarında iyi örgütlenmiş lojistik önemli yer tutar. Osmanlılar, lojistikte devrine göre ileri bir sistem uygulamıştır. Sefer yolu üzerinde önemli kalelerde, meselâ Orta-Avrupa'ya yapılan seferlerde Belgrad'da, önceden yiyecek ve mühimmat depolanırdı. Ordunun gerisinde orduyla beraber hareket eden çeşitli esnaf, başlıca ekmek, et, pirinç satanlar, ordu-bazar adı altında kaynaklarda anılır. Ordu-bazar için bir kısım esnaf devletçe ödevlendirilirdi. I. Murad'ın Kosova'ya uzun yürüyüş halindeki ordunun et ihtiyacını, sürgün avlarıyla elde edilen binlerce av hayvanı karşılamıştır. Orta-Asya Türk-Mogollarının sürgün avını Osmanlılar bir askerî tatbikat halinde devam ettirmişlerdir. Fâtih, Kanunî ve Avcı lakabı verilen IV. Mehmed'in bu geleneği bir askerî tâlim ve eğlence olarak sık sık uyguladıklarını biliyoruz. Büyük orduların et ihtiyacı için daha sonraki dönemlerde uygulanan yöntem çok daha gelişmiştir (sürsat, celebkeş). İstanbul'dan Macaristan'a veya Irak'a haftalarca süren yürüyüşlerde, yalnız yiyecekte değil topların, ağırlıkların naklinde, köprü inşasında, kale ve palanka inşasında her türlü ağır malzemeyi deve katarlarıyla taşırlardı (deve 250 kg kadar yük taşıdığından tercih olunuyordu). Keza Macaristan seferlerinde Tuna üzerinde seyreden ince donanma nakliye işlerinde kullanılırdı. Savaş için buğday, arpa, barut vb. seferden aylarca önce başlıca Belgrad ve Budin'de nakledilir, hazırlanırdı.
Sayfa 141 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Avrupalılar, rüşvet verip kapitülasyonlara istedikleri maddeleri koydurmakta idiler. Bundan yararlanıp İzmir limanından yasağa rağmen "sefinelerle buğday alıvermekte" idiler. Tabii bu buğdayın bir kısmını Venedikliler almaktaydı. Şeyhülislâm Behâyî bunu önlemek için durumu veziriâzama bildirdi ve İngiliz konsolosunun azlini istedi. Bu meselede arada anlaşmazlık çıktı, sorun büyüdü. Müfti, Galata'da oturan İngiliz elçisini huzuruna çağırdı, konsolosu azledin, diye ısrar etti. Balyosun karşı çıkması üzerine kendisini yumrukladı ve hapse attırdı. Müfti ile arasında anlaşmazlık olduğundan vezir bir önlem alamadı. İngiliz elçisi, adamlarını ocak ağalarına ve vezire göndererek, hapisten çıkarılmasını istedi. Ağalar, bir müderrisin reyine baş vurdular ve elçiyi serbest bıraktılar. Şeyhülislâm Behâyî Efendi de ağalar aleyhine ağır konuşmuştur: "Ağalar dediğin herîflerin bu tasallutu (haksız egemenliği) nedir, böyle kalur mı zannederler" diye meydan okudu. Ağalar, “İngiltere büyük devlettir, bu zamanda bu devletle barışı bozmak doğru değildir" diye müftiyi yatıştırmaya çalıştılar. Behâyî gönderdikleri Sarı Kâtib'e, ağalar hakkında hiddetle konuştu: "Onların umûr-i dînde müdahaleleri nedir, niçün hadlerini bilmezler ... şimden sonra bu şehirde icra-yi Şer' nice mümkündür" diye meydan okudu (Şerîatça harbî sayılan Hıristiyanlara verilen kapitülasyonları ve her değişikliği şeyhülislâmın fetvâ ile onaylaması bir kuraldı).
