Ebru Asya / Sessiz Taşıyıcılar
10/10
·82 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 00:00
Uzun yıllardır engelli sorunları başta olmak üzere toplumsal konularda kaleme almış olduğum yazılarımla yerel gazete ile haber sitelerinde köşe yazarlığı yapmaktayım. Yazmış olduğum yazıları aynı zamanda edebiyat sitelerinde de paylaşırım. Yıllarca engelsiz bir Türkiye ve engelsiz bir Malatya yaratılabilmesi amacıyla birlikte omuz omuza mücadele ettiğimiz can dostum Yücel Doğanşahin’in, 3 Mayıs 2021 tarihinde vefat ederek aramızdan ayrılmıştı. Onun hatırasını yaşatmak adına Can’ım Tenimden Ayrıldı adlı kitabı çıkarmıştım. Çıkardığım kitabın geliriyle iki okulun kütüphanesine destekte bulunmuş ve bu konuyla ilgili de “Her kitaplık bir hapishane kapatır.” başlıklı bir yazı yazmıştım. Kaleme almış olduğum yazım 9 Ocak 2023 tarihinde hem Edebiyat Defterinde hem de başka bir edebiyat sitesinde “Günün Yazısı” olarak seçilmişti. Aynı gün şiir başlığında ise “Rıh” adlı şiiri ile “Günün Şiiri” olarak seçilen Ebru Asya olmuştu. Onunla tanışmamız tesadüfen gelişen bu olay nedeniyle olmuştu. Güne gelen yazımı görüp okuduğunda etkilenmiş ve kütüphane projesine destek vermek amacıyla yorum yazarak benimle iletişime geçmişti. Onun adını ilk kez bu sayede duymuş oldum. Benim yazım ile onun şiiri aynı gün seçilmeseydi yollarımız muhtemelen hiç kesişmeyecekti. Okullarda oluşturacağım kütüphane için yolladığı kitaplardan sonra da 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız depremin ardından herhangi bir sorun yaşayıp yaşamadığımızı merak ederek aramış, bir şeye ihtiyacımız olup olmadığını sorarak kötü günlerin dostu olduğunu da göstermiş olmuştu. O günden bugüne kadar da bayram, yeni yıl gibi özel günlerde iletişimde bulunan Ebru Asya, vefanın en güzel örneğini göstermeye devam etti. Ayrıca, can dostum Yücel Doğanşahin’in anısına çıkarmış olduğum Can’ım Tenimden Ayrıldı kitabı için de güzel
Kitap Alıntısı
Sessiz TaşıyıcılarEbru Asya · Mythos Kitap · 20262 okunma
Ey kardeş!En nihayet hepimiz ölüp o mezara gireceğiz değil mi?
Puan vermedi·208 syf.··
2026 4. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 20:41
Ödenmesi gereken en âcil borç Allah'a olan kulluk borcudur . Nefes aldığı sürece borçludur insan...Ve o nefesin ne zaman kesileceğini bilmemektedir. Borçlu gitmemek için ,aldığı ve verdiği her nefesin hesabını iyi yapmalı ve mutlaka kâr hânesine yazılacak şekilde harcamalıdır bu değerli sermayeyi . Şairin dediği gibi : -Büyük randevu..Bilsem nerede,saat kaçta ? Tabutumun tahtası , bilsem hangi agaçta . Ezelde tespit edilmiş ve Rabbimiz tarafından kesin bilinen ve fakat bizce bilinmeyen kesin son , ölüm için hazırlıklı olmak ; başka bir ifadeyle hazırlıksız yakalanmamak için her fırsatı ubûdiyet görevini yerine getirmek üzere kullanmalıdır müslüman. Ey gençliğine güvenen ! Nice meyve ,olgunlaşmadan düştü de çürüyüp gitti Şu gördüğün ve hallerine acıdığın ihtiyarlar da , bir zamanlar senin gibi genç ve dinç idiler. Bak Sims belleri nasıl büküldü, ayakları gövdelerini taşıyamıyor. Şu gördüğün buruşuk yüzler , deri solmuş gözler de bir zamanlar çok güzel diler , bakanlar bakmaya kıyamıyordu. Şu hastalıklı ve muzdarip insanlar da bir zamanlar sağlıklı ve zinde idiler. Şu gördüğün mezarlıkta yatanlar ; bir zamanlar diri idiler , tıpkı senin gibi , güler eğlenir, koşar ,atlar