ilk okuduğum kitap. lise yıllarında kitap okumaktan bir haber olduğum zamanlarda başlamıştım okumaya. evde üç ciltli meb yayınlarından yayımlanmış oldukça eski dışı pembe, sayfaların çoğu yırtılmış nemden dolayı bir çok sayfası sararmış ve kabarmıştı. bir gün evde her zaman olduğu gibi elektrikler kesilmişti evde de tek başıma oturuyordum. telefonla konuşmayı beceremeyen biri olduğum için hattım uzun süre para yüklemedim ve hattım kapanmıştı o nedenle telefonda hücresel veri kullanabilme durumum yoktu. tek başıma uykusuz mum eşliğinde elektriğin her gittiğinde ettiğim küfürleri sıralıyordum. artık canıma tak ettiği anda gözüme bu kitap geldi zaten canım sıkılmış mumun altında başladım okumaya saatler geçti kafamı kitaptan kaldırmadım. en son bir anda etraf karanlık oldu kaldığım yeri kaybetmemek için kitabı ters çevirdim. mum bitti o gün orada ama içimdeki okuma sevgisi bitmedi. hatta yeni yeni oturmaya başladı derken eve elektrik gelmiş benim haberim bile yok. sosyal medyada mesaj yağmuruna tutulmuşum ama hiç biri umrumda olmadı okumaya devam ettim ve o gün bugündür cemal süreya'nın dediği gibi huzurum yoktur.
bu kadar uzun uzun hayatımdan bahsettim çünkü benim hayatımda bir dönüm noktası oluşturdu sizinle de paylaşmak istedim.
raskolnikov sürprizlerle dolu bir karakter. onda her türlü duyguyu bulabilirsiniz. iyi bir karakter olduğu kadar kötü bir karakterdir. iyi bir eğitim aldığından dünya görüşü olduğu kadar kendince kurduğu inanışlarla cinayet işleyebilecek kadar da cahilleşebiliyor. işlediği suçtan dolayı yaşadığı psikolojik sancıları çok güzel işlemiş bize bu psikolojiyi dibine kadar yaşatıyor. karakterler öyle gerçekçi ki psikoloji de raskolnikov sendromu diye bir tabir var. dostoyevski daha psikoloji bilimi oluşmadan önce insanları çok doğru bir şekilde