-Peki eğer Tanrı yoksa geriye ne kalıyor? -Sen. Eskisinden daha da büyük olarak sen kalıyorsun geriye. Çünkü artık ipleri Tanrının elinde olan bir piyon değilsin. Güneşin her doğuşunda kutsallık bulunur. Kutsallık yağmurdadır, kutsallık dağların zirvesindedir, çöllerin derinliklerindedir. Kutsallık yaşlı ağaçlardadır, mağrur çehrelerdedir, her tatlı su kaynağındadır. Kutsallık başkalarına armağan ettiğimiz gülüştedir, döktüğümüz yaşlardadır. Çocuklarımızın gülümseyişindedir. Dünya, insanı hayretten hayrete düşüren mucizelerle dolu. Mesela yıldızlarla kaplı gökyüzü, bunların en güzel örneği. Ve sen hala bir Tanrıya ihtiyaç duyuyorsun öyle mi? Yaşamın amacı Yaşamın ta kendisidir.
Günahkarlar Köyü'nün hikayesini biliyor musunuz? Bilmiyor musunuz? O halde kimin görmek için gözleri varsa, o görsün!” diyor ve devam ediyordu:
“Babasının ülkesini dolaşan Harun ür-Reşid, günün birinde sadece körlerin yaşadığı bir vadiye gelmiş. Bu insanların çocukları dünyaya kör olarak geliyormuş. Onlara as-Sabbabun, Günahkarlar deniliyordu. Ataları Tanrı'ya karşı günah işledikleri için, gözlerinin ışığının söndüğü söyleniyordu. Şimdi de sonsuz karanlığın zorluklarına bir katır teslimiyetiyle boyun eğiyorlardı. Aklı başında, dindar ve çalışkan insanlardı. Köylerine önemli bir misafir geldiğini duydukları zaman, tarladaki işlerini bırakarak Harun ür-Reşid'i dinlemeye koştular. Sesi kulaklarına o kadar güzel gelmişti ki onu karşılarında görür gibi oluyorlardı. Harun ür-Reşid, yanında bir de fil getirmişti. Körlerin hiçbiri daha önce böyle bir hayvanla karşılaşmamış olduğu için, ona elleriyle dokunmak istediler. Bu mucize hayvanın ne olduğunu anlayabilmek için birbirlerini eziyorlardı.
Ancak bu kargaşadan ürken fil şiddetli boru sesini benzeyen bir uyarı çığlığı attı. Bunun üzerinde kalabalık korkuyla geri çekildi ve güvenli bir mesafede saygıyla beklemeye başladı. Hayvanın karnına dokunmuş olanlar şöyle der: Fil, yumuşak derili büyük bir hayvandır. Dişlerine dokunmuş olanlar ise yeminle söyle dediler: Hayır, fil ince hatlı ve taş sertliğinde bir hayvandır. Hortumuna dokunmuş olanlar ise onu bir tür büyük yılan olarak tasvir ediyordu. Bacaklarına dokunmuş olanlara göre, fil denilen hayvan, kabukları çatlak içinde ağaç kütüklerini andırıyordu.
Böylece körlerin arasında sonu gelmez bir tartışma başladı. Köy birbiriyle asla anlaşamayan dört gruba ayrıldı, çünkü biri kendisinin haklı olduğunu düşünüyordu. Bir filin ne olduğunu kendi elleriyle dokunup anlamamışlar
"Bir çocuğun geleceğe duyduğu inanç o kadar sağlam bir mutluluktan imal edilmiş oluyor ki, bir hayalin gerçeğe dönmemesi mümkün değil... Seni seviyorum Lino... Uçakları, trenleri, insanları iyi eden ilaçları, bütün lezzetli yemekleri senin gibi inancı mutluluktan imal edilmiş çocuklar yapmış olmalı. Çünkü hepsi başında bir hayaldi. "