gönüllerince hayat sürerlerdi. Bak şimdi sesleri solukları bile duyulmuyor . Öyleyse aklını başına devşir; önünde sonunda öyle bir mekana gidersin ki adı kabirdir. Orada ; ne arkadaş ,ne de komşu vardır . Sana yoldaş olacak , bu fânî âlemdeki iyi veya kötü amellerindir . Sırdaşın ise, Allah Teâlâ'dır. Mezar denen o ebedî mekân, karanlıktır , oraya nur götür. Oranın nûru ,tevhid ve Kur'an'dır. Oraya yoldaş götürmek istiyorsan elinden geldiği ve gücünün yettiği kadar iyi ve hayırlı işler yapmaya ,güzel ahlâk sahibi olmaya çalış . * " Habîbim; Kullarıma söyle: Eğer Ben'i seviyorlarsa , Sana tâbî
İki Cennet Birdenİrfan Öztürk · Yüzakı Yayıncılık · 201724 okunma
Reklam
9/10
·272 syf.··
2026 10. kitabı
Antik çağlardan beri meraklı simyacıların hayallerini süsleyen yaşam verebilme yeteneği... Gerçekten başarılabilir mi? Bir ölüyü diriltebilir miydiniz? Peki diriltebilseydiniz onu sahiplenir miydiniz? Yüzüne bile bakamayacak kadar iğrenç, hayali bile tüylerinizi ürpertiyor olsa bile mi? Genç Mary Shelley, bu düşünceyle yola çıkarak yazdığı korku edebiyatı eserinde bu ürkütücü düşünceleri sorguluyor. 19. yüzyıl edebiyatının günümüzde dahi konuşulan en ünlü eserlerinden olan Frankenstein ve onun ürkütücü, hüzünlü ve mide bulandırıcı trajedisi, 19 yaşında gencecik bir kızın eseri. Kitap, İsviçreli parlak bir üniversite öğrencisinin sonsuz bir enerji ve hırsla uğraşıp başarısının buruşuk, sararmış, kokuşmuş ve çürük dolu meyvesini elde edişini ve onun sonuçlarını konu alıyor. Tanrıların ateşini çalan Prometheus'un hikayesi gibi hırsı, yaratma gücünü çalan gencimizin başına nice hayatları söndürecek bir laneti sarıyor. Yarattığından iğrenen yaratıcı, ömrünü bu iğrenç oluşumdan önce kaçarak sonra onu kovalayarak ve varlığına lanet okuyarak geçiriyor. Peki bu yaratığın suçu neydi? Mosmor damarlarının göründüğü, saman kağıdı gibi incecik ve buruşuk derisi mi? İnsandan çok bir zebaniyi andıran orantısız ve devasa vücudu mu? Bakışları iğrenç kokan sapsarı gözyuvarları mı? Bu ucube bu dünyaya gelmek istemiş miydi? O da her yaşayan gibi sevmeyi ve sevilmeyi hak etmiyor muydu? Görenler ondan iğreniyordu, halbuki o kimseyi incitmemişti. Bunu hak edecek ne yapmıştı? Yaratıcısı ona yaşam denen bu laneti neden bahşetmişti? Popüler kültürümüzün çoğu alanında yer edinen, klasik, akılsız ve amaçsızca can alan yaratığımız "Frankenstein", aslında çok daha derin bir felsefenin, çok daha trajik bir hikayenin kurbanıydı. Öyle ki bu zamana kadar Frankenstein dediğimiz bu yaratığın aslında bir
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,8bin okunma
* Sütlaç Gibi Buruşuk
10/10
·584 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 21:49
Rötarlı okudum diyemem, olsa olsa Sait’in o ''sütlaç gibi buruşuk'', tadına asla doyulmayan öyküleri gibi, sindire sindire okudum diyebilirim ancak. Peki birer öykü mü kitabın içindekiler, deneme mi yoksa? Karar vermek güç. Sohbet ederleyin pekala; yargısız, infazsız, sezdirir, gösterir gibi öyküler. Örüntüler yok, kişiceğizler yok; varsa da bir sigara içimi, boğazdan efil efil geçen bir vapur yolculuğunca ya da bir solgun güle dokununca, hatırlanan sevgili ansısınca var. Uzunca yazmağa ne hacet, bilgelik damlıyor Sait’in yareni Oktay Akbal’ın kaleminden. Tez okuyun, okutun. * Sait'in, Semaver ( - di sanırım ) kitabında keşfettiğim, aklımda kalmış bir benzetmesi.
