Niçin insanı değerlendirirken sarıp sarmalanmış, kundaklanmış olarak bakıyorsunuz ona? O zaman hiç de kendinin olmayan yanlarını göstermiş, gerçek değerini verdirecek yanlarını saklamış olur. Aradığımız kılıcın değeridir, kının değil. Kınından çıkınca belki de beş para vermezsiniz kılıca. İnsanı kendi değeriyle ölçmeli, süsü püsüyle değil. Eskilerden birinin pek hoş olarak dediği gibi: Bilir misiniz niçin büyük görülür o insan bize? Topukları yüksek de ondan. Taban heykelden sayılmaz. Ayakkabılarının çıkarıp öyle ölçmeli boyunu insanın: parasını pulunu, şanını unvanını bir yana bırakıp bir gömlekle çıksın karşımıza. Bakalım bedeni işine elverişli mi, sağlam, zinde mi? Kafaca nasıl? Hoş mu, yetenekli mi? Düşünce dağarcığı kendinden mi, başkalarından mı? Kendinden emin, haksever, tokgözlü mü? Bakılması gereken bunlardır; bunlardan anlaşılır kişin gerçek değeri.
Bütün reformlar,varlığını çoğunluğa karşı gelen bir azınlığın insiyatifine borçludur. Eğer hırsızlar içinde ve hırsızlığın zorunlu olduğu bir ortamda faziletli bir kişi bulunursa,bu kişi bu zorunluluğu kâbul etmek zorunda mıdır? İnsanların varolan gayri âdil kanunlara itaat etmesi gerektiği hurafesi mevcut oldukça kölelik varolur. Bu hurafeyi ancak Pasif Direnişçi kaldırabilir.