Hem Amerika'da, hem de Türkiye'de uzun zamandır iktidarda olan muhafazakârların “aile elden gidiyor” yakarışlarının altında büyük bir ikiyüzlülük yatıyor. Genç nüfustaki boşanma oranlarının ve tek ebeveynli ailelerin artması, evlilik oranlarının azalması karşısında muhafazakâr kesim “toplumun temel direği” addedilen ailenin çözüldüğünü iddia ediyor; ama bunun nedenini doğru tahlil edemiyor. Genellikle "çocuklarına ve kocalarına sahip çıkamayan" anneler bir çırpıda günah keçisi ilan ediliyor. Oysa işsizliğin yaygın olduğu ülkelerde, kadınların düşük maaşlı işlerde uzun saatler boyunca çalışmaya mahkûm edilmesi ve bu sırada başıboş ortada kalan çocukların özensiz bir şekilde (çetelere üye olarak, uyuşturucuya alışarak, ya da en azından sık sık okul kırıp, sokaklarda "sürterek") yetişmesinin sorumlusu herhalde çocuklarına ayıracak yeterli vakit bulamayan anneler olmasa gerek.
Dünyaya mükemmel olarak gelen, geliştirilmeyi bekleyen üstün yeteneklere sahip olan bu zeki çocuk, yeşermek için kendisine uygun toprağı bulamayan kaliteli bir tohum gibi çürüyüp gidiyordu..
"Etrafına bir bak. İnsan gibi görünen fakat zihnen maymundan beter kimseler yok mu? İkiyüzlülükten şaşmayan, anlayışı kıt mahluklar. Bir türlü huzur bulamayan, neşeden nasipsiz gudubetler. Kötü olan ve kötüyü kayıranlar. Gırtlağına kadar haset dolu sinsiler. Kalabalığa uyumakta tereddüt etmeyenler. Tabiatın bile nefretini kazanmış yobazlar. Açgözlülükleri yüzünden savaş çıkarıp gençleri ölüme gönderenler. Dedikodu ve iftira saçanlar... Böyleleri yok mu, ha?
Bir çocuğun en çok anne babası tarafından anlaşıldığını hissetmeye ve en çok da aile içinde değerli olduğunu bilmeye ihtiyacı vardır. Ailesinde bunu bulamayan çocuk ömrü boyunca bu değeri başkalarının gözlerinde ve sözlerinde arar. Çünkü özdeğerinin farkına varamamıştır.