"Eger bir edebi bir eser yazmak istiyorsa kendine ait bir odası ve parası olmak zorundaydı."
20.yüzyıla damgasını vuran feminist yazar Virginia Woolf. Bence bir devrimci o.Düşüncelerini kimseden çekinmeden paylaşan, cesur bir kadın. Bu, 1900lerdeki durumu düşünürsek bir hayli şaşırtıcı. Kadın, bütün çağlarda aşağılanmış ve asla çıkartılmaması gereken bir cins olmuştur. Nasıl bir insanlık ki, iç hor görür? Kadına nasıl şiddet gösterir, nasıl onu toplumdan uzak tutar? Nasıl olur da kapalı kapılar önünde saklanmasına sebep olur? Hangi sebeple onun tiyatro oynayamayacağını, kitap yazamayacağını, şarkı besteleyemeyeceğini söyler? Kadının varlığına katlanamayan zihniyet; elbette onun yazmasına, okumasına, düşünmesine de karşıdır. "Erkekler kendilerinden daha üstün bir rakip bilirler ve o yüzden en zayıfı, en cahili seçerler. Gerçekten de belirli bir döneme kadar ne bir bilim insanı, ne bir yazar, ne bir şair çıkmış kadınlardan. Kadın yazıyorsa ortak oturma odasında yazmalıydı. "Sizi yaşamaya koyulmanız için daha nasıl cesaretlendirebilirim? Genç kadınlar, lütfen. Siz asla kayda değer bir şey keşfetmediniz. Asla bir imparatorluğu sarsmadınız ya da bir orduyu savaşa sokmadınız. Shakespear oyunları sizin tarafınızdan yazılmadı ve asla barbar bir kavmi medeniyetle tanıştırmadınız.Peki mazeretiniz nedir? Onları biz doğurduk, biz olmasak yapamazlardı diyeceksiniz. Siz elbette çouk doğurmaya devam etmelisiniz ancak ikişer ya da üçer tane, onar on ikişer değil. Böylece elinizde biraz zaman ve beyinlerinizde biraz kitap bilgisiyle bu karanlık kariyerinizin başka bir evresine geçebilirsiniz. "