Albay sevindi, "Deli oğlan!" dedi. "Hangi arada yıkadın?" Hikmet, ellerini oğuşturdu: "Ben de bir zamanlar veliydim albayım. Hem de hamarat bir kocaydım." Başını kaldırmadan yerine oturdu. Albay güldü: "Bir tıkırtı duymuştum, ama fare zannetmiştim." Hikmet, başını kaldırdı: "İyi bulaşıkçıydım albayım. Vadinin en hızlı bulaşık yıkayan erkeğiydim." Sermet Beye döndü: "Karım düşündüğü için, ev işlerini de ben görüyordum albayım. Çok düşünceli kadındı: Durmadan düşünürdü." Kaldır tabakları, tencereleri Nurhayat Hanım: Suları süzülmüştür. Burada hiç olmazsa iş bölümü var, evliyken o işi de ben yapardım. "Ev işlerini karım görseydi, sonumuz böyle olmazdı albayım."
Olmadı, kısmet değilmiş albayım, mutfak temizliğiyle olmuyormuş. Uyanınca boynuma sarılmıştı uykulu kollarıyla. Ben de bütün iş bundan ibaret diye sevinmiştim, esas meselelere boş vermiştim, tabakların suları bile akmadan onları kurulamıştım, beni azarlamıştı, çünkü kurulama bezleri hemen ıslanmıştı, ondan azarlamıştı, beni bu kadar seven ve ikide bir kollarını boynuma saran kadın neden böyle önemsiz bir mesele için beni azarlamıştı? İyi niyetlerle iyi eserler verilemeyeceğini neden hatırlatmıştı? Neden neden neden albayım?
Günün koşullarına göre yaşamalı, yani düşüncelerden, üzüntülerden kurtulmanın yollarını aramalı. Oysa -hiç değilse geceye kadar- uykuya dalıp düşüncelerini unutamazdı. Sürahi gibi kadınların söylediği şarkıları dinleyemezdi. Öyleyse yaşam uykusuna dalıp unutmalıydı...