Yalnızlık Bana YasakOktay Akbal · Doğan Kitap · 202084 okunma
5/10
·206 syf.··
2026 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 22:04
-"Posta Kutusundaki Mızıka" unutulan mektubun kefaretidir. Kitap bu dikkat yazısıyla başlıyor, bilmiyorum belki de dikkat değildir ama genelde öyle olmaz mı? Başa yazmak gerek, yine de çabuk unutmamak gerek. Ayrıca mektubun bilhassa unutulanın kefareti mi olurmuş? Açıkçası bekleyen ve de alıcısına ulaşamayacak olanlara aşinayız. Bundan önce Kör Baykuş'u okuduğumdan olsa gerek daha fazla simge aramadan buluvermişim gibi oluyor okurken. Şöyle birine el atayım... Bahsi geçen mızıkanın mektup sahibi olduğunu düşünüyorum, sevgili dostum dediği kişinin de yani alıcının da (ikisi pekâlâ farklı şahıslar da olabilir) bir başka 'ben'/iç ses olduğunu düşünüyorum. Eğer öyleyse (ben öyle farz etmeye okurken çoktan başlamıştım) kitap Ayn Rand'ın kitabıyla aynı ismi taşıdığını söyleyebiliriz: BEN. Ayn Rand'ın Ben kitabında ben kelimesi duyulmamış hiç akla gelmemişçesine gösterilen distopyaydı ya da diyebiliriz ki metaforlar şuânın öngörüsü. Bu kitapta da 'ben' diyemiyor ki yazar, evet, bir yerler de tarif edilemez saydığı ama bir o kadar da tanıdığı kendisine belki de ihtimal verememekten çok layık göremiyordur -Bu layık lehine olmak zorunda değil- ama şimdi uzatmadan neye dayanarak başlangıçta mızıkanın kendisi olduğunu açıklamalıyım. Başlarda şöyle yazar; "Posta kutusundaki mızıkanın tahtası karardı, te­nekesi paslandı ama o hala dışarıyı seyrediyor. Sevgili Dost, Kar ne güzel yağıyor." Tabi ki de yeterli değil ama dikkat (?) sözüyle de beraber fazla gerçeği kurcalayacak değiliz ya bana bu kâfî. Hem tamam, yalnız bu da değil başka alıntıdan da mantıksal açıdan tutarlılık görmek mümkün; Demek, "Dost insanın bir ikinci kendisi­dir. "1 Demek, "Sevgi hiç ayırt etmez; sevenle sevilen ay­nı şeydir. "2 - Kim o? - Senim! Böyle bir diyalogda kapının varlığından kim söz
Posta Kutusundaki MızıkaA. Ali Ural · Şule Yayınları · 202022,9bin okunma
KÖTÜ “EYLEMCİ”NİN ÖLÜMÜ BAŞKA BİR KÖTÜ “EYLEM”CİNİN ELİNDEN OLUR
Puan vermedi
“Eylemci” kitabıyla aynı başlığı taşıyan “Eylemci” öyküsünün baş kişisi emekli öğretmen Emin Tınoğlu “bir yere saplanıp kalmış, düşünemeyen, bulduğunu sanıp aramayı bırakan bir insan” olarak çıkar okurun karşısına. Emin Tınoğlu, ideolojik görüşlerine saplanıp kalmış, kendi savunduğu doğrudan başka bir doğru olduğunu düşünemeyecek kadar aramayı unutmuş, ideolojisi bağlamında körleşmiş ve duyarsızlaşmış bir bireydir. Tınoğlu, “Tınnnn!” bir bireydir. Belki de Atılgan, bu öykü kişisine “Tınoğlu” soyadını bu nedenle koymuştur. Emin Tınoğlu’nun ideolojik mücadelesi “komünistler”e karşı değildir aslında, bu mücadelede herhangi bir toplumu dönüştürme ve değiştirme çabası gütmez. Emin Tınoğlu kendi kişisel iktidarını korumak derdindedir yalnızca. “Erkek sağına dönüp karısını kendisine çekiyor, çökmüş, buruşuk ağızlar birleşiyor. Az sonra yorganı ayakucuna itip kadının üstüne çıkıyor. Kılları seyrekleşmiş ince bacaklarıyla, kıçıyla, bir türlü dikleşmemiş organıyla iğrenç bir (çiftleşme) cinsellik yansılaması bu; anlaşılan bir gençliğe dönme özlemi” (Atılgan, 2013 : sf. 89) . Aslında, bu“cinsellik yansılaması”, Tınoğlu’nun kendi iktidarının yerinde olup olmadığından her an emin olma gereksiniminin betimlenmesidir. Emin Tınoğlu’na karşı dürüst olmak ister ancak başaramaz. Bunun yanında, kadının zihninin de karmakarışık olduğu sezdirilir. Kadın, ilk atandıkları kentte otel odasındaki sevişmelerini şehvetle anımsarken, bir yandan da kocasının “özellikle yönetici”yken kız öğrencileri odasına çağırıp kucağına oturtup sevmelerini anımsar. Kadın için geçmişin iyi ve kötü anıları birbirine karışmış, kötü olan kanıksanmış olduğu için, iyi olanı görme yetisi de körelmiştir. Bu anlamda, kadın çaresiz gibi görünse de bir yanıyla kötüdür. Çünkü dürüst değildir ve kocasının kız öğrencileri
Bütün ÖyküleriYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 20172,736 okunma
Reklam
Reklam