Sayfa 114 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Merkezî otoritenin sarsıldığı dönemde, Osmanlı idaresindeki bozuklukları bize en yetkili bir biçimde yansıtan kaynak, hiç süphesiz, adâletnâme'lerdir. Adâletnâme, devlet otoritesini temsil edenlerin, reâyaya karşı bu otoriteyi kötüye kullanmalarını, kanûn, hak ve adâlete aykırı tutumlarını; olağanüstü önlemlerle yasaklayan beyannâme şeklinde pâdişah hükümleridir. Anadolu Beylerbeyine, sancak beylerine ve kadılara 1595'te III. Mehmed'in cülûsunda gönderilmiş olan adâletnâme, ilk defa imparatorluğun içine düşmüş olduğu kargaşayı ve yaygın hale gelmiş yolsuzlukları, alışılmamış bir dille ifade eden ve aykırı hareket eden görevlileri şiddetli cezalarla tehdit eden bir adâletnâmedir. Bu adâletnâmede, I. Süleyman dönemi kanûnlarının çiğnendiği, kanûna aykırı birtakım "bid'at"lerle reâyadan alınan resim ve vergilerin ziyadesiyle artırıldığı, genel bir şekilde belirtildikten sonra başlıca yolsuzluklar şöyle sıralanmaktadır: 1. Vezirler, beylerbeyiler, onların vilâyetlerdeki ajanları olan voyvodalar, sancak beyleri, subaşılar, evkaf ve emlâki idare edenler, saray gözdelerine verilmiş köylerdeki kâhyalar, vergi toplayan emînler ve mültezimler, kadı nâipleri sık sık, 10 veya 15 atlı ile vilâyete devre çıkmakta, her indikleri köyde reâyaya kendilerini ve hayvanlarını bedava besletmekte, yetkilerini aşarak fazladan para toplamaktadırlar. 2. Vilâyetin güvenliğinden en çok sorumlu olan sancak beyleri ve subaşılar, eşkiyayı yakalayacakları yerde onlarla ortak olmaktadırlar. 3. Vilâyetlerdeki pâdişah kapıkulları veya bu adı takınmış olan bazı kimseler, gruplar halinde köy ve kasabalar üzerine gidip reâyayı soymakta, onların kaçıp dağılmalarına sebep olmaktadırlar. Adâletnâme, reâyanın bu zulümler yüzünden köylerini bırakıp dağılmış bulundukları noktasını vurgulamaktadır. Bu adâletnâme,
Sayfa 324 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Anımsadım
Pederem ravza-i Rıdvan be-du gendum bifuruht Nâ-halef bâşem eger men be-cei nefrüşem Babam Hz Adem cenneti 2 buğday tanesine sattığı, ben de onu bir arpa'ya satmazsam babama yaraşır evlat olmayayım.
Alıntı
"Bismillah" der. Çünki nihayetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kaldırır ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağacı gibi bir yükü omuzuna alması gibi... Hem vazifesinin hitamında "Elhamdülillah" der. Çünki bütün ukûlü hayrette bırakan hikmetli bir cemal-i san'at, faideli bir hüsn-ü nakış göstererek Sâni'-i Zülcelal'in medayihine bir kaside-i medhiye gibi bir eser gösterir. Meselâ, nar ve mısıra dikkat et.
Sayfa 547·Kitabı okuyor
Ezekiel’e Mektup
I. Herkes tutsak, öfke özgür Kanın ve ıstırabın perçeminden tutup İnsanın izzetine inanan bir uzun mektup Yazacağım sana Ezekiel... Ezekiel, Ey Ezekiel! Toprak onunla direnecek Işık onunla... Hayat onunla direnecek Onur onunla... Ezekiel, Ey Ezekiel! Sen bir nebi değilsin Nebi olan Zülkifl idi Çiçeklerle süslerdi dağları Onun sûru uzun bir İsrafil Bekletirdi tüm çağları... Yakıyorsun şehirleri Alevin kanlı bir sağ el... Bünyamin değil, Yusuf değil Sadece bir katil Ezekiel Köle oğulların ve kızların hırsla İzledikçe yangını ve soygunu Sürgün kalacaksın Ölen insanlığın son vadisinde...
Sayfa 12 - Ebabil Yayınları·Kitabı okuyor
Şiir