Kitap biraz haber sunusu gibi olmuş sanırım. Evet ÜNER kendi yorumunu katarak olayları incelemiş, eleştirmiş. Ben kendisine hak verdim ama zaten biliyoruz da demedim değil.
Yokluğu, yoksulluğu, adaletsizliği, insafsızlığı tüm detayları ile daha iyi tanımlayacak başka bir eser yoktur sanırım. Yoklukta insanların zalimliklerini neler yapabileceklerini kitapta yaşadım resmen.
Ama yazarımızın fakirliği, yokluğu, insanların birbirine yaptığı zulümlerde neden Allah'ı sorumlu göstermeye çalışmasını anlamadım. Neymiş peygamberler hep sabır getirmişmiş, Allah hep sabır indirmişmiş. Kadınları aç olsa da çocuksu ölse de önemli değilmişmiş. Neden, Allah adaletsizliği emretmiş gibi ağaların zulmünü, işleyişin bozukluğunu buna yoruyor Anlamış değilim. Kimsenin inancını sorgulamak değil amacım. Ama kötü olan şeyleri Allah tan biliyorsan, iyi olan şeyleri de bileceksin.Yada iyisinde de kötüsü de anlayacaksın. Kötüyü Allah verdi, iyiyse biz yaptık demek olmaz.Nacizane fikrim.
Savaştan geriye ne kalır?
Roket kovanlarına dikilmiş çiçekler.
Kitapta savaşın ne kadar acımasız olduğunu, insanların, kadınların nelere katlanmak zorunda kalabileceğini gördüm.
Her sayfasında ülkemize, birliğimize, farklılıklarımıza sahip çıkmamız gerektiğini, bazen ne kadar basit şeyler için birbirimizi kırdığımızı hatırladım.
Mutlaka ders almak zorunda olduğumuz bir eser.
Gençliğin, üniversitenin, aşkın eşiğinden daha yeni adım atmış bir kızın kendisini bir savaşın içinde bulması...
Savaşın içinde bile insanlık erdeminin ne kadar gerekli olduğunu, insanın ne kadar alçak, zalim olabileceğini...
Bir kızın savaş günlüğü diyebileceğim tarzda bir anlatıma sahip, Bosna da yapılan zulmü anlatan ve hayal ürünü olmayan, bir çırpıda okuduğum çok güzel bir kitap.
Kitaba ilk başladığımda 'normal bir aşk mektubu' gibiymiş desem de okudukça sürüklendiğim, insan psikolojisinin dip köşelerine kadar girmiş bir hikaye. Yazar sizi mektubu yazan kişi psikolojisine çok başarılı bir şekilde, akıntıya kapılmışçasına uğurluyor.
Ve biterken ne çabuk bitti dedim.