- Keşke okumaya gitseniz! -diyordu.- Sadece aydınlanmış ve kutsal insanlar ilginçtir, lazım olan onlardır sadece. Bu gibi insanların sayısı ne kadar artarsa, Tanrı'nın krallığı yeryüzüne o kadar çabuk gelecek. O vakit şehrinizde yavaş yavaş taşlar devrilmeye başlayacak, her şey tepetaklak olacak, her şey değişecek, adeta sihir yapılmış gibi. Ve o vakit burada muazzam ölçülerde, şaheser binalar, harikulade bahçeler, olağanüstü fıskiyeler ve muhteşem insanlar meydana çıkacak... Ama bu değil önemli olan. Önemli olan şu ki, bizim şimdi anladığımız ve gördüğümüz şekliyle kalabalıklar, bu fena güruh o vakit olmayacak, çünkü her insan inanç besleyecek ve neden yaşadığını bilecek ve hiç kimse sırtını kalabalığa yaslamaya çalışmayacak.
İnsanlar sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım, oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş. Seven insan Tanrı’nın, Tanrı’da onun içindedir, çünkü Tanrı sevgidir…
Lipa hızlı yürüyordu, başındaki örtüyü kaybetmişti...
Gökyüzüne bakıyor ve oğlunun ruhunun şimdi nerede olduğunu düşünüyordu: Arkasından mı geliyordu, yoksa yukarıda, yıldızlarla birlikte uçuyor ve artık annesini düşünmüyor muydu? Ah, gece vakti açık arazide, bu şarkıların, dur durak bilmeyen bu sevinç çığlıklarının arasında, kendi şarkı söyleyemezken, kendi sevinemezken, tıpkı kendisi gibi yapayalnız olan ay gökyüzünden bakarken ve mevsim bahar mı, yoksa kış mı, insanlar diri mi, yoksa ölü mü umursamazken ne kadar da yalnız hissediyor insan... Yürekte acı varken yalnızlık koyar insana.