Elde ovuşturdukça odayı güzel ve buruk kokusuyla dolduran "Benlicenan" budaklarının üstüne Zühre'nin gözlerinden yaşlar damladı: Bu çiçekleri hemen bu akşam uçlarından biraz dişleyip besmeleyle toprağa daldırmalı, yarına kalırsa belki ölürler.Evet... ne diyordu, Yedi Peçeli, nikaplarını koparan kadının önünde alev alev yanıyor; bundan böyle onu ana şefkatiyle merhemleyip bağıra basmak gerektir.Erkek kadri bilir bir sevgili. Zühre böyle olamamıştı.Hiçbir şeyi kınamayan bir ana. Zühre böyle de olamamıştı.Ne kalıyor geriye? Sinan Ağa'nın söylediği: "Erkeğin çok okumuşu, kadı olur; kadının çok okumuşu, cadı olur." Hürmet ve hayâda kusur eden, kocanın iç yüzünü didik didik deşmeden rahat bulamayan, kendi aklını beğenmiş, çok bilmiş bir cadı...
"hayatın anlamsızlığı" onu öyle bir deliliğe sürüklüyordu ki, intiharın cazibesine kapılmaktan korkuyordu.
Onun deliliği, her şeye sahip olup hiçbir şey bulamayan insanın deliliğiydi.
Kur'an okumaya vakit bulamayan insanın sorunu vakit değildir.
Aynı insan saatlerce ekran başında kalabiliyorsa,
sorun önceliklerdir.
Takvimlerimiz değil,
tercihlerimiz karakterimizi ele verir.
Yazarın kendi sömürge polisliği deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı ilk romanı Burma Günleri (Burmese Days), Britanya İmparatorluğu'nun sömürgeci yapısının hem sömürülenler hem de sömürenler üzerindeki yozlaştırıcı etkisini gözler önüne seriyor.
Hikaye, 1920'lerin Burma'sında (bugünkü Myanmar), yerel halktan tamamen kopuk, kendi kibirli ve ırkçı fanuslarında yaşayan bir grup İngiliz taşra memurunun etrafında şekilleniyor. Başkahraman John Flory, bu yapay topluluğun ikiyüzlülüğünü ve yerel halka uygulanan adaletsizliği içten içe fark eden, ancak sistemin dışına çıkacak cesareti bulamayan trajik bir figür olarak tasvir ediliyor.
Yazar, sadece siyasi bir eleştiri yapmakla kalmıyor; boğucu sıcaklık, alkolizm, yalnızlık ve kültürel yabancılaşma ile kuşatılmış hayatlar üzerinden sömürgeciliğin insani değerleri nasıl çürüttüğünü incelikle işliyor.
Eserin asıl başarısı, sömürgecilik mekanizmasını sadece ekonomik veya askeri bir baskı aracı olarak değil, psikolojik bir hapishane olarak tasvir etmesinde. Yazarın sonraki eserleri Hayvan Çiftliği ve 1984'te zirveye ulaşacak olan "bireyin baskıcı sistemler karşısındaki çaresizliği" teması, ilk kez bu romanda kendini gösteriyor.
Son tahlilde Burma Günleri, emperyalist ideallerin arkasına gizlenmiş ahlaki çöküşü, samimiyetsiz aşk ilişkilerini ve insanın kendi vicdanıyla verdiği savaşı mağlubiyetle belgeleyen, zamansız bir sistem eleştirisidir.
Burmese DaysGeorge Orwell · Karbon Kitaplar · 20214,067 okunma