"Prens Andrey nerede olduğunu ve başına neler geldiğini ilk olarak kaleskası Mıtişçi’de durduğunda ve kulübeye götürülmesini istediği anda fark etmiş ve yaralı olduğunu da yine o an hatırlamıştı. Acıdan tekrar kendinden geçmiş, kulübede çay içince tekrar kendine gelmiş, başına gelenleri tekrar hatırlamış, sıhhiye çadırında sevmediği bir adamın acı çektiğini gördüğü ve aklına o yeni, mutluluk vaat eden düşüncelerin geldiği an gözlerinin önünde canlanmıştı. Ve bu düşünceler, belli belirsiz, dağınık olsalar da yeniden yüreğini doldurmuşlardı. Artık yeni bir mutluluk duyduğunu ve mutluluğun İncil’le bir bağlantısı olduğunu hatırlamıştı. İncil’i de bu yüzden istemişti. Ama yaraları ve onu dondurmaları nedeniyle düşünceleri tekrar karışmış ve ancak gecenin sessizliğinde üçüncü kez kendine gelmişti."
Herkes uyuyordu. Antrede bir cırcırböceği cırlıyor, sokakta birisi bağırıp şarkı söylüyor, hamamböcekleri masaların ve tasvirlerin üzerinde dolaşıyor, kocaman bir sonbahar sineği yanında, yatağının başucunda, yakınındaki mantar şeklindeki büyük don yağı mumunun çevresinde büyük bir gayretle uçuyordu.
Prens Andrey normal bir ruh hali içinde değildi. Sağlıklı biri genellikle pek çok şeyi aynı anda düşünür, hisseder ve ister; ama bir düşünce ya da konu dizisini seçip tüm dikkatini bu konu dizisine verecek iradesi ve gücü vardır. En derin düşüncelere dalmışken bile yeni gelen birine nezaket icabı bir şeyler söylemek için bu düşüncelerden sıyrılıp sonra yeniden onlara dönebilir. Prens Andrey bu anlamda normal bir ruh hali içinde değildi. Duyguları her zamankinden daha faal, daha uyanıktı ama iradesi dışındaydılar. Türlü türlü düşünce ve görüntü aynı anda zihninde beliriyordu. Bazen sağlıklıykın hiç olmadığı kadar işleyişe başlıyorlardı; ama aniden, tam bu sürecin ortasında,