*spoiler içerebilir*
Ön yargıyla başlamıştım fakat neden daha önce okumadım diyerek bitirdim. Az zamanda çok şeyler anlatmayı başarmış. Lennie okuyan herkesin ezildiğini düşündüğü için belki veya aciz olduğunu düşündüğümüz insanlara karşı takındığımız acıma duygusundan, direkt bağ kuracağı karakterimiz. Diğeri ise her ne kadar somut yapısıyla ön plana çıksa da Lennie'ye olan o yumuşak tavrından, şefkatinden dolayı takdir ettiğim diğer karakterimiz. Kitap bu iki karakterin hayalini veriyor önce, öyle güzel tasvir ediyor ki George hayallerini, gerçekleşecek sanıyorum. Sonra olaylar kafama balyoz gibi indi. İşçilerin hemen hepsinin hayali; bir gün kendi arazisini alıp kendi yiyeceklerini yetiştirmek ve kimsenin emrinde çalışmak zorunda kalmamak... Fakat zenci seyis Croocks diyor ki; ne yazık ki hiç biri bu hayalini gerçekleştiremez. Eline ufacık para geçer geçmez hemen kasabaya gider ve parasını içkiye, kızlara yedirir. Sonra bu hayalle çalışır. Yine eline geçen parayı yer. Bu bana kendi hayatlarımızın yansıması gibi geldi. Hepimizin hayalleri var, çalışıyoruz, vaktimizi saçma aktivitelere harcayıp hayal kurmaya devam ediyoruz. Belki de hayat budur. Sadece yaşamak... Yaşlı köpeği artık kokuyor diye öldürmesini istemeleri hatta bunu seremoniye çevirmeleri... Adamın en son baskılara boyun eğmeyip kabul etmesi sonra pişman olup en azından ben yapsaydım demesi... Köpeğin ölmesi mi gerekirdi yoksa fark etmez miydi. Lennie ruh hali oldukça basit. Sadece sevgi ve korku duygularını barındırıyor gibi. Tavşan bakacağım diyor, bunu düşünerek ve duyarak mutlu oluyor. Bu hayalin seslendiricisi olan George onun gözünde bir nevi tanrı. O ne derse yapıyor, en azından yapmaya çalışıyor diyelim. Lennie tam anlamıyla koca bir bebek.
Hayallerini umarsızca zenci seyise anlatmaları. Sanki ona